Bu Kadının Yatacak Yeri Yok mu?
Ekonomi

Bu Kadının Yatacak Yeri Yok mu?

Gerçekten, bundan yaklaşık bin dört yüz yıl önce bu topraklarda genç bir kadın yaşamış. Belki annesinin ona seslendiği güzel bir adı vardı. Belki birileri o adı duyduğunda heyecanlanıyordu. Belki güzelliği dillere...

7 okuma

Gerçekten, bundan yaklaşık bin dört yüz yıl önce bu topraklarda genç bir kadın yaşamış. Belki annesinin ona seslendiği güzel bir adı vardı. Belki birileri o adı duyduğunda heyecanlanıyordu.

Belki güzelliği dillere destandı, belki de kendi hâlinde yaşayan sıradan bir Anadolu kadınıydı. Saçlarını nasıl tarardı, kime gönül verdi, evlendi mi, çocukları oldu mu bilmiyoruz. Ama o da bizim gibi acıktı, susadı, üşüdü, güldü, ağladı, korktu, sevdi, özledi… Onu tanıyanlar da öldü.

Onların çocukları, torunları da… Devletler yıkıldı, yenileri kuruldu. Şehirler değişti, dünya değişti. Doğal şartlar bedenini yüzyıllarca korudu ve yaklaşık bin dört yüz yıl sonra insanlar onu Manazan Mağaraları’nda buldu.

Yaşarken ona ne isim verildiğini bilmiyorduk. Buraya kadar eski bir Anadolu masalı gibi. Ama masallarda güzel kadın, hikâyenin sonunda huzura kavuşur.

Bugün hâlâ Karaman Müzesinde, bir camekânın arkasında yatıyor. Ve yaklaşık bin dört yüz yıl önce ölen bir kadın hâlâ yaşayanların bakışları altında. Geçtiğimiz günlerde erkek kardeşim Erkan ve İskoçyalı eşi Becky Karaman’a geldiler.

Atina’da yaşıyorlar. Erkan, eşine memleketini gezdirirken Karaman Müzesine de götürmüş. Becky, Manazan Güzeli’ni görünce çok kötü etkilenmiş.

Eve geldiklerinde kendisini iyi hissetmediği için bir süre yatmak zorunda kalmış. “Ölmüş bir insanın bedeni neden sergileniyor?” İlk duyduğumda Becky’nin bu kadar etkilenmesine şaşırdım. Belki de şaşırmam gereken onun tepkisi değil, bizim tepkisizliğimizdi.

Ben çocukluğumdan beri o kadını biliyorum. Karaman’da yetişen binlerce çocuk gibi ben de müzeye gittim, onu gördüm. Bugün de ilkokul çocukları müze gezilerine götürülüyor ve o bedenle karşılaşıyor.

Peki, alışmış olmamız yapılan şeyi doğru kılar mı? Bir insan bedeni bilimsel açıdan çok kıymetli olabilir. Manazan Mağaraları’nın tarihi anlatılsın.

Üç boyutlu taraması yapılsın, birebir modeli hazırlansın. Fotoğrafları, bilimsel verileri ve hikâyesi müzede gelecek nesillere aktarılsın. Ama bütün bunları yapabilmek için gerçek bedenini camekânın arkasında tutmak zorunda mıyız?

Çünkü o camekânın içerisinde yalnızca arkeolojik bir buluntu yok. Bugün annemizin, babamızın, eşimizin ya da çocuğumuzun bedeni yüzlerce yıl sonra sağlam bulunsa ve “arkeolojik değeri var” denilerek bir müzede sergilense, bunu kabul edebilir miydik? Peki, aradan bin dört yüz yıl geçince ne değişiyor?

Ölü çok eskiyse insan olmaktan mı çıkıyor? Meseleyi yalnızca din üzerinden de değerlendirmiyorum. Elbette bizim inancımızda ve kültürümüzde ölünün hürmeti vardır.

Ama Manazan Güzeli’nin hangi inanca mensup olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Müslüman olmuş, Hristiyan olmuş ya da başka bir inanca mensup olmuş… “Beni burada sergilemeyin.” diyemez. Belki de tam bunun için yaşayanların ölüye karşı bir sorumluluğu vardır.

Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığına ve Karaman’daki yetkililere bir çağrıda bulunmak istiyorum. Manazan Güzeli’ni tarihimizden çıkarmayalım. Ama artık müze vitrininden çıkaralım.

Bilim insanları gerekli incelemeleri yapsın. Bütün kayıtları alınsın. Hikâyesi müzede en güzel şekilde anlatılmaya devam etsin.

Sonra bu kadına artık bir mezar verelim. Bulunduğu topraklara yakın, sade bir mezar… Başına da bilmediğimiz şeyleri uydurmadan, bildiklerimizi anlatan küçük bir taş koyalım. İsteyen yalnızca başında sessizce dursun.

Ama insanlar artık ona bakmaya değil, ziyaret etmeye gitsin. “Onlarca yıldır müzede, şimdi mi aklınıza geldi?” diyecek. Çünkü bazen insan, yıllardır baktığı şeyi gerçekten görmüyor.

İskoçya’da doğmuş bir kadın Karaman’a geldi. Bir camekânın arkasında yatan başka bir kadını gördü. Ama belki de ilk defa onun sayesinde camekâna değil, kadına baktık.

Ve şimdi benim aklımdan tek bir soru çıkmıyor: Ama artık insanlık da üzerine düşeni yapsın. Çünkü bir insanın hikâyesi müzede yaşayabilir. İnsanın son uğrak noktası bir camekân değil, toprak olmalı.

Yaklaşık bin dört yüz yıl sonra artık sormanın vakti gelmedi mi?

İlgili Haberler