Dışarıdan içeriye mektuplar: Siz içerideyken biz dışarıdakiler ne yapmalı?
Ekonomi

Dışarıdan içeriye mektuplar: Siz içerideyken biz dışarıdakiler ne yapmalı?

Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz  - Siyaset Bilimci Sevgili dostlar,  Size dışarıdan bir sabır ve direnç vaazı vermeyeceğim. İnsanın özgürlüğünü elinden alanların karşısında nasıl davranılması gerektiğini, özgür olanların tarif...

1 okuma

Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz  - Siyaset Bilimci Sevgili dostlar,  Size dışarıdan bir sabır ve direnç vaazı vermeyeceğim.

İnsanın özgürlüğünü elinden alanların karşısında nasıl davranılması gerektiğini, özgür olanların tarif etmesi biraz fazla kolaycılık olur. Asıl konuşmamız gereken, siz içerideyken bizim dışarıda ne yaptığımızdır. Uzun süredir yaşananları tek tek soruşturmalardan oluşan bir hukuksuzluklar serisi olarak görmüyorum.

2024 Ekim’indeki Esenyurt operasyonundan bu yana buna “muhalefeti topyekûn çökertme harekâtı” diyorum. İktidar; toplumda karşılığı bulunan siyasetçileri, seçilmiş belediye başkanlarını ve onların etrafındaki kadroları siyaset sahnesinin dışına itiyor. Bu açıdan tutuklama, kayyum ve butlan birbirinden ayrı dosyalar olarak değerlendirilmemeli.

Bunların tamamı birbirini bütünleyen ve halkın önündeki seçenekleri azaltan aynı siyasal planın parçaları.  Bu nedenle hâlâ sadece hukuki yorum yapmanın yetersiz olduğunu düşünüyorum. Elbette iddianamelerin tutarsızlığını, delillerin zayıflığını, yargılamalardaki keyfîliği anlatacağız. Ancak önümüzdeki asıl soru şu: Yaşananları olağan bir hukuk düzeninin içindeki ihlaller olarak mı göreceğiz, yoksa hukuk görüntüsü altında rejimin rekabetçi unsurlarının tasfiye edildiğini hiç değilse artık, önümüzde nice ibretler varken idrak edecek miyiz?  Çünkü Türkiye’de artık iktidarın rakibini yenmesiyle yetinmediği bir aşamadayız.

Bu yeni aşamada iktidar, rakibini de kendisi seçmek istiyor. Halk belediye başkanını seçemiyor; parti üyeleri genel başkanını değiştiremiyor. İşte bu yeni aşamada sandık önümüze yine konulabilir ama sonucu değiştirme ihtimali ortadan kaldırılmış bir seçim, seçim olmaktan çıkar ve bir alkışlama mekanizmasından öteye geçmez.

Seçimlerin adeta piknik gibi bir pazar günü etkinliği kadar anlam taşıdığı bu düzenin adı demokrasicilik olabilir; lakin demokrasi değildir.  “Atanmışlar rejimi” derken kastettiğim de budur. Atanmışların seçilmişlerden daha güçlü olduğu eski vesayet düzeninin basitçe geri dönüşünden söz etmiyorum. İktidarın, kendisine uygun muhalefeti de atadığı; kerameti kendinden menkul insanların rejim tarafından meşru temsilci ilan edildiği yeni bir siyasal mimari kuruluyor.

Yurttaşın önüne seçenek koyuyorlar ama seçme hakkını elinden alıyorlar. Böyle bir düzen Türkiye’nin fiilen Rusyalaşması, Azerbaycanlaşmasıdır.  İktidarın bir planı var. Muhalefetin ise çoğu zaman elinde hukuki dosyaları var.

Yani her tutuklamada masumiyet ispatlamaya, her kayyumda belediye hizmetlerini anlatmaya, her yargı müdahalesinde kararın hukuken neden yanlış olduğunu göstermeye çalışıyor. Bunlar gerekli; fakat iktidarın kurduğu zeminden çıkmaya yetmiyor. 19 Mart’tan sonra oluşan ahlaki üstünlüğün, İmamoğlu’nun tutuklanmasını bir ayrıntıya indirgeyen masalarda aşındırılması bunun acı örneğiydi.

Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını siyasal diyaloğun önkoşulu yapamayan bir muhalefet, iktidara maliyetsiz bir saha açtı. Peki, tüm bunlar yaşanmışken dışarıda biz bugünden itibaren ne yapacağız?  Batı’nın, piyasaların ya da devlet içindeki bir aklın son anda bu gidişi durdurmasını beklemeyeceğiz. Bu liberal ezber artık bitti.

Miting kalabalıklarını toplumsal güçle karıştırmadan mahallede, işyerinde, üniversitede ve adliye koridorlarında süreklilik taşıyan bağlar kuracağız. Siyaseti birkaç liderin iradesine teslim etmeyecek; toplumu, adına karar verilen bir kitleden kendi geleceğine irade koyan kurucu özneye dönüştüreceğiz. Cumhuriyet, devletin halktan bağımsız bir kudret olarak yüceltildiği bir rejimin adı değildir.

Gücü sınırladığı ve güçsüzü koruduğu ölçüde cumhuriyettir. Bugün cumhuriyeti savunmak, seçme hakkının iktidarın iznine bağlı olmadığı bir düzeni savunmaktır.  Sizden güçlü kalmanızı istemek bizim haddimiz değil. Bizim sorumluluğumuz, dışarıdaki sessizliği bitirmek ve içerisiyle dışarısı arasındaki bu yapay kapıyı siyasal olarak hükümsüz bırakmaktır.  Sevgi ve dayanışmayla. 

İlgili Haberler