29 September 2026, Tuesday
Fon skandalının toplumsal boyutları
Gündem

Fon skandalının toplumsal boyutları

Günlerdir fon skandalını konuşuyoruz. Aslında gündelik yaşamda kredi kartları, ihtiyaç kredileri, fonlar, döviz, borsa derken, finans toplumun tüm dokularına nüfuz etmiş durumda. Finansal kapitalizmle birlikte,...

Günlerdir fon skandalını konuşuyoruz. Aslında gündelik yaşamda kredi kartları, ihtiyaç kredileri, fonlar, döviz, borsa derken, finans toplumun tüm dokularına nüfuz etmiş durumda. Finansal kapitalizmle birlikte, “Emekçiler kazandığını yer” ilkesi de geride kaldı.

Geniş toplum kesimlerine kredi kartları, tüketici kredileriyle gelirlerinin ötesinde harcama yapma, dolayısıyla ekonomide etkin talebi artırma yolu açıldı. Ama iş geri ödemeye gelince metroda, kahvede, işyerinde bu borçların nasıl geri ödeneceğine, üç kuruşluk tasarrufların nasıl değerlendirileceğine ilişkin muhabbetler baş gündem maddeleri arasında yer alıyor. Bir ekonomide sınıfsal pozisyonlarına göre bireylerin yatırımcı mı yoksa borçlu mu olduğunu ayırt etmenin de iyice güçleştiği çok karmaşık bir kompozisyon söz konusu.

Bir emekli oğlunu evlendirmek için ihtiyaç kredisi kullanırken diğer bir emekli temel harcamalarına bile yetmeyen maaşını, sınırlı birikimleriyle mevduata veya fonlara koyarak destekleme gayreti içine girebiliyor. Tuzu kuru kesimler 2023 seçimleri öncesinde gözlemlendiği gibi, düşük faiz ortamından yararlanıp kredi kartı limitlerini zorlayarak borçlanıp borsaya yatırabiliyor. Faizden uzak durmaya çalışan muhafazakar kesimler bir eve bir arabaya sahip olabilme özlemlerini son yıllarda yaygınlaşan tasarruf finansman şirketleriyle gidermeye çalışabiliyor.

ASIL MAĞDUR KÜÇÜK YATIRIMCI Nitekim son fon skandalında 25 bin yatırımcının para koyduğu tasfiye konusu bir fonun kişi başı ortalama portföyünün 100 bin liranın altında bulunduğu ortaya çıktı. 48 bin yatırımcı barındıran bir diğer fondaki ortalama yatırım miktarı da 110 bin lira. Buradan kolaylıkla 40-50 bin lira civarında mütevazi bir tasarrufa sahip çok sayıda küçük yatırımcıdan söz edilebileceği sonucunu çıkarmak zor değil.

Buna karşın istisnalar dışında, manipülasyona başvuran, içeriden bilgi edinen, fiyatlar zirve noktalara ulaştığında çıkışa geçmeyi başaranlar da ne tesadüftür ki hep büyük oyuncular arasından çıkmış. Burada unutulmaması gereken bir konu da şu: Doğrudur, fonlardan çıkışlarda danışıklı dövüşler, küçük yatırımcıyı yanıltacak sahte sinyaller, çıkışın zamanlamasının optimum noktada gerçekleşmesini sağlayacak tertipler devreye girmiş olabilir. Ancak 28 Ağustos’ta yayımlanan Yatırım Fonlarına İlişkin Rehberi’nin, bir fonda tek bir hissenin ağırlığına, fiili dolaşım oranına göre ayarlanacak ağırlığına, aynı yöneticinin yönetebileceği fonların sayısına ilişkin getirdiği düzenlemeler zaten mevcut fonların eski bileşimiyle devam edemeyeceğine işaret ediyor, hatta büyük olasılıkla bir çöküş yaşanmasını kaçınılmaz hale getiriyordu.

Sermaye Piyasası Kurulu’18 Eylül 2026 tarihli basın açıklaması; Borsa İstanbul, Takasbank, Sermaye Piyasaları Birliği, Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun yanısıra ilgili kamu kurum ve kuruluşları özel sektör temsilcileri ile iletişim halinde bulunulduğunu, yerli ve yabancı yatırımcıların görüş ve değerlendirmelerine başvurulduğunu söylüyor. Dolayısıyla piyasa profesyonelleri Rehber’de neler bulunduğunu ayrıntılarına kadar biliyorlardı ve bu “tatlı hayat” döneminin sonuna yaklaşıldığını anlayarak tüm önlemlerini ona göre almışlardı. OLAY İKTİDAR ÇEVRELERİYLE İLTİSAKLI Sözü edilen fon yönetim şirketleri yöneticilerinin, bu tezgah içinde bulunan büyük yatırımcıların, iktidar partisi ile iltisaklı olmasına da şaşmamak gerek.

Çünkü 24 senedir iktidardalar, tüm ekonomi bürokrasisi kadroları kendi tercihleri sonucu belirlenmiş durumda ve bu sürede serveti en hızlı artanlar kendi ekosistemlerinden çıkıyor. Bir yandan öz bünyelerinden gelen kadroların iş aleminde de önü açılırken bulundukları konumdan sıçrama yapmak isteyen şirket ve şahıslar da iktidar partisine yanaşmak gereksinimi duyuyor, sonunda parti ile kar merkezleri arasında organik bir yapı şekilleniyor. Bilindiği üzere hesapları dondurulan 455 bin kişi bulunuyor.

Bu oldukça büyük bir rakam ve AKP’nin böyle geniş bir kitleyi tamamen gözden çıkarma lüksü yok. Tasfiyeye uğrayacak fonların 18 milyar dolar olarak hesaplanan kağıt üstü değeri ilk yatırım tutarları göz önüne alınırsa yarıya kadar inebilir. Bazı para fonlarında kurtarılacak oranlar %70-80’leri bulabileceği için toplam zarar daha düşük çıkacaktır.

O nedenle ortalıkta dolaşan kamu kaynakları ile kişi başına 1 milyon lira kadarlık bir kurtarma yapılacağı bilgisi doğru olabilir ve bu plan bütçeyi çok zorlamadan hayata geçirilebilir. ÇOK KATMANLI YATIRIMCI PROFİLİ Yalnız süreci yakından izleyen, yüksek dozda tepkili ve çok katmanlı bir yapı ile karşı karşıyayız. Ancak önce şunu vurgulamak gerekiyor; elbette bu skandalda dahli bulunanların kişisel mal varlıklarına el konulması ve clawback denilen yöntemle haksız kazançlara el konulması, hatta yöneticilere yapılan yönetim ve performans gelirlerinin geri alınması gibi adımlar atılsa dahi, önemli bir zarar ortaya çıkacaktır.

Ortalıkta, “bu sıfır toplamlı bir oyundur bütün zararlar kurtarılabilir” tarzı iyimser bir tez dolaşıyorsa da, tüm dünya ve ülke örnekleri belli bir zararın kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Olası bir kurtarma operasyonuna ilişkin, bazıları tamamen zıt kutuplarda konuşlanmış kimi taraflar şöyle sınıflanabilir:  • Aralık 2025’e kadar 1 milyon lira, sonraki girişlerde 10 milyon lira finansal varlığa sahip olan ve kendilerinin de kurtarma kapsamına alınmasını isteyen “nitelikli yatırımcı” kategorisinde yer alanlar,  • Parasını tasfiye kapsamındaki para piyasası fonlarında park etmiş, hiçbir zarara uğramaksızın yatırdıklarının ödenmesi gerektiği varsayımından hareket edenler,  • Parasını hisse ağırlıklı fonlarda park etmiş, daha yüksek oranlı zararlarla yüz yüze gelmesi olası yatırımcılar, • Fon piyasalarındaki çalkantı sonucu hem fonlardan hızlı çıkış hem de finansal varlık fiyatlarındaki düşüş kaynaklı zarara uğrayan, ama parası tasfiye kapsamı dışındaki başka fonlarda bulunanlar, • Fon krizinin tetiklediği borsa endeksindeki düşüş sonucu portföyleri eridiği için tepkili olan, kendilerini de kapsayacak  topyekun çözümler talep eden yatırımcılar,  • "Kârlar özel zararlar kamusal” anlayışına cepheden karşı çıkan, kamu kaynaklarından fon yatırımcılarını kurtarma amaçlı tek bir kuruş ödenmesine şiddetle muhalefet edenler. SİYASİ FATURA KİME ÇIKACAK?

Bu pozisyonları bağdaştırmak, toplumda genel kabul görecek bir çözüm üretmek imkansız görünüyor. Manipülasyonlara başvuranların, fonlardan vurgun vuranların, gerekli düzenleme, denetim, gözetim görevlerini aksatanların hepsinin AKP iltisaklı olması ilk bakışta iktidara ağır bir siyasi fatura çıkacağını düşündürüyor. Fatma Betül Sayan Kaya’ya ilişkin haberi YENİ Partili Zeynel Emre’nin patlatması, TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın fon skandalına bulaşanların listelerini teşhir etmesi muhalefete puan kazandırmış görünüyor.

Gelgelelim, iş çözüm önerisine gelince, nasıl bir pozisyon takınılırsa takınılsın, sözünü ettiğimiz geniş yelpazenin belli kanatlarından şiddetli bir tepki yükseleceğini tahmin etmek zor değil. Muhalefet sözcüleri, kurtarma planının daha kapsamlı tutulması gerektiği; mağdurların tüm zararlarının karşılanmasının isabetli olacağı doğrultusunda yorum yapsalar; emeklilerin hali ortadayken, asgari ücretliler geçim sıkıntısı çekerken, kamu bütçesinden, halkın cebinden tek kuruş çıkmamalı görüşünü savunanlar sert tepki gösterecek. Yok eğer “bu ne cömertlik, hangi hakla halkın cebinden, risk alıp kayba uğrayan yatırımcıyı kurtarıyorsunuz?” tarzı, tam tersi bir tutum takınsalar, bu kez öfkesi tepesinde fon mağdurları galeyana gelecek.  YENİ Partili Ümit Özlale tarafından TBMM’ye sunulan kanun teklifiyle, kaybedilen paraların yüzde 80’inden fazlasının geri kazanılmasına ilişkin tasfiye önerileri geliştirirken “Kamu kaynaklarıyla zarar kapatılmasına karşıyız” tavrını ifade etti.

Bu pozisyonun teknik anlamda geçerliliği tartışılır olmakla birlikte, izlenen tutum siyaseten doğru kabul edilebilir. Ancak Özgür Özel’in, “Fon krizinin çözümü için ortak masa” önerisi, oluşacak tepkilere yok yere muhatap olmak, iktidarın sorumluluğunu hafifletmek gibi istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla gereksiz bir hamle izlenimi uyandırıyor.

Krizin finansal piyasalardaki etkilerini ve siyaset cephesindeki sonuçlarının kolayca kestirilemeyeceği, çalkantılı yeni bir döneme giriyoruz. Zengin haber akışıyla dışarıdan izleyenler için canlı, bizzat kayba uğrayanlar açısından acılı bir süreç yaşanacak gibi görünüyor. Bu kritik kırılma noktasını siyaseten doğru değerlendirmek de toplumsal muhalefetin becerisine bağlı olacak.

İlgili Haberler