COP31 = Yeşil yıkama cenneti
Birleşmiş Milletler 31. İklim Değişikliği Konferansı (COP31) 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak. Konferans yaklaşırken hem iktidar hem de sermaye ne kadar çevreci olduklarını kanıtlamak için yeşil boyama...
Birleşmiş Milletler 31. İklim Değişikliği Konferansı (COP31) 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılacak. Konferans yaklaşırken hem iktidar hem de sermaye ne kadar çevreci olduklarını kanıtlamak için yeşil boyama çalışmalarına hızını artırarak devam ediyor: 1.
İktidar zaten ağaçlandırmada dünya dördüncüsü olduğunu her fırsatta dile getiriyor. 2. Şirketler sürekli ağaç kesse de “on yüz bin milyon ağaççık” diktiklerini iddia ediyor.
3. Enerji üreten şirketler ise güneş ve rüzgar gibi temiz yalanına sarılıyor. İktidarın ağaçlandırmada dünya dördüncüsü olmadığını, aksine ağaçlandırmada kendinden önceki hükümetlerden oldukça geride kaldığını, hatta ormanları yok etmede dünyada dereceye girebileceğini önceki yazılarımda defalarca yazmıştım.
Bu yüzden iktidarı bu yazıdan vareste tutuyorum. Maden, turizm ve enerji sektörlerindeki onlarca şirketin tahsislerle mevcut orman alanlarının yüzde 3,6’sını (870 bin hektar) işgal ettiklerini, çevresel etki değolumlu kararı almış enerji ve madencilik projelerinin toplam alanının üçte birinin orman ekosistemlerine denk geldiğini ve bu projeler hayata geçerse on binlerce hektar daha orman alanının şirketler tarafından işgal edileceğini tekrar hatırlatmalıyım. Bu şirketlerin en büyük savunuları olan “bir ağaç kestik ama yerine iki ağaç (aslında fidan) diktik” söylemini biliyorsunuz.
Bu ağaçları nereye diktiklerini kimse bilmiyor ama onlar ısrarla aynı nakarata devam ediyor. Hadi diktiler diyelim, bu fidanların ağaca dönüştüğünü bilen var mı? Hadi ağaca dönüştü, bunların orman ekosistemine dönüştüğünü duyan var mı? Bu ülkede ciddi ağaçlandırma yapan tek kuruluş 1940’lı yıllardan beri Orman Genel Müdürlüğü’dü.
Fakat yapılan onca ağaçlandırmaya rağmen kazanılan orman ekosistemi miktarı 755 bin hektar yani tüm ormanlarımızın sadece yüzde 3,3’üne ancak denk geliyor. Üstelik ağaçlandırmayla kazanılan ormanlar doğal ormanlar kadar biyoçeşitliliğe sahip olmadığı gibi karbon tutma ve iklim değişikliğine direnç konusunda doğal ormanların yanına bile yaklaşamıyor. Yani şirketlerin gerçekle ilişkisi olmayan söylemler üzerinden geliştirdiği propaganda orman yıkımının en önemli faillerinden oldukları gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Geçen ay gazetelerde “Bergama’nın Sarıcalar köyünde 56 hektar alanda Soma Çimento Madencilik Beton San. ve Tic. A.Ş.
tarafından kurulması planlanan güneş enerjisi santralı (GES) için yaklaşık 7 bin ağaç kesilecek!” haberi vardı. Yani pek de temiz GES için 7 bin ağaç kesilecekmiş. Diğer yandan Marmara ve Ege Bölgesi’nde dağlara baktığınızda ormanları paramparça eden rüzgâr santralları (RES) da gözünüzden kaçmamıştır.
Dev gibi direkleri oturtmak için tıraşladıkları alanlar, o direk ve pervaneleri taşımak için açtıkları yollar ve trafo vb. tesislerle yok ettikleri ormanlara herkes şahit. Bu durumda ormanları yok eden bir enerji üretim şeklinin temiz olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bir de hatırlatmak gerekir ki, RES’ler için orman tahsisi yıllardır yapılıyordu fakat GES’ler için orman tahsisine 3,5 yıl önce başlandı. Hem de 6 Şubat 2023’te on binlerce insanımızın canını kaybettiği Maraş Depreminden sadece 9 gün sonra, 15 Şubat 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelik değişikliğiyle. Yani milyonlarca insanımız onca acı içinde çaresiz beklerken ormanlarımızı biraz daha yok edecek olan şirketlerin kazancını artırmak için yönetmeliği değiştirmekle uğraşıyordu.
Bu yazıda 2/B ile orman dışına çıkarılan alanlar ile tanımı değiştirilen özel ormanlar ve boşaltılan askeri tesislerdeki orman ve ağaçlık alanları binlerce bina ve iş merkezine çeviren müteahhitlere, aşırı odun üretiminin rantını yiyen orman endüstri şirketlerine ve daha nicesine değinmedim. Fakat anlattıklarımın ülkedeki özel sermayenin ortak olduğu orman rantının boyutu konusunda bir ipucu verdiğine eminim. İşte bu rant yeterli olmamış ki şimdi de “karbon yutak ormanları” kurulmasıyla ilgili yasal düzenleme yapıldı.
İlgili yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra şirketler artık ne kadar çok “ağaç” dikerek “orman kurduklarını” anlatmakla yetinmeyecek, OGM onlara karbon satın alabilmeleri için devlet ormanlarını da tahsis edebilecek. Fakat bu konunun uzmanlarından Prof. Dr.
Doğanay Tolunay’a göre; “mevcut ormanların tuttuğu karbonun gönüllü piyasalarda ticareti mümkün değil ve zaten orman olan, örneğin yanmış bir ormanın yeniden ağaçlandırılmasıyla atmosferden alınan karbon sertifikalandırılamaz.” Prof. Dr. Tolunay’a göre en azından 50 yıldır orman olmayan alanlarda yapılacak ağaçlandırmalar ülkenin emisyon azaltımına ya da karbon yutak alanlarındaki karbon birikimine ek katkı sağlayabilir.
Bu durumda 2018’den beri ancak yılda ortalama 458 hektar orman dışı ağaçlandırma yapabilmiş olan OGM’nin şirketlerden gelecek yoğun talebi nasıl karşılayabileceği merak konusu.


