02 October 2026, Friday
Bir vurgundan daha fazlası: Düzen böyle dönüyor
Ekonomi

Bir vurgundan daha fazlası: Düzen böyle dönüyor

AKP’li Fatma Betül Sayan ile eşi İlyas Kaya’nın karıştığı fon skandalı bireysel bir vurgun olarak görülemez. Skandal bütünüyle AKP düzeninin işleyiş tarzının mahsulü. İktidarı kişisel zenginleşme yolu için kullanan üst...

AKP’li Fatma Betül Sayan ile eşi İlyas Kaya’nın karıştığı fon skandalı bireysel bir vurgun olarak görülemez. Skandal bütünüyle AKP düzeninin işleyiş tarzının mahsulü. İktidarı kişisel zenginleşme yolu için kullanan üst düzey siyasiler, denetimsiz bir ekonomi, kuralsızlaştırılmış bir piyasa, göstere göstere yapılan usulsüzlükler ve sonunda patlayan lağım… Şaşırtıcı değil; yeni de değil.

Şunu başta not edelim: Türkiye olayın Kaya ailesine uzanan boyutunu, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin açıklamasıyla öğrendi. Öncesinde yargı kaynaklı bir operasyon yapılmamıştı. Devlet içinde bu rezaleti ortaya çıkaracak bir mekanizma işletilmemişti.

Eski bir bakan ve milletvekili olan Fatma B. Sayan Kaya, skandalın patladığı gün AKP Genel Başkan Yardımcısıydı. Yani öyle iktidarın etrafında gezinen bir isim değildi; bizzat iktidarın merkezinde olan üst düzey bir AKP yöneticisiydi.

Yakın akrabaları da AKP iktidarı sayesinde yüksek mevkilere gelmişti. 160 milyon liradan fazla parayı hisse yatırımı için ayırabilecek, riske edebilecek bir servetten söz ediyoruz. Öncelikle bu konu sorgulanmalı.

Bu devasa servet hangi faaliyetle elde edildi? Nasıl biriktirildi? 160 milyon lira, yatırımı yapan kişilerin maaş ve gelirleriyle açıklanabiliyor mu?

Üstelik bunun sadece yatırım için ayrılan para olduğu düşünüldüğünde, toplam mal varlığı nedir, nasıl elde edilmiştir? Bir kısmı yurt dışına çıkarılmış mıdır? Halkın yıllardır sistematik şekilde yoksullaştığı bir ülkede en başta bu soruları sormak gerek.

Dünyanın hiçbir yerinde, iktidar olanaklarını kullanabilen bir siyasinin %1230 kâr elde ettiği yatırım macerası meşru ve ahlaki görülmez. Sıradan yatırımcının kısıtlı bilgiyle dahil olduğu hissenin ne zaman alınacağını ve satılacağını bilmek ancak imtiyazlı pozisyonlarda bulunanlara özel bir avantajdır. Düz yatırımcı zarar ederken siyasi nüfuzla erişilen özel bilgilerle fondan, borsadan kâr elde etmenin dolandırıcılıktan bir farkı var mıdır?

AKP’li Kaya çifti yaklaşık 163 milyon liralık yatırımla Özata Denizcilik hisselerine girdi. Yatırımın değeri 3 katına çıktı, satmadılar; 5 katına çıktı, satmadılar; 10 katına çıktı, yine satmadılar. Yatırım yaklaşık 13 katına ulaştığında ise hisseleri satarak yaklaşık 2,2 milyar lirayla çekildiler.

Nitekim kısa bir süre sonra sistem çöktü. Muhtemelen olacakları biliyorlardı. Fatma Betül Hanım’ın bu tür işlere giren tek AKP’li olduğu mantıklı bir varsayım olmaz elbette.

Herkesi isim isim bilmiyor olabiliriz. Belki de birçoğunu hiç bilemeyeceğiz, belki bildiğimiz bazı isimlere dokunulmadığını da göreceğiz. Ancak Genel Başkan Yardımcılığı düzeyine kadar ulaşmış bir faaliyetin “münferit” görülemeyeceği aşikâr.

Çünkü yaşananlar ve bu skandalın nasıl patladığı ortada. Pek çok kişi ne olup ne bittiğini biliyordu. Her şey açık açık konuşuluyordu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bile 4 Kasım 2025’te fonlarda manipülasyon yapıldığının farkında olduklarını söylemişti. Fakat bu farkındalık hiçbir şeyi engelleyemedi. Çünkü AKP düzeninde ekonomi böyle işliyordu.

Batan fon şirketlerinin yöneticileri de iktidar saflarındaydı. Eski Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyi üyeleri, başdanışmanlar, eski bakanlık-başbakanlık müşavirleri, milletvekillerinin, bakanların, bakan yardımcılarının çocukları/yakın akrabaları, AKP gençlik kolları yöneticileri, Türkiye Varlık Fonu yöneticileri, OECD daimi temsilcileri, üniversite rektörleri, yandaş gazete yazarları ve niceleri... Bu yoğun kişisel bağlantılar, krizin bu düzenin parçası olduğunu gösteriyor.

AKP şimdi bir kurgu yaratmaya çalışıyor. “Şeytana uyanlar”, “nefsine hâkim olamayanlar” varmış; bunlar ayıklanacakmış. Hesap sorulacakmış hepsinden...

Oysa sorun tamamen sistemik. “Temizlik algısı” için de artık çok geç. Her şeyden önce, Yeni Parti bu skandalı patlatmasa Fatma Betül Sayan Kaya, AKP Genel Başkan Yardımcılığı koltuğunda oturmaya devam edecekti.

Bugün tartışılan isimler iktidardan aldıkları yetkiyle görevlerini sürdürecek, bir yandan da kolay ve hileli yollardan servetlerini katlayacaklardı. Bütün kir, pas saklı kalacaktı. Tüm bunlar olurken AKP’lilerin “asla harama el uzatmadığı” anlatılacaktı.

Kaldı ki gerçek bir hesap sorma durumu da yok. Dostlar alışverişte görsün minvalinde bir süreç işletiliyor. Muhaliflere reva görülenin binde biri AKP’lilere uygulanmıyor.

Ne şafak baskını ne ters kelepçe ne de ifşa faaliyeti var. Mal varlıklarına konulan tedbirler, muhatap tanıdık olunca hemen kaldırılıyor. Bunların varlığı olaya tek başına hukukilik katmıyor elbette ama çifte standardın ne kadar bariz olduğunu ortaya koyuyor.

Temizlik deniyorsa önce servetlerin kaynağından başlanmalı. Çünkü gerçek bir temizlik için önce parayı takip etmek gerekir. Siyasetin olanaklarıyla ya da parti bağlantılarıyla son çeyrek asırdır kimin ne kadar zenginleştiği araştırılsın.

Halk yoksullaşırken lüks içinde yaşayanlar, öğrenciyken İBB’den burs alıp daha sonra para içinde yüzmeye başlayanlar başta olmak üzere herkes bu servetlerin hangi faaliyetlerle kazanıldığını izah etsin. Zenginliğinin mantıklı bir açıklaması olmayanlar hesap versin. İktidar buna hazır mı?

Muhalefetin vurduğu yerden bu kez güçlü bir ses çıktı. Çünkü konu kimliksel, mezhepsel ya da kültürel kutuplaşmalar üzerinden manipüle edilebilecek türden değildi. Tüm fay hatlarını yatay kesiyordu.

İşte bu da doğru muhalefet tarzının ne olduğunu gösteriyor. Türkiye’deki tüm sorunların derininde sınıfsal çelişkiler var. AKP düzeninin “aşil topuğu” yıllardır burası.

Ancak bir gerçek var, bir de gerçeklerin algılanma biçimi var. Siyaset biraz da yaşanan karmaşayı siyasi faaliyet üzerinden sadeleştirebilmek, topluma basit ve ikna edici bir anlatı sunabilmek demek. Muhalefet, AKP iktidarının Türkiye’nin zenginliğini adaletsiz biçimde paylaştırmasının, emeğiyle geçinen geniş halk kesimlerini yoksullaştırmasının ve yarattığı haksız servet birikimlerinin üzerine daha fazla gitmeli.

Ortaya dökülenle yetinmek yerine sistemin işleyiş mekanizmalarını etkili argümanlarla topluma anlatmalı. Eğer bu iş halkın aklına “münferit bir olay” olarak yerleşir, rejimin “hesap soruyoruz” başlıklı kampanyası karşılık bulursa, bırakalım bu skandalın iktidarı zayıflatmasını, iktidar bundan büyük güç devşirecektir.

İlgili Haberler