Ekonomi

Ayraç

Yazın bitişini bir yas duygusuyla yaşarken bulutlar da görünmeye başladı. Kitaplığımda teselli ararken, iki yıldır aynı sayfada bekleyen bir kitapla karşılaştım. Ayracı yüz doksan altıncı sayfada; kitabı her gördüğümde...

0 okuma

Yazın bitişini bir yas duygusuyla yaşarken bulutlar da görünmeye başladı. Kitaplığımda teselli ararken, iki yıldır aynı sayfada bekleyen bir kitapla karşılaştım. Ayracı yüz doksan altıncı sayfada; kitabı her gördüğümde içimde aynı ses: Bu hafta döneceğim.

Dönmedim, dönmüyorum. Ne bitirebiliyorum, ne rafa kaldırabiliyorum. Herkesin böyle bir ayracı vardır sanırım: Çekmecede bekleyen bir tahlil kâğıdı, iki yıldır "yarın arayacağım" denen bir dost...

Ertelemeyle tembellik karıştırılır çoğunlukla. Tembellik, dışarıdan konan bir isim; davranışa bakıp içeriyi bildiğini sanan bir teşhis. Erteleyen ister, listeler yapar, takvimler kurar, "pazartesi" der ve pazartesi geldiğinde acı çeker.

Bu işin eski bir duası bile var. Augustinus gençliğinde "Bana iffet ver" diye Tanrı'ya yakarıyordu, "ama şimdi değil." Gonçarov'un Oblomov'u da divandan kalkmaya romanın ilk yüz sayfası boyunca niyetlenir; akşam olduğunda hâlâ sabahlığının içindedir. İstemekle yapmak arasındaki o dar boğazda ne duruyor?

Freud'un önemli sezgilerinden biri, bilinçdışının zaman tanımadığıydı. Yıllar geçer ama bazı anılar, arzular, korkular içeride aynı tazelikte kalır. Takvim ilerler; yarım kalan şey bazen zihinde yerinden kıpırdamaz.

İki yıldır açmadığım kitaba baktığımda hâlâ bıraktığım yerden devam edebilirmişim gibi geliyor. Ertelenen şey çoğu zaman işin kendisi değil, sonucuyla karşılaşmak. Bir yazı kafamızda çok iyi olabilir; yapacağımız konuşmayı zihnimizde defalarca kurabiliriz.

Ama yazınca okunur, konuşunca karşılık alırız. Zihindeki ihtimal sınanmadığı sürece o iş kusursuz kalabilir. Adam Phillips, 'Kaçırdıklarımız'da yaşanmamış hayatlarımızın peşimizi bırakmadığını yazmıştı; olabileceğimiz ama olmadığımız kişiler, yaşananın yanında sessiz bir kalabalık halinde yürürler.

Bazı şeyleri bu yüzden erteleriz: Gerçekleşmemiş ihtimal henüz kimseyi hayal kırıklığına uğratmamıştır. Gel gör ki bu bekleyiş dinlendirmiyor. Kurt Lewin'in geçen yüzyılın başında Berlin'de bir lokantada fark ettiği, öğrencisi Bluma Zeigarnik'in deneylere taşıdığı gözlem şuydu: Garsonlar ödenmemiş hesapları kuruşuna kadar hatırlıyor, ödenenleri dakikasında unutuyordu.

Deneyler yarım bırakılan işlerin tamamlananlardan daha kolay hatırlandığını göstermişti. Yapılmayan iş ortadan kaybolmuyor, yapılmadığı haliyle insanla kalıyor. Görüşmelerde sık duyduğum cümlelerden biri de bunu söylüyor: "Aslında ne yapacağımı biliyorum." Boşanmaya, istifaya, taşınmaya dair karar çoğu zaman çoktan verilmiş olur.

Ertelenen karar değil, kararın ilanıdır. İlan edilen hüküm geri alınamaz; ilan edilmemiş hükümse hiç verilmemiş sayılabilir. İnsan bazen bildiğini bilmemek için bekler.

Freud, savaş yıllarında yazdığı kısa bir metinde, yıllarca istediği şeye tam kavuşacakken çöken insanlardan söz etmişti: Beklediği kürsü boşalınca çalışamaz hale gelen akademisyen, sevdiği adam nihayet evlenmeye hazır olduğunda dağılan kadın. Aynı metinde Lady Macbeth'i hatırlatmıştı; taht uğruna her şeyi göze alan kadın, zaferin ardından dağılır. Bazen insanı durduran şey önündeki engel değil, engelin kalkması olur.

Ertelemenin bazı biçimleri de belki tam burada başlıyor. Erteleyenin bir de ikizi var; ondan pek söz edilmez, söz edilirse de bir erdem olarak anılır. Mesaja saniyesinde dönen, listeyi gece yarısı kapatan, işi haftalar önce teslim eden, gelen e-postayı yanıtlamadan uyuyamayan kişiler.

Acelecilik de bazen aynı kaygının başka bir savunması. Erteleyen duruşmaya çıkmaya dayanamazken, aceleci de duruşmanın sürmesine dayanamaz; dosya açık kaldıkça huzuru yoktur, hüküm ne olursa olsun hemen verilsin ister. Biri kapıdan giremiyor, öteki koşarak çıkıyor; aynı koridorun iki yönü.

Ayraç yüz doksan altıncı sayfada duruyor. Ben hâlâ o kitabı bitirecek adamım, ayraca dokunmadığım sürece. Açıp okumaya başladım.

Dışarıda gök gürlemesiyle yağmur başlamıştı.

İlgili Haberler