Ebola Kuzey Yarımküre’ye yayılmadığı sürece sorun yok mu?
Ekonomi

Ebola Kuzey Yarımküre’ye yayılmadığı sürece sorun yok mu?

S. KRISHNASWAMY  İki ay önce, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda yayılan Ebola salgınıyla ilgili, unutulmuş cephe hattı ve küresel sonuçları ele alan iki makale burada yayınlanmıştı. O zamanlar rakamlar...

1 okuma

S. KRISHNASWAMY  İki ay önce, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda yayılan Ebola salgınıyla ilgili, unutulmuş cephe hattı ve küresel sonuçları ele alan iki makale burada yayınlanmıştı. O zamanlar rakamlar yeterince vahimdi: 896 teyit edilmiş vaka, 232 ölü.

17 Ağustos 2026 itibarıyla, 4 bin 945 vaka ve 2 bin 325 ölümle karşı karşıyayız. Bu rakam, 2018–2020 salgını sırasında hayatını kaybeden 2 bin 299 kişiyi çoktan aştı. Virüs sınırlı kalmıyor.

Artık, ilk üç sıcak noktanın çok ötesine geçerek altı ildeki 54 sağlık bölgesine yayıldı. BM İnsani İşler Koordinatörü Tom Fletcher, “Bu virüs bizden daha da önde gitmeden önce hız, ölçek ve dayanışmaya ihtiyacımız var” dedi. Ancak elde ettiğimiz şey bu değil.

Tam tersini yaşıyoruz. Ve dürüst olmak gerekirse, bu durum bir noktada artık bir sağlık krizi olmaktan çıkıyor. Bu, kendinden başkasını umursamayan zengin dünyanın bedelidir.  VİRÜS KONTROL EDİLMEMİŞ Ebola virüsünün Bundibugyo türü, mevcut salgının nedenidir.

2014 ile 2016 yılları arasında Batı Afrika’yı kasıp kavuran Zaire varyantının aksine, Bundibugyo virüsüne karşı onaylanmış bir aşı ya da bu virüsün neden olduğu hastalığa yönelik spesifik bir tedavi bulunmamaktadır. 7 Ağustos’ta, DSÖ Teknik Danışma Grubu, tek ruhsatlı Ebola aşısı Ervebo’nun, Bundibugyo virüsüne karşı karşı yapılacak bir klinik denemede öncelikli olarak kullanılmasını tavsiye etti. Bu tavsiye, Ervebo ile aşılanan dört primattan üçünün Bundibugyo virüsüne maruz kalmalarına rağmen hayatta kaldığını gösteren hayvan çalışmaları sonrasında geldi.

Ancak bir klinik deneme tek başına bir çözüm değildir. Bundibugyo virüsüne özgü iki potansiyel aşı, insanlarda erken aşamadaki denemelerde bulunmakta; ancak bu aşılar, hâlihazırda enfekte olmuş binlerce kişiye yardım etmek için zamanında hazır olmayacak. Vaka ölüm oranı, haziran başında yaklaşık yüzde 20 iken yüzde 46’ya yükseldi.

Teyit edilen vakaların neredeyse her ikisinden biri artık ölümle sonuçlanıyor. Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nden Thomas Parisch, “Normalde bir salgın ilerledikçe vaka ölüm oranı düşmelidir. Bunun yerine, tedavinin başarı şansı azaldığı çok geç bir aşamada tespit edilen birçok vaka görüyoruz; bunların çoğu, toplum içinde öldükten sonra ancak tespit ediliyor” diyor.

WHO, mevcut hızla devam ederse bu salgının, 11 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği 2014-2016 Batı Afrika Salgın’ını gölgede bırakacağı konusunda uyarıyor.  10 Ağustos’ta Nature Medicine dergisi, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda’daki hastalardan elde edilen 21 kullanılabilir viral genom üzerine dayanan bir çalışma yayınladı. Ve bu çalışmadan çıkan sonuç pek de iç açıcı değil. Bu salgın, 2007 Uganda varyantının ya da 2012 DRC varyantının yeniden ortaya çıkması değil.

Bu, yepyeni bir hayvan kaynaklı bulaşma vakası. Son zamanlarda virüs, geçmişteki salgınlarla hiçbir bağlantısı olmaksızın, bir hayvandan insana bulaştı. Bu durum önemlidir, çünkü bilinmeyen bir şeyle karşı karşıyayız.

Şimdiden 25 mutasyon tespit edildi. Bunlardan dokuzu, konakçıya bağlı RNA düzenlemesinin izlerini taşıyor ve bu da virüsün insanlara uyum sağladığının açık bir işaretidir. Biz etkili bir şekilde müdahale etmekte zorlanırken, virüs kendini insanlara göre geliştiriyor.

Üstelik virüs yerinde durmuyor. Çalışma, sınırötesi yayılmayı doğruladı. Uganda’daki her vaka, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde başlayan tek bir bulaşma zincirine kadar izlenebiliyor.

Yazarlar bunu açıkça ifade ediyor: Bu varyant için onaylanmış bir aşı ya da spesifik bir tedavi yok. Körlemesine ilerliyoruz.  İKİ TEPKİNİN HİKÂYESİ 2014’teki ABD’nin tepkisiyle bugünkü tepki arasındaki fark şaşırtıcıdır. Zaire Ebola varyantı Batı Afrika’yı tehdit ettiğinde, Başkan Obama “tüm hükümeti kapsayan” bir müdahale başlattı.

Ekim 2014 itibarıyla ABD, 350 milyon dolardan fazla kaynak ayırmış, Savunma Bakanlığı ise 1 milyar dolardan fazla harcama yapmaya hazırdı. ABD, Liberya’da 17 Ebola tedavi ünitesi inşa etmeyi, tanı süresini günlerden saatlere indiren gezici test laboratuvarları kurmayı ve haftada 500’e kadar sağlık çalışanı yetiştirmeyi taahhüt etmişti. Bugün ise ABD, Kongolu hastaları tedavi etmek için değil, enfekte olan ABD vatandaşlarını karantinaya almak amacıyla Kenya’da bir tesis inşa ediyor.

  2014’teki salgın, önemli kurumsal reformlar için bir katalizör görevi gördü. DSÖ, 2016’da Sağlık Acil Durumları Programını başlattı, 2017’de Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme kuruldu ve Salgın Hastalıklara Hazırlık Buluşları hayata geçirildi. Bu kurumlar tam da böyle anlar için oluşturulmuştu.

Ve şimdi, finansman eksikliği bu kurumları zayıflatıyor.  2026 Ebola salgını sırasında Uganda, 20 vaka ve iki ölüm vakası doğruladı. Hükümet kaynakları seferber edebildi, karantina önlemlerini uygulayabildi ve temaslı kişileri takip edebildi. Kongo ise tam tersi bir nedenden dolayı başarısız oldu.

Silahlı gruplar geniş toprak parçalarını kontrol ediyor. Hükümetin otoritesi sadece birkaç şehre uzanıyor ve çatışmalar milyonlarca insanı yerinden ediyor.  Kongo neden bu kadar zayıf? Kongo zayıf kalmaya devam ediyor çünkü Batılı maden çıkarma şirketlerinin çıkarları, sistematik olarak ülkenin bu şekilde kalmasını sağlamıştır.

Kongo, kobalt, koltan, altın, elmas ve bakır gibi maden zenginlikleri açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Batılı şirketler ve hükümetler, bu zenginliğin ülke dışına akmasını sağlamak için on yıllardır çaba harcamaktadır. Ve bu zenginlik halkına değil, kaostan kazanç sağlayanlara akmaktadır.  Bu kişiler iç savaşları körüklüyor.

Kongo’nun doğusunda, daha önce ABD ve İngiltere’nin gözdesi olan Ruanda’nın finanse ettiği M23 isyancı grubu, büyük yıkıma neden olmuştur. Savaş, virüsün yayılmasını hızlandırıyor. Ebola, çökmüş devletlerde hızla yayılan bir hastalıktır.

2014’teki salgın, Gine, Liberya ve Sierra Leone’yi mahvetti. Bu ülkelerin hepsi, on yıllarca süren savaşların ardından toparlanma sürecindeydi. Şu anki salgın ise, son otuz yıldır çatışmalardan başka bir şey görmemiş olan Kongo’nun doğusunda yaşanıyor.  AŞILARA DEĞİL, SAVAŞA PARA 2014 yılında ABD, Batı Afrika’da Ebola ile mücadele etmek için 1 milyar doların üzerinde harcama yapmaya hazırdı.

Bugün ise ABD, DSÖ’yü fiilen terk etmiş durumda ve son 21 gün içinde Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda veya Güney Sudan’a seyahat etmiş olanların ABD’ye girişi tamamen yasaklanmıştır. 2014’ten sonra kurulan kurumlar, en çok ihtiyaç duyulduğu anda kaynak sıkıntısı çekmektedir.  Virüs kötü niyetli değildir. İnsanların çektiği acılara kayıtsızdır.

Kötülük bize aittir — Afrika’daki bir felaketi, Kuzey kıyılarını tehdit edene kadar uzak bir trajedi olarak gören küresel tepkiye aittir. Bu kayıtsızlık, patojen her çatlağı bulurken duvarlar ören liderlere verilen bir tepkidir. Bu, hayat kurtarmak için gerekli kaynaklara sahip olmasına rağmen bunun yerine sınırları korumayı tercih eden bir sistemdir.

Bu tepki, halkının acılarına karşı Fransız monarşisinin tüyler ürpertici kayıtsızlığını yansıtmaktadır: “Benden sonra tufan.”  Kaynak: peoplesdemocracy.in  Çeviren: Metin YETİM 

İlgili Haberler