26 September 2026, Saturday
Allah’tan yardım istiyoruz; peki biz ne yapıyoruz?
Ekonomi

Allah’tan yardım istiyoruz; peki biz ne yapıyoruz?

Filistin’de, Gazze’de, Doğu Türkistan’da zulüm devam ediyor. İnsanlar öldürülüyor, yurtlarından ediliyor, çocuklar yetim kalıyor. Biz ise çoğu zaman birkaç cümle kuruyor, birkaç paylaşım yapıyor, dua ediyor ve ardından...

Filistin’de, Gazze’de, Doğu Türkistan’da zulüm devam ediyor. İnsanlar öldürülüyor, yurtlarından ediliyor, çocuklar yetim kalıyor. Biz ise çoğu zaman birkaç cümle kuruyor, birkaç paylaşım yapıyor, dua ediyor ve ardından hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Boykota devam edelim. Duaya da devam edelim. Fakat artık şunu açıkça söylemek gerekiyor: Sadece dua etmek, üzerimize düşeni yapmamak için bir mazeret değildir.

“Dua gerçekten işe yarasaydı Gazze’de işe yarardı. Müslümanlar bu acıları yaşamazdı.” Bu soru ilk bakışta güçlü görünebilir. Oysa duayı yalnızca “istediğim şey hemen gerçekleşsin” şeklinde anlamaktan kaynaklanan eksik bir bakıştır.

Duanın ilk vazifesi dünyayı bizim istediğimiz biçime sokmak değildir. Dua, önce insanın kendisini değiştirir. Dua bazen şartları değiştirir; bazen de şartlar değişmeden insanı değiştirir.

Korkunun içinde cesaret verir, kaybın içinde sabır öğretir, karanlığın ortasında insana yön gösterir. Dua eden insan yalnızca dışarıdaki dünyanın değişmesini istemez. Aynı zamanda o dünyanın kendisini bozmasına, duyarsızlaştırmasına, korkaklaştırmasına ve zalime benzetmesine karşı da mücadele eder.

Çünkü dua her zaman yaklaşan fırtınayı durdurmaz. Bazen insanı, o fırtınanın içinden geçebilecek hâle getirir. Dua bizi harekete geçirmiyorsa, duamızın bizde meydana getirmesi gereken dönüşümü sorgulamak gerekir.

Gazze için dua edip israfın içinde yaşamaya devam ediyorsak; Doğu Türkistan için üzülüp mazlumun derdini birkaç dakikalık sosyal medya hassasiyetine indiriyorsak; adaletten söz edip kendi hayatımızda haksızlığa göz yumuyorsak, önce aynaya bakmamız gerekir. “Allah mazlumların yardımcısıdır.” demek kolaydır. Allah’ın yardımını beklerken biz hangi sorumluluğu üstlendik?

Tüketim alışkanlıklarımızdan vazgeçebildik mi? Boykotumuz bir haftalık öfkeden mi ibaret, yoksa hayat tarzına dönüşmüş bir bilinç mi? Mazlumların sesini duyuruyor muyuz?

Elimizden gelen maddî ve manevî desteği veriyor muyuz? Çocuklarımızı bu bilinçle yetiştiriyor muyuz? Dua, sorumluluktan kaçmanın değil, sorumluluğu hatırlamanın adıdır.

Peygamberlerin hayatına baktığımızda da bunu görürüz. Dua vardır; fakat duanın yanında gayret vardır, mücadele vardır, sabır vardır, fedakârlık vardır. Dua edip hiçbir şey yapmamak tevekkül değildir.

Tevekkül, yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonra neticeyi Allah’a bırakmaktır. Belki de bugün Müslümanların kendilerine sorması gereken en önemli soru, “Allah neden dualarımıza cevap vermiyor?” sorusu değildir. Biz dualarımızın gereğini ne kadar yerine getiriyoruz?

Bir toplumun değişmesi yalnızca sloganlarla olmaz. Önce fert değişecek. Ahlâk değişecek.

Tüketim anlayışı değişecek. Adalet anlayışı değişecek. Birlik duygusu güçlenecek.

Müslüman, kardeşinin acısını yalnızca ekrandan seyreden insan olmaktan çıkacak. Filistin için de Doğu Türkistan için de dua edeceğiz. Fakat bütün bunlardan önce kendimizi değiştirmeye başlayacağız.

Çünkü dua sadece ellerimizi semaya kaldırmak değildir. Bazen “Ben ne yapabilirim?” diye sormak ve gerçekten yapabileceğin şeyi yapmaktır. Mazlumların yanında olduğumuzu söylemekten önce, hayatımızla onların yanında durabilmeyi öğrenmek zorundayız.

Dua dilde başlayabilir; fakat gerçek dua insanın ahlâkına, tercihine ve hareketine kadar ulaşmalıdır.

İlgili Haberler