Türkiye değişiyor, Ortadoğu değişiyor, Avrupa değişiyor, dünya değişiyor. 2. Dünya Savaşı sonrası inşa edilen “kurallara dayalı sistem” ve onun etrafında oluşan dengeler altüst olurken ne Batı ne de Doğu aynı kalıyor.
Yeni stratejiler, yeni ittifaklar, yeni düzenler kuruluyor. Ancak kavramlar ve vitrindeki görüntü değişse de bazı şeyler özünde aynı kalmaya devam ediyor. Batı kapitalizminin demokrasiyi ve insan haklarını temsil ettiği yönündeki hâkim anlatı bugüne kadar, emperyalizmin dış müdahaleleri ve işgallerinin yarattığı tahribata bakmadan, dünyanın geri kalanını “medeniyet dışı” ilan etti ve demokratik değerler yönünden gerileyen ülkeleri Kuzey Kore, Rusya gibi ülkelere benzeterek ortaya jeopolitik bir ikilik koydu.
“Ya Batı ülkeleri gibi demokratik olacaksın ya da doğudakiler gibi diktatörlüğe kayacaksın.” Örneğin Türkiye, Batıya ne kadar yaklaşırsa demokrasiye ve özgürlüklere de o kadar yaklaşacaktı; yok eğer Batı’dan uzaklaşırsa demokrasi yolundan da bayır aşağı yuvarlanacak ve kapalı-keyfi rejimlere benzeyecekti. En başından bu yana sorunlu olan bu okumanın artık ipliği iyice pazara çıktı. İktidarın otoriterlik dozunun günden güne arttığı Türkiye’de, gidişatın sebebi Batı’dan uzaklaşmak için atılan adımlar değil.
Bu bunaltıcı atmosfer tam tersine, iktidarın Batı’ya fazlaca yaklaştığı bir süreçte geliştiriliyor. Hatta tereddütsüz vurgulanabilir ki Cumhuriyet tarihinde hiçbir iktidar Batı’ya bu kadar angaje olmamıştı. Fakat bu uyum, birilerinin yıllardır iddia ettiği gibi bir demokratikleşme getirmiyor.
Türkiye’de demokratik siyaset alanı gün geçtikçe daralırken, Erdoğan yönetimi, ABD Başkanı Trump ile kusursuz bir işbirliği içinde, NATO’nun sadık ve son derece fonksiyonel bir üyesi olarak pozisyon alıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, emperyalizmin yeni dünya düzeninin önemli hatlarından biri. Bu anlaşmayı anlamak için NAT0 3.0 olarak adlandırılan yeni konsepti hatırlamakta yarar var.
Trump, Avrupa’ya şunu diyor: “Artık bedava güvenlik dönemi bitti, Rusya’ya karşı bu ittifakın ayakta kalmasını istiyorsanız pamuk eller cebe...” Bu dayatma, NATO üyesi ülkelerin yıllık GSYİH’lerinin yüzde 5’ini savunmaya harcamayı kabul etmesiyle sonuçlandı. Çünkü ABD, Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler Birliği’ne karşı sergilediği mukavemeti mevcut şartlarda sergileyemiyor. Bir yandan Çin’in önüne set çekmek isterken diğer yandan Rusya ile tek başına kapışamıyor.
Avrupa’nın daha fazla topa girmesini talep ediyor. Mekke Anlaşması, ABD emperyalizminin geleneksel stratejisinde bir değişikliğin ürünü. ABD, Çin’i dizginlemek için Asya Pasifik hattına odaklanırken Ortadoğu’daki kontrolünü bu tarz bağımlı ittifaklar üzerinden korumaya çalışıyor.
Washington artık dünyanın her yerinde yükünü ekonomik, siyasi ve askeri olarak bölüştürmek istiyor. Mekke Anlaşması gibi bölgesel alt ittifaklar da, NATO’nun güncellenmesi gibi, bu stratejinin yeni uzuvları. Dolayısıyla “İslam NATO’su” ya da “Doğu’nun NATO’su” şeklinde tanımlamalar oldukça yerinde.
Trump da anlaşmayı büyük bir memnuniyetle karşılayarak Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ı tebrik etti. Mekke Anlaşması aynı zamanda ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin İbrahim Anlaşmaları’nın da tamamlayıcısı niteliğinde. Bağımlılık ilişkisine daha “İslami” bir boyut katarak Çin ve Rusya’nın etkisini kırmayı amaçlıyor.
Çok tanıdık bir taşeronluk hikâyesi… Erdoğan yönetimi yeni işbirliği parametrelerine uygun şekilde Rusya-Ukrayna savaşında da tarafını daha net belli etmeye başladı. Bir önceki aşamada görece özerk ve dengeli bir rol üstlenilmeye çalışılsa da iktidar artık füzeler ve roketler gibi ABD yapımı etkili silahları Ukrayna’ya gönderme kararı verecek kadar rengini belli ediyor. Bunun için ABD Kongresinin onayı gerekirken, Beyaz Saray bu transfere sıcak baktığını bildirdi.
Rusya tahmin edilebileceği gibi oldukça tepkili. Washington ve Ankara’dan transferle ilgili açıklama istediklerini söyleyen Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, bu hamlenin Rusya-Türkiye ilişkilerine ciddi şekilde zarar vereceğini vurguladı. Ankara, Rusya-Ukrayna savaşında artık açıktan tutum aldığı ve ABD’nin safında yer aldığı bir dış politika fazına geçerken, bu elbette Moskova’yla olan yeni krizlerin de habercisi.
Her şey Erdoğan’ın ömür boyu başkanlığı için… Bu arada akla Devlet Bahçeli’nin Türkiye-Rusya-Çittifakı önerisi de geliyor. Erdoğan’ın ittifak ortağı Bahçeli’nin TRÇ ittifakını ortaya atmasının üzerinden neredeyse 1 yıl geçti. 2025’in eylül ayında yaptığı açıklamada ABD ve İsrail’i sert şekilde eleştiren MHP lideri, “Dünyaya meydan okuyan ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlara ve yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek ‘TRÇ’ ittifakının inşa ve ihya edilmesidir.
TRÇ ittifakının da Türkiye, Rusya ve Çin’den müteşekkil olması arzu ve önerimizdir” demişti. O günlerde bu çıkış yoğun şekilde tartışılmış ve Cumhur İttifakı’nın yeni bir eksene kayabileceği iddia edilmişti. Ancak bir yıl sonra bu öneri tamamen boşa düştü.
Erdoğan, Bahçeli’nin önerisine kulak vermediği gibi ülkeyi tam tersi bir istikamete sokarak İsrail’in güvenliğini merkez alan ABD planlarına tam ortadan dahil oldu. Buradan AKP-MHP gerilimi çıkmayacak tabii ki ama ortada mutabık olunan uzun erimli ve kapsamlı bir “devlet aklı”nın olmadığı da net şekilde görüldü. ABD ile hareket etmek AKP iktidarı için yeni bir durum değil kuşkusuz.
İktidara geliş süreci de dahil olmak üzere siyasetini ABD ekseni üzerine kuran AKP, aradan geçen yıllarda kısmi gerilimler yaşasa da hep aynı çizgide ısrarcı oldu. Çünkü ideolojik karakteri bunun üzerine kurulu. Şimdi otoriterlikte vites yükseltilirken yine belirleyici olan emperyalizme bağımlılık çizgisi.
Ülke içinde muhalefetin üzerinde sert bir baskı kurulurken, en büyük destek dışarıdan alınıyor. Tabanda eriyen rızanın yeri, başka türlü “meşruiyetlerle” doldurulmaya çalışılıyor. Türkiye’de iktidara karşı sürdürülen mücadelenin bu bağımlılık ilişkisinin üzerine gitmeden başarıya ulaşma şansı yok.
Tek adam rejimlerine karşı gerçek demokrasi, emperyalizmi reddetmeden kazanılmaz. Dün böyleydi, bugün de böyle.