Ekonomi

Devrime kurban kesilir mi?

Açık ve gizli metinlerarası göndermelerle dolu epey ilginç bir film gösterime girdi: Sacrifice/. Yunan adalarından birindeki bir mermer ocağında, Jeff Bezos-Elon Musk karışımı şımarık bir teknoloji milyarderinin küresel...

1 okuma

Açık ve gizli metinlerarası göndermelerle dolu epey ilginç bir film gösterime girdi: Sacrifice/. Yunan adalarından birindeki bir mermer ocağında, Jeff Bezos-Elon Musk karışımı şımarık bir teknoloji milyarderinin küresel ısınmayı tersine çevirmeyi vaat eden yeni bir enerji yatırımıyla ilgili 'süper sosyetik' tanıtım toplantısındayız. Adam o kadar megaloman bir karakter ki, deniz dibini kazarak enerji üretecek firmanın adını bile 'koymuş.

O sırada, iki gün sonra küresel bir felaketle insanlığın yok olacağına, ama eğer üç kişiyi yanardağda kurban ederlerse dünyayı kurtarabileceklerine inanan bir grup ergen, makineli tüfeklerle bu toplantıyı basıyorlar. Milyarderi, dansçılardan birini ve filmin baş karakteri olan bunalımlı aktör Mike'ı da yanlarına alarak aktif bir volkanik adaya doğru yola çıkıyorlar. Sonrası, kafası karışık kahramanlar, kovalamacalar ve nihayet dünyanın kurtuluşu...

*** Sert öyküsüne rağmen bolca mizah da barındıran filmin metinlerarası yapısı çok zengin:  Kurban eylemini gerçekleştiren çocukların yetiştiği çetin ada yaşamı bağlamında Lord of the Flies/Sineklerin Tanrısı (1990) ve bölgedeki tüm yetişkinleri 'mısırların arasında dolaşan' gizemli bir tanrıya kurban eden çocukların anlatıldığı ürkütücü Stephen King uyarlaması Children of the Corn/Mısırın Çocukları (1984); ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenince, hiç değilse Pasifik'teki bir adada yaşayan yerlilerin inançlarına göre onları kurtarmak için kendini bir yanardağa atmaya karar veren Joe'nun komik romantik öyküsü bağlamında Joe Versus the Volcano/Joe Yanardağa Karşı (1990) -buraya Ice Age: The Meltdown/Buz Devri 2: Erime Başlıyor'bir 'tembel hayvan' kabilesinin buzların erimesini engellemek için Sid'i yanardağa atarak kurban etmek istediği sahneyi de ekleyebiliriz-; dört kişinin -mahşerin dört atlısı!- ormanda bir kulübeyi basıp kıyamet zamanının geldiğini, bunu engellemek için o sırada kulübede bulunan üç kişilik aileden birinin kurban edilmesi gerektiğini söylediği Knock at the Cabin/Kulübeye Tı kehanet ve kurban ritüelini yöneten baş kadın karakter Joan'in, gördüğü rüyaların tanrı tarafından gönderilen kehanetler olduğuna inanarak Fransa'yı İngiliz işgalinden kurtarmak için cepheye giden Jeanne d'ile benzeşmesi  üzerinden Joan of -John Malkovich her iki filmde de oynuyor- bu sinemasal metinlerin başında geliyor. Ama Kehanet'in bence iki filmle daha derin, kuşaklar arası ayrım ve benzerlikleri vurgulayan bir ilişkisi var: Andrei Tarkovsky'nin son iki filmi, ve Offret/.Nostalghia'da, bir zamanlar İtalya'da müzik eğitimi görmüş bir kölenin yaşam öyküsünü araştırmak için İtalya'ya giden şair Andrei Gorchakov'un öyküsünü izleriz. Yuvasından çok uzakta, ölümcül bir hastalığın pençesinde kıvranan Gorchakov, üç yıl sonra sürgünde kanserden ölecek olan Tarkovsky'nin sinemasal izdüşümüdür.

Müzisyenin yaşamını takip ederek bir kaplıca bölgesine gelen şair, burada herkesin 'köyün delisi' gözüyle baktığı Domenico adlı kimsesiz bir adamla tanışır. Domenico yıllar önce, dünyanın sonunun geldiği korkusuyla tüm ailesini eve kapatmış, karısı ve çocukları polis zoruyla kurtarılmıştır. Aradan geçen yıllarda Domenico'nun 'dünyanın sonu'na dair görüşleri zayıflamak yerine güçlenmiştir: Dünyanın kurtulması için bir kurban töreni gerekmektedir.  Roma'ya giden Domenico, bir meydanda uygarlığın huzursuzluklarına dair uzun bir nutuktan sonra kendini yakarak bu töreni gerçekleştirir.

Aynı anda Gorchakov da kurtuluşa ermek için bir ritüel uygulamaktadır: Gorchakov karakterini sinema tarihinin en hüzünlü sahnelerinden birinde, boşaltılmış kaplıca havuzunun bir ucundan diğerine bir mumu söndürmeden götürmeye çalışırken, tekrar denerken, sonra tekrar denerken izleriz. Bitirdikten kısa süre sonra öldüğü için genellikle 'vasiyet filmi' olarak nitelenen Offret/Kurban'da Tarkovsky, bu kurban izleğini sürdürür. Hikaye, karısı, kızı ve küçük oğluyla sayfiyede yaşayan sanat uzmanı Alexander'ın doğum gününde başlar.

Alexander gün boyunca ailesi ve iki arkadaşıyla insanlık ve uygarlık üstüne tartışırken, beklenmedik bir şey olur: Televizyonda acil durum yayını yapılmakta, tepelerinde jetler uçmaktadır. 3. Dünya Savaşı'nın başladığı korkusuna kapılan Alexander, eğer tüm maddi ve manevi varlığını kurban ederse dünyanın kurtulacağına dair bir inanç geliştirir.

Ailesini ormana gezmeye gönderir, bundan sonra hiç konuşmayacağına dair yemin eder, evini ve arabasını yakar. *** Kehanet'te 'Z kuşağı'nın dünya algısıyla karşılaşıyoruz: Joan ve arkadaşları tümüyle dinsel bir saçmalıktan yola çıkıyor, ama kurban seçmek için teknoloji milyarderinin partisini bastıklarında, dünyanın bugün içinde bulunduğu korkunç durumun temel sorumlularına yönelerek aslında mantıklı bir yol izliyorlar -Kurban ve Nostalghia'daki nihilist/özyıkımsal tercihlerin tersine... Ama bu yol da ikircikli bir yapıya bürünüyor, çünkü “3-5 milyarder ve birkaç medyatik kişiden kurtulursak sorun çözülür” ile “Milyarderler ve medyatik kişilerden kurtulursak sorun çözülür” arasında çok da önemli bir fark yok.

Yine de bu filmler, hiç değilse şunu gösteriyor galiba: Dünyayı kurtarmanın yolu temel çelişkiyi çözmekten geçiyor, ama temel çelişkiyi çözmenin yolu kurbanlardan, ritüellerden geçmiyor.

İlgili Haberler