Gündem

Catering Kamyonu'ndaki başkan, hedefte bırakılan insanlar...

Hatırlarsanız Ankara, NATO toplantısıyla işgal altındaydı... Güvenlik adına insanlar günlerce hapishanede yattı... Neden? Potansiyel suçlu oldukları için... Yetkililer görevlerini öyle ciddiye aldı ki, yaşını başını...

2 okuma

Hatırlarsanız Ankara, NATO toplantısıyla işgal altındaydı... Güvenlik adına insanlar günlerce hapishanede yattı... Neden?

Potansiyel suçlu oldukları için... Yetkililer görevlerini öyle ciddiye aldı ki, yaşını başını almış TEMA üyelerinin doğa yürüyüşünden bile suçlu çıkarmaya çalıştılar... Uygulamalarla tam bir kara dönem yaşadık... Toplumsal tepki yükseldi...

∗∗∗ NATO toplantısı sonrası Trump’ın Ankara’dan” Catering Kamyonuna saklanarak” ayrılışı, trajikomedi olarak duyuruldu ve kaçış  özellikle ABD’de mizahi bir hal aldı... Böylece tüm dünya NATO toplantısını “TRUMP’ın kaçışıyla” değerlendirdi... Her ne kadar olay, Trump tarafından kahramanlık olarak gösterilip sadece güvenlik operasyonu olarak geçiştirilse de “böyle bir kaçışın" altında yatanlar irdelenmelidir...

Oysa ,Ülkemizde çok ciddiye alınmayan bu olay, tartışılması gereken asıl konuyu gözler önüne seriyor... Trump’ın yaşamının, diğer insan hayatlarından daha değerli sayılıp sayılmadığı” anlayışı, dünya gündemini mizah yoluyla sarstı... ABD Başkanı Trump, Ankara’daki “NATO Zirvesinin” ardından “Air Force One’”uçağına törenle  bindi...  Sonrasında, alınan bir tehdit istihbaratı üzerine, gizlice uçaktan indirildi; “catering aracına” bindirilerek başka bir uçağa götürüldü...  Catering dolabına Trump nasıl sığdı?

Bilemiyorum ama, James Bond filmlerine taş çıkran bir serüven yaşayan Trump kendini kahraman ilan etti... Yaşadığı şok o kadar büyüktü ki, dolaptan çıktıktan sonra “Hürmüz Boğazını” ABD toprakları olarak ilan etti...(!) ∗∗∗ Peki Air Force One’da kalanlar ne oldu? Gazeteciler, görevliler, teknik personel ve diğer insanlar, yani yaklaşık 80 kişi yolculuğa devam etti...

Eğer istihbarat gerçekten Air Force One’a yönelik ciddi ve yakın bir saldırı ihtimalini gösterdiyse, burada insanın vicdanını rahatsız eden çok ağır bir soru ortaya çıkar!... ABD Başkanını gizlice uçaktan kaçırırken, diğer insanların aynı uçakta bırakılması nasıl bir güvenlik anlayışıdır? ∗∗∗ Elbette Amerikan “Secret Service’in” birinci görevi başkanı korumaktır.

Bunun için yanıltma, rota değiştirme, sahte konvoy ve uçak değiştirme gibi yöntemler kullanılabilir... “Fakat hiçbir görev tanımı, başka insanların hayatının önemini ortadan kaldırmaz!” Eğer uçak gerçekten hedefse, içindeki gazeteci de hedeftir, görevli de, pilot da... Devlet dediğimiz mekanizma insan hayatlarını “çok değerli”, “daha az değerli” diye sınıflandırmaya başladığında, güvenlik anlayışı insani niteliğini kaybeder...

∗∗∗ Üstelik bu operasyonda daha da  ürpertici bir ihtimal var! Şayet, Air Force One’ın yoluna devam etmesi saldırganları yanıltmak için planlandıysa ve uçaktaki insanlar yaşanacakların farkında olmadan bir aldatma operasyonunun parçası haline getirilmişse, bunu güvenlik adına yaptığınızı kimseye anlatamazsınız... Dolayısıyla yapılan planda  “insanlar yem olarak kullanılmış oluyorlar!” Tam da bu nedenle Trump, kendine pay çıkarmak yerine böyle bir karara nasıl onay verdiğini önce, kendi halkına, uçaktaki görevlilere ve dünyaya açıklamak zorundadır...

Çünkü uygulanan sözde operasyon,  ciddi etik sorunu taşımaktadır... Yani sonuç şudur; “Trump’ın hayatı değerli geride kalanların hiçbir önemi yok!” ∗∗∗ Bir yönetim, insan yaşamına saygı duyuyorsa, başkanının güvenliği için 80’ne yakın insanı feda edemez... Etmemelidir!

Eğer ediyorsa  o ülkede insan haklarına saygı, iflas etmiştir... Bir devletin büyüklüğü, başkanını kaç korumayla koruduğu değil, adı bilinmeyen vatandaşının hayatına ne kadar değer verdiğiyle ölçülmelidir... ∗∗∗ Amerikan güvenlik anlayışının sorgulanması gereken tarafı tam burada başlıyor!.

Dünyaya insan hakları, demokrasi ve insan yaşamının kutsallığı üzerine ders veren sözde bir süper güç, kendi başkanını “catering kamyonuna” saklarken aynı tehdidin bulunduğu uçaktaki insanları bilerek ölüme terk edebiliyor...  Yani, yurttaşının canını korumaktan vazgeçerek anayasal egemenliğini de yok sayıyor... ∗∗∗ Güvenlik yalnızca güçlü olanı koruyorsa, orada devlet yoktur...

Yani eşit yurttaş yoktur... Ve yapılanın adı güvenlik değil, imtiyazdır... Ve insan yaşamının değeri makam koltuğuna göre değişiyorsa, tartışılması gereken yalnızca “Secret Service’in” yöntemi değil, süper gücü yönetiyor iddiasında olanların insana bakışı, hak ve özgürlüklere sahip çıkışıdır...

Kısaca, yaşama sahip çıkmayan, insanlığa saygı duymayan, dengesizce sürekli karar değiştiren anlayış, dünyayı her tür felakete sürükleyebilir... Bu anlayışa özenenlerin sonu doğayla birlikte yok olacaktır... Demem o ki Türkiye bu trajikomik hikayeden kendine ders çıkarmalıdır...

İlgili Haberler