17 October 2026, Saturday
Ekonomi

Böyle günlerde dil yazısı yazmak!

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran partiye abidik gubidik yöntemlerle kayyım atamışlar... Atatürk’ün yüzyıllık CHP’si, Butlan Kemal yönetiminde kapatılmaktan beter duruma getirilmiş... Devlet olanaklarıyla iktidar güdümlü...

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran partiye abidik gubidik yöntemlerle kayyım atamışlar... Atatürk’ün yüzyıllık CHP’si, Butlan Kemal yönetiminde kapatılmaktan beter duruma getirilmiş... Devlet olanaklarıyla iktidar güdümlü “havuz medyası” yaratılmış.

Ortada kala kala birkaç muhalif kanal kalmışken ona bile tahammül edememişler. Önce TELE1’e çökülmüş, ekranı karartılmış, genel yayın yönetmeni içeri atılmış. Ardından en çok izlenen Halk TV’ye el koyup yayınını durdurmuşlar...

Dünya “yapay zekâ” dönüşümünü yaşarken Türkiye’de sanal ortam dijital kuşatma altına alınmış... Başta T24 olmak üzere yüzlerce site kapatılmış, binlerce sanal ağ hesabına erişim yasağı getirilmiş... Fon vurgununda malı götürenlerin siyasal ilişkilerini sergileyen tutuklanmış; Sözcü TV’den İsmail Saymaz ve Murat Ağırel, ayaklarına kelepçe takılarak evlerine hapsedilmiş...

Fon soygununu araştıran gazeteci Bahadır Özgür’ü de önceki gün gözaltına alıp nezarete kapatmışlar! Hangi birinden söz edeyim? Raf ömrünü çoktan doldurmuş AKP iktidarının faşizan uygulamaları saymakla bitmiyor!

Bu ülkede ağzını açan, iktidara söz söyleyen, tivit atan, ileti yazan, paylaşım yapan kim varsa soruşturmaya uğruyor, gözaltına alınıyor, çoğu zaman da tutuklanıyor. Cezaevlerinde yüzlerce belediye başkanı, meclis üyesi, kurum çalışanı, akademisyen, siyasetçi, öğrenci, gazeteci var. Bizhaberiz.com sitesinde yer alan bilgiye göre şu anda hapishanelerde 20 gazeteci bulunuyor.

Demokrasilerde böyle şey olur mu? Gazetecinin işi haber vermek, yorum yapmak, gerçekleri duyurmak, kamuoyunu bilgilendirmektir. Bir yanıyla da kamusal denetim görevini yerine getiriyor gazeteciler.

Oysa devleti cukkalayanlar için “lekelenmeme hakkı” isteyenler, hırsızları sergileyen gazetecileri içeri tıkmaya çalışıyor! Muktedirler, işlerini iyi yapan gazetecilerden neden bu kadar korkuyor acaba? ∗∗∗ Biliyorsunuz, bu iktidarın basını susturmak için en son icat ettiği suç, “Yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” oldu.

Bu konu Meclis’te tartışılırken muhalefet sözcüleri ve basın meslek örgütlerinin temsilcileri, “Yapmayın, düşünce ve ifade özgürlüğünü yok ediyorsunuz! Bu bir sansür ve baskı yasasıdır” diye uyarıda bulundular. Ama düzenlemenin mimarı ve ilk imzacısı, MHP’nin hukuk işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Hiç kimse kaygılanmasın” diyerek gazetecilere güvence verdi; bu maddenin uygulanabilmesi için beş koşulun bir arada aranacağını belirterek yasaya kefil olduğunu söyledi.

Gelin görün ki yasa kabul edildikten sonra hiçbir koşul aranmadan gazeteciler art arda tutuklanırken sesini çıkarmadı. Saray rejiminin stepnesi MHP’nin tutumu zaten başka türlü olamazdı! AKP ile aralarında örtülü bir görev bölüşümü yapmışlar sanki.

Kimi konularda şifreli açıklamalarla iktidardan farklı düşünüyor gibi yapıp uygulamada AKP’ye tam destek vermek, MHP’nin çok alışkın olduğumuz bir taktiği idi! ∗∗∗ İktidar, “casusluk” gibi ipe sapa gelmez bir suçlamayla kanalına el koyup içeri tıktığı Merdan Yanardağ’ın neden bir yıldır cezaevinde tutulduğunu kimseye anlatamadı! Çünkü bu çamurun TELE1’e ve Merdan’a yapışmayacağını; “casusluk” suçlamasının kanala çökmek için uydurulmuş bir bahane olduğunu herkes biliyor.

Ülkenin namuslu aydınları uzunca bir süredir sudan bahanelerle içeri atılıyor. Cezaevleri muhalif insanlarla doldu taştı. Tutuklular artık yerlerde yatıyor!

Silivri Cezaevi adeta “toplama kampı”na dönüştü. Her gün şafak operasyonlarıyla uyanmaktan yorgun düştük; işimize gücümüze odaklanamaz olduk. Sabrımız da, öfkemiz de taşmış durumda!

Bu koşullarda benden “dil yazısı” bekleyen okurlara ne anlatabilirim? Yaşanan bunca acıyı görmezden gelerek “yazım yanlışları” üstüne nasıl kalem oynatabilirim? Kimse kusura bakmasın, komşunun evi yanarken saçını tarayanlardan değilim!

Haksızlığa uğrayan herkesle dayanışma içinde olacağız... OKURDAN Yazarlara anımsatmalar Merhaba Sayın Hocam. Köşenizde yazmaya tekrar dönüp değerli birikimlerinizi paylaştığınız yazılarınızla, yaptığınız yapıcı eleştirilerinizi okumaktan son derece memnuniyet duyuyorum.

Sınırlarımı zorlamamaya özen göstererek gazetemiz BirGün’de yazan değerli uzmanlarımızla ilgili merak ettiğim ve önemli gördüğüm bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Özellikle birkaç kez yinelediğiniz bir konu var: Rakam ve sayı sözcükleri matematiksel olarak farklı anlamlar taşır. Rakamlar, sayıları yazmakta kullanılan sembollerdir; sayılar ise bir değer ifade eder.

Dolayısıyla "Bugün açıklanan rakamlara göre..." ifadesi yerine "Bugün açıklanan sayılara göre..." denmelidir. En son 26.09.2026 tarihli köşenizde belirttiğiniz, “…Özellikle köşeyazılarında ‘yıl’ ve ‘tarih’ kavramları birbirine karıştırılıyor. Uyarılarımın sayısını unuttum ama ‘tarih’ yerine ‘yıl’ sözcüğünü kullananların arttığını görüyorum.” demenize rağmen, bu konuları gazetemizin bazı köşeyazarları ve muhabirlerinin gözden kaçırdıklarını düşünüyorum.

Merakım veya sorum şu: Alanlarında uzman olan değerli dostlarımızın sizi ya da başkalarını okumaya zamanları olmuyor mu? Saygılar. Muharrem SÜTCÜ / Tekirdağ

İlgili Haberler