Ekonomi

Göze almadan olmuyor

Türkiye'de rejim, rıza üretme kapasitesini yitirdiği oranda devleti çıplak bir "hayatta kalma makinesine" dönüştürüyor. Hukukun bir dehşet aygıtı haline getirilmesi, "mutlak butlan" kumpasları ve muhalefetin her...

1 okuma

Türkiye'de rejim, rıza üretme kapasitesini yitirdiği oranda devleti çıplak bir "hayatta kalma makinesine" dönüştürüyor. Hukukun bir dehşet aygıtı haline getirilmesi, "mutlak butlan" kumpasları ve muhalefetin her filizlenişinde anında devreye giren gözaltı cenderesi, hepsi aynı stratejinin bileşeni.   Tüm bu hamleler; toplumun zihnini esir almayı, bireyleri varoluşsal bir çaresizlik duygusuna hapsederek edilgenleştirmeyi ve örgütsüzleştirmeyi amaçlıyor.  Bu cenderenin ürettiği en yakıcı güncel kaygı ise Özgür Özel gözaltına alınırsa ne olacağı, Yeni Parti’nin dağılıp dağılmayacağı?

Toplumun geniş bir kesimine yayılan ve hatta biraz da bilinçlice maniple edilen bu korku gerçek ve anlaşılabilir. Çünkü bugünkü örgütlenme biçimi, bu soruya henüz güven verici bir yanıt üretmiş değil.   Yeni Parti ve Özgür Özel liderliğinin doğar doğmaz yarattığı heyecan, toplumda bir karşılığı olduğunu göstermişti.

Ancak "Kahraman lider" illüzyonu, ilk kopuş anında kitlelere bir cesaret vermiş olsa da liderlik bir örgüt modeli değildir. Lider, yeni bir yol açabilir ama o yolu yürürken genişletecek olan toplumsal tabanda kök salmış kurumsal ve kitlesel bir örgüt de olmalıdır.  Sadece tek bir figürün performansına veya karizmasına dayalı siyaset, en küçük bir belirsizlik anında devasa kırılganlıklar üretir. Çerçeve yasa tartışmasındaki ilk kararsızlık anında yükselen o hızlı hayal kırıklığı ve değersizleştirme, kitlelerin "kötü niyetinden" kaynaklanmadı.

“Kitle” kendi özne olma halini, eylemselliğini ve sorumluluğunu tek bir lidere devrettiğinde, lidere çocuksu bir "kadir-i mutlaklık" yükler. Bu aşırı yüceltme, lider ilk bocaladığı an aynı hızla yakıcı bir öfkeye dönüşür. Kitle, kendi örgütlü gücüne sahip değilse, lideri hem tek umut hem de ilk krizde tek günah keçisi ilan eder.  Hatırlayalım: Gezi, hem lidersiz hem de örgütsüz bir patlamaydı.

Milyonların sokağa döküldüğü, düzenin surlarını sarsan devasa bir enerji birikimiydi. Bu enerji, kesintisiz mücadele yürüten yapısal meclislere, sürdürülebilir organlara ve kitlesel bir örgütlenmeye dönüşemediği için sönümlendi. Yağmur ne kadar şiddetli yağsa da damlaları emip derinlerinde biriktirecek bir toprak, biriken suyun akacağı bir nehir yoksa, sel caddelerden akar geçer ve geriye yine aynı kuraklık kalır.  Yeni parti örgütlenme sürecinde iki büyük engel var.

Örgütlenmek, gücü ve yetkiyi paylaşmak demek. CHP'nin geleneksel delege yapısı ve bürokrasisi ne kadar çürümüş olursa olsun liderliğe sahte bir "denetim" illüzyonu veriyordu. Yeni Parti bu dikey hiyerarşiyi kıran, tabandaki öznelere alan açan yatay bir örgütlenme modeli kurmaya çalışıyor.

Ama bu model de lider ve çekirdek kadrosu için "korkutucu". Yeni tip örgütlenmenin belirsizlikleri var. Kontrolü kaybetme korkusu, eskilerden kimlerin alınacağı, gelenlerin kim oldukları ve neden geldiklerinin belli olup olmaması gibi riskler taşıyor.  REJİMİN KORKUSU Daha büyük engel ise rejimin kriminalize etme hamleleri.

Atanan her il ve ilçe başkanının anında gözaltına alındığı, üye olmanın dahi bir "suç unsuru" gibi kodlandığı koşullarda; göze almak soyut bir retorik olmaktan çıkıp fiziki bir bedel haline geliyor. Rejim, iş, gelecek ve hukuki güvencenin aynı anda askıya alındığı bu korkutuculuğuyla kadroları tutuklayarak, topluma tek bir şey söylüyor: "Organize olduğun an hayatın kararacak."  Bu yüzden rejim, mafyadan tarikat ve cemaatlere kadar kendisinden başka hiçbir örgüte hayat hakkı tanımıyor.  Çünkü rejimin korktuğu, ideoloji değil, örgütlenmenin kendisi.  Bu örgütsüzleştirme stratejisinin Özgür Özel'in kendisine kadar uzanabileceği, "ya o da gözaltına alınırsa?" sorusunun pompalandığı bir belirsizlik iklimi yaratılmış durumda. Psikolojik bağımlılık ile fiziksel kriminalizasyonun iç içe geçtiği bu “çifte kilitlenme” ancak politik bilincimizi doğru bir kerterize oturtarak aşılabilir.  Rejimin "başı kesilmiş gövde" yaratma stratejisi, liderliği tek bir biyolojik bedene hapsetmeyerek bozulabilir.

Özgür Özel'in muhtemel bir gözaltı/tutuklanma durumunda çarkların durmayacağını gösterecek, toplumsal muhalefetin ve parlamenterlerin dahil olduğu şeffaf bir "Sözcüler Meclisi ve Kriz Komitesi" şimdiden kurumsallaştırılmalı.  MECLİSLER KURULMALI Tabela asıp koltuğa oturan başkanın tutuklandığı bir ortamda, geleneksel örgütlenme modeli rejime kolay hedefler sunar. Tabela merkezli değil; mahallelerde, işyerlerinde, okullarda hatta cemevlerinde, camilerde çalışan yatay "Ekmek ve Hak Meclisleri" kurulmalı. Rejim tek bir ilçe başkanını kriminalize edebilir; fakat halkın barınma, ulaşım, beslenme gibi doğrudan somut hayat sorunlarını savunan yatay komiteleri tasfiye edemez.  Bu meclislerin gücü, farklı toplumsal kesimleri aynılaştırmadan aynı masaya oturtabilmesinde yatar: Alevi yurttaşın eşit vatandaşlık talebi, Kürt emekçisinin onuru ve seküler yaşam güvencesi, kadınlar, LGBT ler, yaşlılar, emekliler; ayrı ayrı kimliksel talepler olarak değil, "Saray'ın yağma düzenine karşı ortak kamusal savunma" zemininde kesişen somut ihtiyaçlar olarak örgütlenmelidir.

  İşte bu yüzden soru yanlış soruluyor. Mesele Özgür Özel'in gözaltına alınıp alınmayacağı değil; alındığında dahi devam edecek, tek bir bedene ya da tabelaya bağlı olmayan bir gücün bugünden kurulup kurulmadığı. Bu güç kurulduğunda, kaygı da yerini bir örgütlenme kararlılığına bırakır.

Gerçek örgüt de aslında bir tabela, bina, unvan değil halkın bizatihi kendisidir. 

İlgili Haberler