Karapınar Gündem
Son Dakika
Ekonomi

Fidel'le ve Küba'yla yan yana durmak!

Karapınar Gündem 1 okuma

Dünyada sosyalizmin ve komünizm idealinin en prestijli önderlerinden Küba Fidel Castro 100 yaşında. Genç yaşlarda bir avuç Kübalı ve Latin Amerikalı devrimciyle başladığı mücadelesini son nefesine kadar “bir başka dünya...

Dünyada sosyalizmin ve komünizm idealinin en prestijli önderlerinden Küba Fidel Castro 100 yaşında. Genç yaşlarda bir avuç Kübalı ve Latin Amerikalı devrimciyle başladığı mücadelesini son nefesine kadar “bir başka dünya mümkün” hedefiyle sürdüren Castro, tam 100 yıl önce 13 Ağustos 1926’da, Küba’nın Holguín eyaletinde varlıklı bir İspanyol göçmenin oğlu olarak dünyaya gelmişti. 25 Kasım 2016 tarihinde, 90 yaşındayken aramızdan ayrılan Castro, Küba Komünist Partisi’nin aynı yıl gerçekleştirilen kongresinde yaptığı son konuşmada “yakında kendisinin de herkes gibi gideceğini” belirtmiş, “Ancak Küba devriminin idealleri yaşayacak!” demişti..

“Başkomutan” (Comandante el Jefe) ve “Büyük Lider” (El Lider Maximo) olarak halkının gönlünde yaşayan Fidel’in 10 önce, partisine ve halkına verdiği bu iyimser mesaj, tarihinin en büyük krizini yaşayan Küba’nın ABD emperyalizmine karşı direnişin sembolü... Geçtiğimiz hafta gerçekleşen 24’ncü Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Konferansı’nın ana mesajı da aynı içerikteydi: “Küba devriminin mirasını korumak, Küba devrimiyle dayanışmayı, barış için emperyalizmle mücadeledeki ortak eylemleri güçlendirmek.” Ancak çeşitli ülkelerden 50’ye yakın partinin temsilcilerinin katıldığı Havana’daki konferansın bu çağrısına rağmen ABD ablukası altında her geçen gün daha da derinleşen krizden çıkış çok zor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun geçtiğimiz ay açıkladığı “Küba: 21’nci Yüzyıl Komünizminin Başkenti” başlıklı rapor, Havana’dan gönderilen tüm “işbirliği” mesajlarına rağmen Trump yönetiminin Küba’yı, Venezuela örneğinde olduğu gibi tam olarak teslim almak için baskıyı sürdürmeye kararlı olduğunu gösteriyor.

Kendisi de Küba kökenli olan ve oradaki sosyalizmi yıkmaya yeminli göçmen bir aileden gelen Rubio, Washington’a davet ettiği 60 ülke temsilcilerine sunduğu raporla ABD’de ve tüm dünyadaki “sol terörizm”in arkasındaki güç olduğunu iddia ederek, Küba’ya yönelik ekonomik ve siyasi ambargoyu, askeri saldırı planlarını meşru göstermeye çalışıyor. Raporda “Georg Floyd’la ilgili gö‘antifa’nın yeniden tırmanışına, ABD üniversitelerindeki terörizm yanlısı hareketlerin yeniden yükadar son zamanlarda Birleşik Amerika’da yaşanan tüm olaylarda Küba’nın etkisi var” deniliyor. ∗∗∗ Tüm ağırlığıyla yüklendiği İran’a boyun eğdiremeyen Trump’ın Ortadoğu’daki krizli ortamı bir biçimde sonlandırabilirse Küba’ya yönelik baskılarını artıracağı ve istediği sonucu alamazsa askeri çözüme başvuracağı görülüyor.

Irkçı ayrımcılık, polis şiddeti, sosyal eşitsizlikler, savaşlar, Filistin’in işgali, Gazze’deki soykırım ya da kendi baskıcı göç politikasından kaynaklanan tüm sorunların sorumlusu olarak Küba’yı gösteren Trump yönetimine karşı sosyalizmi savunarak direnmek giderek zorlaşıyor. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla, Birleşmiş Milletler’in genel kurulunda yaptığı konuşmasında şöyle başlamıştı: “Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, Küba'ya karşı yaklaşık yetmiş yıldır devam eden ve son yedi ayda giderek daha acımasız ve gaddar bir hal alan çok katmanlı, konvansiyonel olmayan bir savaş yürütmektedir. Şimdi, deniz ablukasına denk gelen ve dolayısıyla bir savaş eylemi olan bir enerji ablukası uygulanıyor.

Küba'nın hem ticari hem de insani amaçlı yakıt sevkiyatlarına erişimi, doğrudan tehditler, engellemeler ve hatta tankerlerin ABD deniz kuvvetleri tarafından kuşatılması veya taciz edilmesi yoluyla engellenmektedir. ABD hükümetinin en üst kademelerinden defalarca askeri saldırı tehditleri savrulmuş ve kamuya açık kaynaklar savaş seçeneklerini ve hazırlıklarını tanımlamaktadır.“ Parrilla, Küba’ya yönelik ambargo ve tehditlerin halka değil, hükümete karşı olduğunu ileri süren ABD temsilcilerini bu gerçek dışı tezlerini de şöyle çürütmüştü: “Kübalı aileler, özellikle de çocuklar, gençler ve anneler, uzun süren ve dayanılmaz boyutlara ulaşan elektrik kesintilerinin sonuçlarından mustariptir. Elektrik kesildiğinde çoğu zaman içme suyu da eksik olmaktadır.

Onlar, hastaları için ilaca sahip olamamanın acısını çok iyi bilirler. Gıda kıtlığı ve temel gıda maddelerinin artan fiyatlarından da Bebek ölüm oranı her 1000 doğumda 4,0’dan 9,9’a yükseldi. Bu durum gerekli teçhizat, cihazlar ve tedavi imkânları mevcut olsaydı 1780 bebek ölümünün önlenebileceği anlamına geliyor.

Ülkedeki kanserden ölüm sayısı da belirgin şekilde artıyor. Çocuklarda ve gençlerde hayatta kalma oranı yüzde 85'ten yüzde 65'e düşmüştür. Bu gelişme, ABD ablukasının en ağır dönemiyle çakışmaktadır.

Amerikan ablukası sessizce boğuyor ve öldürüyor. Bu acımasız suçla mücadele etme aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in de sorumluluğundadır.“ Birleşmiş Milletler çatısı altındaki ülkelerin çoğunluğu Küba’ya yönelik ablukalara karşı oy kullanıyor, ancak bu durumun dünyanın diğer yerlerinde, örneğin Venezuela’da ya da İran’da olduğu gibi uluslararası hukuku fütursuzca çiğneyen Trump’ı etkilemesi mümkün değil. ∗∗∗ ABD’nin şantajları ve baskıları nedeniyle Küba’ya destek veren ülkeler de giderek azalıyor.

Ancak son dönemlerde yaşananlar Trump yönetiminin Küba’da da başarılı olursa durmayacağını gösteriyor. Dünyayı, insanlığın ve doğanın alabildiğince sömürüldüğü bir gelecek bekliyor. Yani tehdit altında olan sadece Küba’daki sosyalizm değil… Fidel, Küba’daki sosyalizmin hedefini şöyle açıklıyordu: “İnsan türüne yaraşır bir dünya üzerine düşünmek istiyorum.

Bir yanda aşırı zenginlik ve savurganlık içinde yaşayan uluslar, öte yanda ise aşırı yoksulluğa gömülmüş çok sayıda ülkenin olduğu bir dünyayı değil. Tüm kültürlerin ve kimliklerin korunduğu, adalet ve dayanışma dünyasını. Sömürünün, baskının ya da savaşların olmadığı, bilimin ve teknolojinin insanlığın hizmetinde olduğu, doğanın korunduğu ve gezegenimizde yaşayan tüm halkların kitlesinin hayatta kalıp, büyüyüp gelişebildiği bir dünyayı.

Çünkü kapitalizm, dünyayı egoizm felsefesine ve insanlar, uluslar ve ulusal gruplar arasındaki acımasız rekabete dayanan bir ekonomik düzene zorlamıştır. Bu düzen dayanışma duygularına ya da dürüst uluslararası işbirliğine tamamen kapalıdır.” Dolayısıyla Fidel‘in mirasını savunmak düşünen, insanlığın sorunlarına kafa yoran, çözüm arayan her bireyin hedefi olmalı. Geçmişte bu bir dönem mümkün oldu.

Ama tüm dünyadaki devrimci hareketlerin, sosyalizm deneyimlerinin yenildiği, bölündüğü günümüzde bu çok zor. Bu yenilmişlik durumunun bir nedeni de bu hareketlerin, sosyalist yönetimlerin kendi hataları. Geçenlerde Ankara ve İstanbul’da “birleşik bir muhalefet yolunda yan yana geliyoruz“ hedefiyle gerçekleştirilen forumlara Oğuzhan Müftüoğlu’nun mesajı şöyleydi: "Buraya yenile yenile, hatalar yaparak geldik.

Bugün geldiğimiz nokta, bizim başladığımız noktadan çok geri bir noktada. Geçmişten yeterince ders alırsak, hatalarımızı tekrarlamazsak önümüzdeki dönemde bu birleşik mücadeleyi daha yaygın bir şekilde örgütlersek kazanabiliriz.“ Onun Türkiye’deki muhalefete yönelik bu hedef, tüm dünyadaki devrimci, demokrat, sosyalist hareketler için de geçerli 100’ncü yaşını kutladığımız Fidel’le yan yana olmak, insanlık için iyi bir şey…

İlgili Haberler