Ekonomi

Demokrasinin sonbaharı mı?

Yaşamını ülke demokrasisinin gelişmesine harcayan güçlü bir kişiyi, Ahmet Güryüz Ketenci’yi de yitirdik. Kayıp bununla sınırlı kalmadı. Hafta içinde Üsküdar Belediye Başkanlığının el değiştirmesi sürecinde yaşananlar, ...

15 okuma

Yaşamını ülke demokrasisinin gelişmesine harcayan güçlü bir kişiyi, Ahmet Güryüz Ketenci’yi de yitirdik. Kayıp bununla sınırlı kalmadı. Hafta içinde Üsküdar Belediye Başkanlığının el değiştirmesi sürecinde yaşananlar,  ülkemizde, halkın, halk tarafından, halk için yönetimi demek olan demokrasinin bir sonbahar yaprağı gibi yerlere düştüğünü gösteriyor.    KETENCİ GEÇTİ Bir babayı en iyi oğlu anlatır.

Söz, 6 Eylül günü gönderdiği iletisiyle Devrim Ketenci’nin: “Ömrünü demokrasi ve adalet mücadelesine adamış, TMTF ve Türk Devrim Ocakları Eski Genel Başkanı, CHP Eski İstanbul İl Başkanı. TBMM 20. Ve 22.

Dönem milletvekili eski SHP Genel Sekreteri, 68 ruhu temsilcisi, hukukçu ve siyaset adamı babam Ahmet Güryüz Ketenci’yi kaybettik.”  Devrim, çok değil, daha beş gün önce de annesi Şükran’ı ve teyzesini yitirmişti. Ketenci ve benim de içinde olduğum kuşak düşünsel olarak, önce Cumhuriyet’in bilimsel eğitiminin, sonra da  Soğuk Savaş yıllarının, Demokrat Parti iktidarının  “düşünce özgürlüğü” üzerindeki kaskatı yasakları ve  yarattığı siyasal gerilimden sonra gelen 1960’ların özgürlük ortamının ürünleriyiz. Ketenci ile siyasette yolarımız önce Halkçı Parti ile Sosyal Demokrat Halk , Erdal İnönü’nün Genel Başkanlığında   birleşmesiyle oluşan Sosyal Demokrat Halkçı Parti’kesişti.  Ülke siyasetinin 12 Eylül sonrasının  yasakları ve baskıları altında yalpaladığı; kapatılmış olan partimiz  CHP’nin  Genel Başkanı Bülent Ecevit’in çok yanlış bir tutumla ayrı bir parti kurmakta olduğu  yıllarda, SHP’nin hızla güçlenmesi gerekliydi.

Bu amaçla, içlerinde Ketenci ve benim de bulunduğum, kamuoyunda “Sendikacı” olarak adlandırılan 12 kişi,  1987 seçimleri öncesinde görüşlerimizi  “Demokratik, Üretken Yeni Bir Türkiye İçin Temel İlkeler” başlığı altında açıkladıktan sonra SHP’de olmasını istediğimiz nitelikleri şöyle sıraladık: “1.Emeğin kitle partisiyiz; 2.Düzene uyumun değil, değişimin partisiyiz; 3.Özgürlüklerin bütününe sahip çıkıyoruz; 4.Çoğulcu toplumun savunucusuyuz”. SHP yönetimi görüşlerimizi tümüyle görmezlikten geldi. Sonuçta, 1980 öncesinin güçlü CHP’sinin, 1990’lı yıllarda SHP, CHP ve DSP diye üçe bölünmüşlüğü, Refah Partisi’ni yerel yönetimlerde sonra da onun içinden çıkanları ülkede iktidar yaptı.

Ketenci ile yollarımız ikinci kez 22. Dönem Milletvekilliği sırasında kesişti. Birçok komisyonda birlikte çalıştık.

Bu dönemdeki yakınlığımız, 17 Mayıs 2004’te 30 milletvekili arkadaşımızla kamuoyuna yaptığımız açıklama ile başlattığımız “İktidara Yürüyüş Hareketi” çalışması sırasında çok daha güçlendi. Ancak, Parti içi olumsuz gelişmeler hareketin güçlenmesine olanak tanımadı.  Yalnız,  o hareketin içinde yer elen bir kişi, her nasılsa, CHP genel başkanı oldu, partiyi 13 sene 170 gün yönetti ve 21 Mayıs 2026’dan buyana da Butlan Kararı ile yeniden CHP Genel Başkanı yapıldı.    Çok kısa özetlenen bu gelişmelerin önemli, sonuçlarından biri bu hafta yaşanan Üsküdar olayıdır.  ÜSKÜDAR DA GİTTİ; ANCAK… Bu hafta da, bir kez daha,  “tarihselden de öte tarihsel” siyaset günlerine tanıklık ettik.  Ketencinin toprağa verildiği sekiz Eylül günü Üsküdar olayı yaşandı.   31 Mart 2024 Seçimlerinde seçmenin yarısının oylarını alarak Belediye Başkanı seçilen  Sinem Dedetaş hapiste; yerine, Belediye Meclisi üyelerinin  oylarıyla içlerinden birinin  başkan seçilmesi gerekiyordu.

Çoğunluk CHP’deydi. Ancak, içeriği kamuoyuna açıklanmayan yöntemler kullanılarak, dahası, Belediye Meclisinde oylama günü duyurulduktan sonra iki CHP Meclis üyesi gözaltına alınarak tutuklandılar ve CHP’li dört Meclis üyesi AKP’ye geçti.  Bir kez daha Butlan CHP’si AKP’ye destek için görevdeydi ve  her gün biraz daha açıklık kazanan “seçmen oyu hiçe sayılarak”  kazanma yöntemi uygulandı. Üsküdar Belediye Başkanlığı AKP’ye geçti.    İçinde bulunduğumuz düşünce ortamının önde  gelen siyaset yorumcularından, adı da Tarafsız Bölge olan TV programında sıkça boy gösteren, dönemin büyük düşünürü Ahmet Mahmut Ünlü-Cübbeli Ahmet, tam bir din adamı tarafsızlığı  ”Üsküdar’da feraha gark , İBB’yi de aynı şekilde alırız inşallah” diyor.

Hızını alamıyor, duyulmadık bir deyimle kendisini  “Milli Müslüman” diye tanımlıyor. Böylece değme siyaset bilimciye taş çıkartan bir tutumla Üsküdar’ı diğer transferlerden çok farklı bir yere koyan açıklama yapıyordu. Aynı saatlerde Üsküdar Belediye Başkanlığına  seçmeni hiçe sayarak el koyanlar da sevinç çığlıkları atıyordu.

Ne ilginç bir rastlantı; o sırada TRT’de “İstanbul’dan Üsküdar’a yol gider” türküsü çalınmaktaydı.  Aynı saatlerde CHP’nin Butlan genel başkanı da “E. İmamoğlu  siyasi bir tutuklu değildir” diyebiliyordu. Burada birkaç noktanın altı çizilmeli.

Birincisi, hiç kuşkum yok ki, eğer adaylar, tüm üyelerin oylarıyla  katıldığı önseçimle saptansaydı, siyasette transfer olayları, diğer yerlerde ve Üsküdar’da seçmeni hiçe sayan yıkımlar yaşanmayacaktı.   İkincisi, Üsküdar sürecinde  YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in tam bir kararlılıkla verdiği, seçmenin oyuna örgütlü ve  kitlesel  sahip çıkma çabaları, ülkenin demokratik geleceğinin habercisiydi. Nitekim Genel Başkan Özel, "Milletin vermediği belediyeyi hileyle alanlara karşı meydanlardayız" çağrısı yapıyordu.

Ketenci ile  yollarımız yakın günlerde YENİ Parti’de yine kesişti. Orada güçlenen Cumhuriyet değerleri, biliyoruz ki, eninde-sonunda bu topraklarda kalıcı olarak  egemen olacaktır.  Çünkü o değerler, bir kez daha Avrupa Şampiyonu olan Filenin Sultanlarının kanıtladığı gibi “insanlığın gelişme doğrultunun” eşsiz bileşkesidir. 

İlgili Haberler