Ekonomi

AKP'nin 25 yılı: Giriş, gelişme, sonuç

GİRİŞ • AKP 2001’de kurulduğunda Türkiye devleti; “küresel ekonomiye derin entegrasyon” tesis etmek maksadıyla yerelleşmenin güçlendirilmesi ve kültürel kimliklere serbesti sağlayacak şekilde Cumhuriyetin üniterlik ve...

3 okuma

GİRİŞ • AKP 2001’de kurulduğunda Türkiye devleti; “küresel ekonomiye derin entegrasyon” tesis etmek maksadıyla yerelleşmenin güçlendirilmesi ve kültürel kimliklere serbesti sağlayacak şekilde Cumhuriyetin üniterlik ve laiklik gibi iki kurucu sütununda revizyona girişmekte idi.  • Merkez siyaset alanı ve özellikle yukarıdaki revizyonu üstlenmesi beklenen merkez sağ kanat 2000’lerin başlarında çökmüştü; Siyasal İslam’ın “çok kimlikli dünyadaki” yeni yüzü olan AKP, 1/3 seçmen desteği ile Parlamentoda 2/3 çoğunluk sağladığında, Cumhuriyetin kurucu sütunlarının revizyonu işlemini kucağında bulmuş oldu.    • Küreselleşmenin dayattığı revizyon işlemi Cumhuriyet’in kuruluş değerleri ile kavgalı siyasi kadroların eline geçmişti, bu AKP için de facto asli kurucu iktidar pozisyonu demekti. Bu durumun Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini korumayı misyon edinmiş askeri ve mülki bürokraside yarattığı dehşet; AB’ye tam üyelik politikaları, Gülen Cemaati ile koalisyon ve medyada etkili konumdaki liberal kalemlerin güçlü desteği ile dengelenecekti.

GELİŞME • 2007’de Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilip görevin 5 yılla sınırlanmasını öngören Anayasa değişikliği referandumla kabul edildiğinde, Parlamenter rejimin terk edileceği, 1920’li yıllarda Kurtuluş Savaşını yöneten ve ardından Cumhuriyetin kuruluşunu gerçekleştiren Parlamentonun; yasama, yürütmenin oluşumu ve denetimi gibi rollerinin işlevsizleşeceği bir döneme girildi.  • 2007’deki Ergenekon soruşturması ile Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini “milli güvenlik konusu” gören askeri bürokrasi tasfiye edildi, “askeri vesayet rejimine son veriliyor” diye propaganda edilen bu gelişme 2010’daki Balyoz soruşturması ile iyice derinleşti. • 12 Eylül 2010’daki Anayasa Referandumu ile AKP-Gülen Cemaati-Liberal entelektüeller ittifakı başlangıçta kucaklarında buldukları “fiili asli kurucu iktidar” konumundan “de jure asli kurucu iktidar” olanağına kavuştular. “Hükümetiz ama iktidar değiliz” yakınmaları artık geride kalmıştı, buna zamane deyimi ile “ikinci sürüm AKP” ya da “AKP 2.0” demek mümkündü.

• Çözmeleri gereken bir iç problemleri vardı: Siyasi partilerin genelinde gözlenen ama siyasal İslamcı hareketlerde adeta kural olan husus “lider belirlenimli” olmaları idi. AKP Genel Başkanı Erdoğan, sosyalizasyonu gereği güçlü sezgileri olan ancak bilgi birikimi zayıf bir lider idi, tipolojisi Kant’ın o ünlü sözünü anımsatır gibiydi: “Sezgiden yoksun bilgi boş, bilgiden yoksun sezgi kördür”. Erdoğan’ın bir diğer lider özelliği “şahsileşmiş güç kullanımına” meyilli olmasıydı.

İnanç temelli bir siyasal aktör söz konusu olduğunda, “asli kurucu iradenin şahsileşmiş güç kullanımı” ile gerçekleşmesi bir tür fiili mutlak demekti.  • Bu tarz yönetime ilk büyük itiraz Gezi İsyanı ile 2013’de Türkiye toplumundan geldi. 2013 yazı boyunca, -bir kent hariç- ülkenin tüm kentlerinde ve diasporada süren Cumhuriyet tarihinin en büyük halk hareketi devlet şiddeti ile bastırılmış olsa da yukarda sözü edilen üçlü ittifaka dayalı iktidar bloğunun dağılmasına yol açan etkisi ile ülke tarihindeki özgün yerini hep korudu.  • AKP elitlerindeki Gezi İsyanı nefreti, ittifaka dayalı iktidar bloğunu çözen etkisi ile ilgiliydi. Zira “AKP 2.0”, “1923’de açılan parantezi kapatacak” güce erişmiş bir iktidar konumu demekti, o zamana değin takiyelerle yol alan bir siyasal akım ilk kez kendisi olarak var olabileceği bir güce erişmişti.

İşte Gezi İsyanı ile Türkiye toplumu bu iktidar bloğunu çözdü. • Nitekim 2013’ün son ayındaki büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, üçlü ittifaka dayalı iktidar bloğunun dağıldığının açık göstergesi oldu. AKP’nin ittifak ortağı olan Gülen Cemaati ve onların AKP’deki kadroları ve destekçileri ile liberaller, 17-25 Aralık Operasyonu ile Erdoğan’ı tasfiye değil -çünkü popülist lider olarak güçlü bir oy desteği vardı- hizaya çekmeye kalkıştılar.

• 10 Ağustos 2014’de Erdoğan %52’ye yakın oy ile Cumhurbaşkanı seçildiğinde, kendisini hizaya çekmeye çalışan ve iktidar bloğunda yer alan unsurları adım adım tasfiyeye girişecekti.  SONUÇ • AKP’nin 25 yılının ilk 15 yılına yön veren ittifaka dayalı iktidar bloğu; kamu bankalarının kredi ve teşvikleri, organize sanayi bölge tercihleri, KİT’lerin kayırmacı özelleştirilmesi gibi yollarla kendi sermaye grubunu oluşturmakla kalmamış, uluslararası kapitalizmle doğrudan bağlantı kurmalarını sağlayarak sermaye bloğu içindeki konumlarını da güçlendirmişti.  • Gezi İsyanı ile sarsılan, yolsuzluk soruşturmaları ile aks değiştiren ittifak bloğunun Cumhurbaşkanı Erdoğan eliyle tasfiyesi belli bir aşamaya geldiğinde, Türkiye’de Hükümet Sistemi değişikliğine yol açan 15 Temmuz 2016 tarihli Gülenci askeri darbe girişimi yaşandı. • 2017 Anayasa değişikliği ile Erdoğan hem ittifaklarını yeniden dizayn etti hem de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen, adeta kişiye özel bir sisteme geçildi. Böylece 15’inci yılında “üçüncü sürüm AKP” oluştu.

• Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar üçüncü sürüm AKP döneminde Cumhuriyet tarihinin hiçbir evresinde görülmemiş seviyelere çıktı.   • Ana muhalefet, hükümet olma iddiasından asli kurucu iradenin politik temsilcisi olma iddiasına yöneldiğinde, gerçek bir alternatif haline geldi. 2024 Yerel Seçimlerinde de görüldüğü gibi oy desteğini kaybeden AKP ikinci parti konumuna geriledi.

• 25. Yılında rızaya dayalı onay üretemeyen Erdoğan AKP’sinin iktidarda kalmak için seçecekleri yolun, iktidardan gidişlerini ve siyasi tükenişlerini belirleyeceği bir aşamadayız.

İlgili Haberler