01 November 2026, Sunday
COP31 fosil yakıt etkisini değil, sivil gücü artırmalı
Ekonomi

COP31 fosil yakıt etkisini değil, sivil gücü artırmalı

Jurema WERNECK, Ruhat Sena AKŞENER, Samantha KLINTWORTH Uluslararası Af Örgütü Brezilya, Türkiye, Avustralya Direktörleri  İklim krizi, bir insan hakları krizidir ve bu kriz halihazırda dünya genelinde can alıyor,...

Jurema WERNECK, Ruhat Sena AKŞENER, Samantha KLINTWORTH Uluslararası Af Örgütü Brezilya, Türkiye, Avustralya Direktörleri  İklim krizi, bir insan hakları krizidir ve bu kriz halihazırda dünya genelinde can alıyor, hayatları altüst ediyor. Fosil yakıtların yaygınlaşmasından kâr edenler, küresel iklim müzakerelerine öncelikli erişim ve etki gücünü elde tutmaya devam ederken, yerli halklar ve iklim krizinin ön saflarında yer alan topluluklar da dahil iklim krizinin en ağır sonuçlarını yaşayanlar karar süreçlerinden dışlanıyor.   COP30’dan COP31’e uzanan yolda merkezi rol oynayan ülkeler olan Brezilya, Türkiye ve Avustralya’daki Uluslararası Af Örgütü’nün direktörleri olarak biliyoruz ki etkili iklim eylemi, insanların konuşabilmesine, örgütlenebilmesine, protesto edebilmesine ve katılabilmesine bağlı.

Geçen yıl COP30’da fosil yakıt lobicilerinin sayısı, Brezilya hariç tüm ülke delegasyonlarının sayısını aşarak iklim müzakereleri içindeki güç dengesizliğini ortaya koydu. COP31, şirketlerin müzakereleri ele geçirmesinin karşısında durmalı ve sivil katılımı genişletmeli. Ancak Türkiye’de sivil toplumun özgürce ve güvenli şekilde görüşlerini ifade edip edemeyeceğine dair ciddi soru işaretleri var.  OTORİTER UYGULAMA ÇÖKÜŞÜ ŞİDDETLENDİRİYOR Sorun, bundan daha acil olamazdı.

Dünya küresel sıcaklık artışında kritik 1,5°C eşiğini aşma yolunda ilerlerken, kuraklıklar, orman yangınları, şiddetli fırtınalar, hızla eriyen buzullar ve yükselen deniz seviyeleri gelecekteki bir krizin habercileri değil, şimdiden hayatları mahveden bir krizin delilleridir. Diğer yandan, bu krize karşı durmak ve adalet istemek için gerekli insan hakları da aşınıyor.   Otoriter uygulamalar protestoları kısıtlayarak, savunucuları susturarak ve fosil yakıt sektörünün çıkarlarını denetimden koruyarak iklim çöküşünü şiddetlendiriyor.

Kadınlara, LGBTİ+’lara ve diğer ötekileştirilen topluluklara karşı saldırılar toplumları bölüyor, kolektif eylemi zayıflatıyor ve fosil yakıt genişlemesi devam ederken dikkati esas sorundan uzaklaştırıyor. İşte bu nedenle, COP31’in ev sahibi olan Türkiye’de sivil alana yönelik saldırı, zirveye katılacak tüm devletleri alarma geçirmeli.   Eylülde Türkiye yetkilileri LGBTİ+ örgütleri, aktivistleri ve insan hakları savunucularına karşı ülke çapında bir operasyon başlattı.

Evlere, mekânlara ve işyerlerine polis baskınları gerçekleştirildi, insanlar gözaltına alındı ve tutuklandı, aktivistlerin, gazetecilerin ve Uluslararası Af Örgütü Türkiye’ninki de dahil insan hakları örgütlerinin sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. Operasyon, son on yıldır yargı bağımsızlığını zayıflatan, uluslararası mahkeme kararlarını göz ardı eden ve barışçıl toplanma, örgütlenme ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan baskının bir parçası. İster çevre savunucularını hedef alsın, ister gazetecileri, kadın hakları aktivistlerini, siyasi muhalifleri veya LGBTİ+ toplulukları, baskının etkisi değişmiyor: Muhalefet susturuluyor ve korku yayılıyor.

COP31’in başarıya ulaşması için, Türkiye insan haklarına ve hak savunucularına yönelik baskıya son vermeli. Türkiye ve BM, katılımcıların ayrımcılık, sindirme, gözetim, gözaltı veya misilleme olmadan konuşabileceğini, örgütlenebileceğini, raporlayabileceğini ve barışçıl protesto hakkını kullanabileceğini kamuya açık olarak garanti etmeli. Devletler, Antalya’ya gelmeden önce Ev Sahibi Ülke Anlaşması’nın kusurlu maddelerine itiraz etmeli.  ÇEVRE SAVUNUCULARI SÖZ HAKKI SAHİBİ OLMALI COP31 Brezilya’nın yaklaşımını geliştirmeli.

Brezilya’nın COP ev sahibi ülke anlaşması kapsayıcı ve ayrımcılıktan uzak bir konferans taahhüt etmişti, başkanlığı daha açık ve katılımcı bir tavır benimsemişti. COP30, yerli halklardan rekor sayıda katılımcıya ev sahipliği yaptı ancak erişim, etki anlamına gelmedi. Birçok önemli karar, kapalı kapılar ardında şekillenmeye devam etti.

  Uluslararası Af Örgütü’nün belgelediği üzere, fosil yakıtların yaygınlaşmasına direnen ve daha adil alternatifler inşa eden topluluklar taciz, gözetim, kriminalize edilme, dezenformasyon, şiddet ve barışçıl protestolara yönelik kısıtlamalarla karşılaşıyor. Avustralya’da açık denizde petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerine karşı çıkan yerli halklar, Brezilya’nın Guanabara Körfezi’nde çevre adaleti için mücadele eden küçük ölçekli balıkçılar ve Türkiye’de Akbelen Ormanı’nda kömür madenini genişletme planına karşı savunan aktivistler onlar arasında. Bu topluluklar, toprakları koruyan ve etkili iklim müdahaleleri geliştiren hak sahipleri, bilgi taşıyıcıları ve siyasi aktörler.

Devletler, onları korumalı ve iklim kararlarında somut olarak söz sahibi olmalarını sağlamalı.  COP31 FOSİL YAKIT SEKTÖRÜ İLE YÜZLEŞMELİ İnsan haklarını korumak için devletler, öncelikli üç acil konuda ilerlemek amacıyla COP31’i kullanmalı. Birincisi, fosil yakıtları yaygınlaştırmaya son vermeli ve fosil yakıtlardan tam, hızlı, adil, finanse edilen ve insan haklarına uygun bir biçimde çıkışı hızlandırmalılar. En fazla sorumlu olan devletler, daha ileri ve daha hızlı adım atarak fosil yakıt sübvansiyonlarını sonlandırmalı ve kamu kaynaklarını haklara saygılı yenilenebilir enerjiye yönlendirmeli.

İkincisi, Adil Geçiş Mekanizması’nın işler durumda olması, finanse edilmesi ve hesap verebilir kılınmasını da içerir şekilde, yenilenebilir enerjiye geçişin hakları koruduğundan ve hiç kimseyi geride bırakmadığından emin olmalılar. Son olarak, devletler düşük gelirli ülkeleri daha fazla borca sürüklemeden, azaltım, uyum, kayıp ve zarar için hibe temelli kamu finansmanını artırmalılar.  Öncelikli etkilenen toplulukların bilgisi ve uzmanlığı olmadan COP31 bu sonuçlara ulaşmayacak. Buna rağmen, fosil yakıt lobicileri erişim ve etki alanlarında hâkimken, yerli halklar, işçiler ve etkilenen toplulukların kendi geleceklerini belirleyen kararlarda gerçek söz sahibi olmaları engelleniyor.

Brezilya, COP30’da kat edilen katılımcı ilerlemeyi savunmalıdır. Türkiye, baskı ortamına son vermeli ve sivil alanı korumalıdır. Müzakereler Başkanı olarak Avustralya, iddialı ve insan hakları odaklı bir sonucu hedeflemeli, aynı zamanda ülke içindeki barışçıl iklim protestolarına yönelik kısıtlamaları kaldırmalıdır.

COP31’in başarısı, devletlerin otoriter engeli kaldırıp kaldırmadıklarıyla, fosil yakıt sektörünün gücünü sınırlandırıp sınırlandırmadıklarıyla ve insanların yön verdiği değişimi koruyup korumadıklarıyla ölçülecek. İklim krizi, kapalı kapılar ardında çözülemez. Kapılar açık tutulmalı ve insanlar içeride olup bitenleri şekillendirme gücüne sahip olmalı. 

İlgili Haberler