Ekonomi

Çalışan emekli ordusu büyüyor

Bir süredir hepimizin dikkatini çeken bir tablo var. Sokakta, işyerlerinde, güvenlik kulübelerinde, marketlerin kasalarında giderek daha sık karşılaştığımız bir manzara: emekli olmuş ama hâlâ çalışan insanlar. Bu bir...

4 okuma

Bir süredir hepimizin dikkatini çeken bir tablo var. Sokakta, işyerlerinde, güvenlik kulübelerinde, marketlerin kasalarında giderek daha sık karşılaştığımız bir manzara: emekli olmuş ama hâlâ çalışan insanlar. Bu bir izlenim değil artık, resmi rakamlarla da doğrulanan bir gerçek.

SGK'nın 2026 yılının ilk yarısına ait verilerini incelediğimde, bu tablonun büyüklüğünü bir kez daha gördüm. SGDP'Lİ ÇALIŞAN SAYISI 2,2 MİLYONU AŞTI Hem SGK'dan emekli aylığı alıp hem de kayıtlı bir işte çalışmaya devam edenlerin sayısı, 2026'nın ilk altı ayında 2 milyon 233 bin 396'ya ulaşmış. Geçen yılın sonunda bu sayı 2 milyon 149 bin 227 idi.

Yani sadece altı ayda 84 bin kişi daha, emekli olduktan sonra yeniden çalışma hayatına dönmüş ya da hiç ayrılmamış. Bugün Türkiye'de emekli aylığı alan her 5 ila 6 kişiden biri, aslında hâlâ çalışıyor. Gerçek anlamıyla bir "çalışan emekli ordusu" ortaya çıkmış durumda.

Şunu hemen belirtmek isterim: Bu 2,2 milyonluk rakam, dosya bazlı veya dul-yetim aylıklarıyla birlikte çok daha yukarıda konuşulan toplam kitleden ayrı tutulmalı; doğrudan yaşlılık/emeklilik aylığı alan yaklaşık 12,3 milyonluk ana kitleyle karıştırılmamalı. Bu, emeklilerin yalnızca çalışmaya devam eden bir alt kümesi. Üstelik burada konuşulan yalnızca kayıtlı, yani ödeyerek çalışan emekliler.

Kayıt dışı çalışan emeklilerin sayısı bu istatistiğe hiç yansımıyor. Yani gerçek tablo, muhtemelen resmi rakamların gösterdiğinden de büyük. ZAMLAR HAYAT PAHALILIĞININ GERİSİNDE Peki bu insanlar neden emekli olduktan sonra da çalışmaya devam ediyor?

Sorunun cevabını bulmak için uzağa gitmeye gerek yok, sadece iki rakamı yan yana koymak yeterli. En düşük emekli aylığı 2026 başında 20.000 TL'ydi. Hükümet Temmuz ayında bunu bir kez daha "iyileştirme" adı altında 23 bin 552 TL'ye çıkardı.

Bu artış, yaklaşık 5,1 milyon emekliyi kapsıyor ve bütçeye yılın ikinci yarısında 79 milyar TL ”ek yük” getiriyor. Peki bu "iyileştirme" gerçekte neyi değiştirdi? TÜRK-İŞ'in Ağustos 2026 araştırmasına baktığımızda, dört kişilik bir ailenin sadece mutfak masrafı için ayırması gereken tutarın 37 bin 388 TL olduğunu görüyoruz.

Yani Temmuz'daki zamdan sonra bile en düşük emekli aylığı, açlık sınırının ancak yüzde 63'üne ulaşabiliyor. Kirayı, faturayı, sağlığı içeren yoksulluk sınırına, yani 12 bin 786 TL'ye ise hâlâ dörtte bir mesafede. Nitekim düzenleme TBMM'den geçerken emekli örgütleri de bu artışın hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığını ve yeni aylığın da açlık ve yoksulluk sınırının altında kaldığını belirterek tepki göstermişti.

Bu tablo karşısında, bir emeklinin "Neden hâlâ çalışıyorsun" sorusuna verebileceği tek bir cevap var. Çünkü art arda gelen “iyileştirmelere” rağmen aldığım emekli aylığı hâlâ yetmiyor. Şimdi işin bir de öbür yüzüne bakalım.

Aynı dönemde, gençlerimiz iş arıyor ve bulamıyor. TÜİK'in Temmuz 2026 verileri bu konuda oldukça çarpıcı. 15-24 yaş grubunda işsizlik oranı, bir ayda 1,5 puan birden fırlayarak yüzde 14,5'e çıkmış.

Bu, ülke genelindeki işsizlik oranının, yani yüzde 8,1'in neredeyse iki katı. Genç kadınlarda ise durum daha da vahim: işsizlik oranı yüzde 20,3. Yani her beş genç kadından biri iş arıyor ve bulamıyor.

GENÇ İŞSİZLİĞİ NEDEN-SONUÇ MU Peki bu iki tablo birbiriyle ilişkili olabilir mi? Emekli olup çalışmaya devam edenlerin sayısı artarken, gençlerin işsizliği de aynı anda artıyorsa, bu bir tesadüf mü? Kamuoyunda sık dile getirilen "Emekliler gençlerin işini elinde tutuyor" argümanı da tam burada devreye giriyor.

Ancak burada bu konuyu neden sonuç ilişkisi içinde düşünüp doğru analiz etmek gerekiyor. Elimizde bu iddiayı doğrudan kanıtlayan bir çalışma yok. SGK ve TÜİK verileri, bu iki grubun aynı işyerlerinde, aynı pozisyonlar için yarıştığını göstermiyor.

Çünkü emekli çalışanların yoğunlaştığı işler, genellikle deneyim gerektiren danışmanlık, güvenlik, esnaf işleri veya kendi işini sürdürme biçiminde olurken, gençlerin girmeye çalıştığı ilk iş segmentleri her zaman bunlarla örtüşmüyor. Dolayısıyla bu ilişkiyi doğrudan bir neden sonuç bağı olarak sunmak, elimizdeki veriyi olduğundan fazla yorumlamak olur. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu iki olgu, aynı kaynaktan besleniyor.

Düşük ücretler, yüksek yaşam maliyeti ve istihdam yaratamayan bir büyüme modeli. Emekli, aldığı aylıkla geçinemediği için işe dönüyor. Genç, mezun olduğu halde kendine bir yer bulamıyor.

İkisi de aynı ekonominin, aynı yapısal sorunların farklı yüzleri. Aslında asıl sorulması gereken soru şu: Bir ülkede emekliler düşük emekli aylıkları ve hayat pahalılığı nedeniyle dinlenemiyorsa ve gençler istihdam yetersizliği sebebiyle işe başlayamıyorsa, o ülkenin ekonomi politikaları kimin için çalışıyor? Cevap ne emeklide, ne de gençte; yüksek enflasyon, düşük ücretler ve istihdam yaratamayan bir büyüme modeliyle örülü, istikrarsız ve kırılgan ekonomik yapıda aranmalı.

İlgili Haberler