Birkaç gün önce bir hanımefendi akrabalarının birçoğu ile görüşmediğini anne babası ile de sık görüşmediğini söylemişti. Bir müddet kocası ve kendisiyle muhabbet etme zamanım oldu. Sonra konuşmalarından şu sonucu çıkardım: “Beklenti” Biz insanlar elbette yakınlarımızdan, komşularımızdan eş dosttan anne babamızdan, çocuklarımızdan zaman zaman beklentiye gireriz.
Bazen beklentilerimiz karşılanır bazen de karşılanmaz. Karşılandığı zamanlar mutlu olur, iletişimimizi daha güzel ve sağlıklı bir şekilde devam ettiririz. Karşılanmadığı zamanlar ise üzülür, dedikoduya yönelir, selamı keser hatta evime gelmesin, düğünüme gelmesin, kabrime gelmesine kadar gider; iletişimi keseriz çoğu zaman.
Hatta anne babamız, bir yakınımız, bir dostumuz, on isteğimizden sekizini yerine getirse ikisini yerine getirmezse yine onlara kırılır, köprüleri yıkar, iletişimi keseriz. Biz insanoğlunu anlamak gerçekten çok zordur. Şu ana kadar gözlemlerimden ve tecrübelerimden şu iki sonucu çıkarttım: Tanıdıklarından, yakınlarından olur olmaz yere beklenti içine giren insanların daha mutsuz, gergin ve sorunlu; insanlardan beklentisini azaltanların emeğine ve Rabbine güvenenlerin, fanilerden değil, çok cömert olan Sossuz Kudret sahibinden isteyenlerin, sabırla bekleyenlerin ise daha huzurlu, dengeli bir hayatlarının olduklarını gördüm.
Dünyadan daha çok pay alma sevdasına düşen, bu noktada ölçüyü kaçıran insanların kanaatkâr insanlara göre çok fazla stresli, ağzı bozuk, beklentisi yüksek, egoları şişkin, iç huzuru alınmış, insanlarla ve Hak’la aralarının çoğu zaman bozuk olduğunu gözlemledim. Dünyadaki biz insanoğlunun doymak bilmeyen açgözlülük ve hırsı dert, tasa, stres, çatışma, itişme, kavga, dövüş ve düşmanlığı beraberinde getiriyor. Bir bahçeniz varken huzurlu geçen günleriniz ile beş, on bahçeniz olduğunda aynı huzurunuz, dinginliğiniz kalmıyor.
Bahçenizdeki ağaç sayısı arttıkça dertleriniz ve hırsınız da artıyor ve günler artık size yetmez oluyor. Bir işyeriniz varken huzurlu geçen günleriniz ile üç beş daha olunca iç huzurunuz aynı kalmıyor. Bir marketiniz varken market zincirlerine ulaştığınızda baş ağrınız artıyor; sorunlar, çatışmalar, kıskançlıklar daha da artabiliyor.
Keçi, koyun sürüleriniz arttıkça zamanla eski dinginliğiniz kalmıyor, bunu çoğaltabiliriz. “Bil ki, insanın iki şeye ihtiyacı vardır: Biri kalbini helak olma sebeplerinden koruyup gıdasını temin etmek, biri de bedenini helak edici sebeplerden koruyup gıdasını temin etmektir. Dünyada insanın yalnız üç şeye ihtiyacı vardır: Biri yemek yemek, biri elbise ve biri de meskendir.
Yemek gıda için elbise gezmek için mesken ise sıcaklık, soğukluk ve diğer helak olma sebeplerinden korunmak içindir. Demek ki, insan bedeninin dünyadaki zaruri ihtiyacı bu üç şeye münhasırdır, bunlardan fazla yoktur. (Açgözlülük ve hırs yüzünden) insanlar sağır oldu.
Bilmediler ki, bütün bunların ilk aslı üç şeydir, fazla değildir: Yemek, elbise, mesken. Bu üç şey beden içindir, beden de kalp içindir, kalp de Allah Teâlâ içindir,” der İmam-ı Gazâli Hazretleri. Biz insanlar bu dünyaya imtihanımızı hakkıyla vermek, gerçek hayat olan ahiret hayatını kazanmak için geldik.
Yemek, elbise, ev zaruri ihtiyaçlarımızdır daha fazlalar daha fazlalar derken giden huzur, bozulan ilişkiler, mahkemede çoğalan dosyalar ve yalnızlık. Doymayan gözler, yalan sözler, kaybolan güven, biten dostluklar, yapmacık muhabbetler, maskeli yüzler, yorulan çeneler, hicret eden samimi sevgi ve muhabbet. “Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor.
Ey âdemoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki?” (Müslim, Zühd 3-4. Yanımızda dünyalık hiçbir şey götüremediğimiz ve ölümle nişanlandığımız halde bir türlü “daha fazlalardan, mal tutkusundan, şan şöhret dilenciliğinden” ne yazan ne okuyan ne de dinleyen kurtulabildi.
Kurtulanlara selam olsun. Daha fazlalar, beklentiyi çoğaltıyor, insani ilişkileri bozuyor, asıl istenilecek yeri unutturuyor. Ermenekli büyük dava adamı Zübeyir Gündüzalp ne güzel ifade etmiş: Ey nefsim!
Sen, kullardan bekleme medet. Kimden medet umarsan, edilirsin retTa ezelden böyledir adet.Dost, dostu yanı başından atar bir gün.Sen, mutlak Allah’tan iste medeti dahi her günSen ancak Allah’tan bekle medeti tüm günDeğilse nefret tokadı yersin halktan bir gün Her gün namazlarda okuduğumuz Fatiha Suresi 5.ayette: “Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz.” Dünyayı ve içindekileri gözümüzde küçülttüğümüzde, tek dünyalı bakış açısından, yaşam tarzından kurtulduğumuzda, beklentimiz bizi yoktan yaratan çok güçlü ve bizi biz olduğumuz, insan olduğumuz için seven Rabbimizden olmaya başlıyor. “Allah’ın dışında seni seven hiç kimde yoktur.
Çünkü Allah seni senin için sever, başkaları ise kendileri için severler.” der Abdulkadir Geylani Hazretleri Necip Fazıl Kısakürek ise yön ve yakınlığımızın adresini gösterir: Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;Anla ki, yok Allah’tan başkasıyla yakınlık… Yani nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilmeye gerek yok, bizim gibi fani ve acizlere. Önünde çıkar için eğildiklerimiz, onlardan beklentilerimizi yüksek tuttuklarımız bizden bir gün uzaklaşacak ve gönül kırgınlıklarımızı arttıracak. Hz.
Mevlânâ insanlardan beklentinin boşa olduğuna ve gönül tokluğuna vurgu yapar: Sen verdikçe dost görünen çok olur.İste de gör hepsi birden yok olur.Sen kendi kendine yetmeyi öğren;Tüm dünyanın malına gönlün tok olur. Dünyadaki en büyük zenginlik mal ile değil, hayata yansımış ilimle güzelleşmek, olgunlaşmak insanlardan değil, Rabbimizden istemek O’güvenmek, çalışmayı sevebilmek ve O’bize verdiği rızka rıza gösterebilmek, kanaat ve beklentisiz yaşama gayretidir. Mehmet Akif Ersoy ne güzel ifade etmiş: Allah’ dayan, sa’ye sarıl hikmete râm olYol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!