Gecenin köründe gol yağmuru
Spor

Gecenin köründe gol yağmuru

Kabataş Füniküler İstasyonu'na doğru yürüyen kalabalıkta, önümde bir baba ve 8 - 9 yaşlarında kızı var. Baba şöyle dedi: "Bakalım okul başladığında bu geç maçlara gelebilecek miyiz? Kızdan cevap geldi: "Sorun değil...

1 okuma

Kabataş Füniküler İstasyonu'na doğru yürüyen kalabalıkta, önümde bir baba ve 8 - 9 yaşlarında kızı var. Baba şöyle dedi: "Bakalım okul başladığında bu geç maçlara gelebilecek miyiz? Kızdan cevap geldi: "Sorun değil baba.

Sabah serviste uyuyorum..." Ey yayıncı kuruluş! Duy bunları. Maç programlarını böyle abuk sabuk saatlere yapıyorsun.

Takımlara da "reklam - meklam" gerekçeleriyle dikte ediyorsun. Onların da umurlarında değil. Yöneticiler nasıl olsa, yakışıklı makam araçlarıyla gelip gidiyorlar.

Aralarında bu satırların yazarının da bulunduğu on binlerce emekçi ya da öğrenci gibi, gece yarasından sonra yollara düşüp, 01.00 - 02.00 gibi eve gelip, sabahın köründe kalkıp otobüs - metro duraklarında ya da servislerde sürünmek zorunda değiller. Biraz insaf edin. Şu 21.30 tarifesinden vazgeçin.

Pazartesi başlayan maç neredeyse Salı günü bitiyor. Metroya yetişmek için Vlahoviç'ten daha hızlı deparlar atmak zorunda bırakmayın bizi. İşin bu tarafı bir yana.

Beşiktaş'ın hakemlerle o hiç bitmeyen sınavına dair yazıp çizerken hep şunu söylerim: "Gerekiyorsa hakemi de yeneceksin" şiarına uyup da, her maçta da 6 tane atamazsın ki... Dün, tam da bu dediğim yaşandı. 6 tane, hatta 7 tane attı Beşiktaş.

Biri penaltı, hepsi de birbirinden şık goller. Ama her maçta da olmaz bu. Dünya üzerinde hiçbir takım yapamaz bunu.

Mesele "Hakeme rağmen maç kazanmak zorunda" kalmamak. Dünkü hakem yine elinden geleni yaptı çelme takmak için. Hatta, mümkün olsa da derbi öncesinde bir kırmızı kart filan çıkarıversem diye uğraştı durdu.

Katil bu adamlar! Artık güçlü bir isyan gerekiyor. Olacak iş değil.

Orkun'un haklı itirazlarına daha maçın başında sarı kartı göstererek, maç boyunca ürkek oynamasına yolaçtı. Beşiktaş'ın her golü sonrası rakibin kale çizgisisi hizasına kadar, hatta korner bayrağına kadar giderek futbolcuların gol sevinci yaşamaması, uzutmaması ve bir an önce sahasına dönmesi için adeta "çoban" gibi davrandı hakem. Böyle bir şeyi ben hayatımda görmedim.

Gol kutlamasının makul bir süresi vardır ve gezegenin her yerinde hakemler buna tolerans gösterirler. Maçın son dakikalarında kritik bir skor durumu hariç. Hakem, adeta arkalarından itti Beşiktaşlı futbolcuları, her gol sonrası.

Bir itiraz gelse sarıyı basacak. Eli cebinde bekledi adeta. Vlahoviç "hat - trick" yapıyor.

Duygular dorukta. Tribüne gidip taraftarla "kaynaşıyor" Anında çakıverdi sarı kartı. Doğal olarak akıllara Galatasaraylı futbolcuların benzer hareketlerine geçmişte verilmeyen kartlar hatırlandı.

Bu tür karşılaştırmalara girmeyelim mi? Peki, girmeyelim. Ama siz de çifte standarda girmeyin kardeşim.

Maçın nasıl geçtiğine gelirsek... Hakemi çıkartın aradan, güzel bir maçtı. Çorum başka takımlar gibi "yüzde yüz teslimiyetle" kapanmadı.

Özellikle Beşiktaş orta sahasının zaman zaman vahim hatalırını değerlendirip, çok iyi top yaparak ev sahibi takımın kalesine geldiler ve 2 de gol buldular. Beşiktaş'ın Kadıköy derbisi öncesi bu pozisyonları çok iyi çalışıp ders çıkarması lazım. Fenerbahçe forvetleri, Çorum'a benzemez.

Beşiktaş'ın attığı, biri sayılmayan 7 gole bakınca, hepsi birbiriden güzeldi. En güzeli de Vlahoviç'in kendi taraftarı önünde hat - trick yaparak "açılışı" böyle muhteşem yapmasıydı. Poku bile oyuna girer girmez bir gol attı ofsayt kararına kurban gitti.

Beşiktaş'ın penaltısına gelince... "Bal gibi" penaltıydı. Hakem neden o kadar nazlandı, anlayamadık.

Tribün ıslık ve yüksek desibelde tezahüratla baskı kurmasa, vermeyecekti. Bu kadar belli etmeyin "takoz" işlerini kardeşim. Bu takımı tökezletmek için bu kadar uğraşmayın.

Hani "ince ince doğramak" diye bir tabir vardır ya.. Bu kadar "kalın" yöntemlere başvurmayın. Ayıp oluyor.

6-2'lik skorun analizini yapmanın alemi yok. 6-2, 6-2'dir... Ama Beşiktaş'ın sezonun ilk maçlarındaki "çok hızlı ve birlikte ileri çıkış" iştahına birşeyler olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Zaman zaman ileri atılan uzun toplara koşan bile bulunmuyordu dün. İlk gole imza atan Cerny, pek çok topu "geçerken" izleyerek hayal kırıklığı yarattı. Olaitan giderek daha da üzerine koyarak göz dolduruyor.

Rıdvan da öyle. Bizi mahcup etmeye devam ediyor. Böyle mahcubiyete varım ben.

En iyisi de, Beşiktaş'ın artık "yedek kulübesi kaygısı" ortadan kalkmış durumda. Vincenzo Hoca'nın zorluğu, artık "Kimi tercih edeceğim" sorusu. Böyle dert de dostlar başına.

Sırada Kadıköy derbisi yolculuğu var. Her şeyin olabileceği bir maç. İki takım da, derbi öncesi maçlarını "güle oynaya" kazandılar.

Moraller dorukta. Derbi bu. Bekleyip görelim.

İlgili Haberler