Bir toplumda "normal" ile "anormal"in sınırını kim çizer? Sorunun cevabı bilimse, psikiyatri hekimi karşısındaki insanın kim olduğuna bakmaz. Bilim ve etiğin çizdiği sınırlar ve verdiği yetkilerle, o insanın acısını dindirmekle, hastaysa iyileştirmekle uğraşır.
Anormalin kim/ne olduğunun sınırlarını politik iktidar belirlerse, hekim hastasını değil, iktidarın çizdiği sınırı korumakla görevlendirilmiş olur. Doktorluktan çıkar, bekçiliğe geçer. Son haftalarda "Ailem Güvende" adıyla yürütülen operasyon, bu soruyu artık soyut bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir tehdide dönüştürdü.
Operasyon gece kulüplerinden başladı; LGBTİ+ derneklerine, HIV ile yaşayanların tanı ve tedaviye erişimini savunan örgütlere uzandı. Ardından, aktivist değil bir meslek derneği olan, hekim ve psikologları cinsel sağlık alanında eğiten Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’internet sitesi ve sosyal medya hesapları erişime kapatıldı. Fuhuş, gece kulübü ya da masaj salonlarına yönelik adli-polisiye soruşturmalara; bilimsel meslek dernekleri ve insan hakları örgütlerini ekleyerek hepsini tek bir operasyonun içine almak ve medyaya bu şekilde servis etmek, hukuki değil ideolojik bir tercih.
İlki somut bir suç isnadını konu ederek, kanıt ve yargı süreciyle ilerleyecek bir adli işlemdir. Fuhuş ve insan ticareti suçuna yönelik adli operasyonlara kim itiraz eder? Ama aynı torbaya bir kimlik, bir bilgi, bir tedavi ilişkisi de eklenirse bilimi, tıp mesleğini ve birey haklarını da “suçlulaştırmış” ve bu örgüt ve insanları da suç şüphelisi ilan etmiş olursunuz.
İkisini aynı torbaya koymak, gerçek bir suçla mücadele görüntüsü altında, farklı olanı suçla eşitleyen bir manipülasyondur. Bu manipülasyonun bir başka yüzü de "dış mihrak" söyleminde görülüyor. Hedef alınan dernekler yabancı fonla çalışmakla suçlanırken, iktidara yakın vakıflar aynı Avrupa Birliği kaynaklarından çok daha büyük meblağlar alıyor.
Demek ki mesele kimin nereden fon aldığı değil, kimin hangi tarafta durduğu. BİLİM HEDEFTE Bu hafta sıra, 7 bini aşkın uzman hekimi temsil eden Türkiye Psikiyatri Derneği’geldi. Derneğin sosyal medya hesabına da erişim engeli istendi.
Artık hedefte sadece kimlikler ya da yönelimler değil, bilimin kendisi var.Oysa bilim bu tartışmayı çoktan kapatmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel hastalık sınıflandırması ICD-11, eşcinselliği onlarca yıl önce ruhsal bozukluklar listesinden çıkardı. Cinsel yönelim; telkinle aşılanabilecek, "propaganda" ile öğretilebilecek ya da tedaviyle değiştirilebilecek bir tercih değil, insan çeşitliliğinin bilinen, araştırılmış ve bir hastalık, bozukluk ya da tercih olmadığı anlaşılmış bir boyutu.
Yani ortada bilimin çözemediği bir "anormallik" sorunu yok; bilimin çoktan verdiği bir cevabı yok saymak isteyen bir iktidar var. Bilime rağmen bir "anormallik" icat etmek, aslında bilimin kendisini geçersiz kılmaya çalışmak. Tıp tarihinin bize bıraktığı acı dersler var.
Bilim, iktidarın emrine girdiğinde hekimin rolü de değişiyor. 19. Yüzyıl ortalarında Almanya’da monarşi karşıtı hareketler güçlenip anayasal haklar talep ettiğinde Dr.
Carl Joseph Anton Mittermaier önderliğinde bir grup hekim, imparatora-iktidara yaranmak için “Morbus democraticus” Demokrasi Hastalığı diye bir hastalık icat etmişlerdi! Tuskegee Frengi Deneyi, 1932-1972 yılları arasında, Alabama’nın Tuskegee bölgesinde, ABD Halk Sağlığı Servisi’nin çoğu yoksul çiftçi 600 siyahi erkeği "hastalığın doğal seyrini incelemek" bahanesiyle kandırdığı, 1940’larda penisilin standart tedavi haline geldikten sonra bile kasıtlı olarak tedavi etmediği, bilgilendirilmiş onam bile almadığı bir “devlet programıydı.” 1972’de bir gazeteci ifşa edene kadar sürdü. Siyahi yoksullar hekimlerin gözü önünde frengiden öldüler.
ABD’nin insan denekleri koruma yasaları bu skandaldan sonra çıkarıldı. Geçen yüzyılın ortasında, "ırk hijyeni" ve "milli bünyeyi koruma" adı altında bilimi iktidarın emri altına sokan ülkelerde hekimler, hastasını değil iktidarın çizdiği "sağlıklı toplum" tarifini korumakla görevlendirildi. Nazi döneminde gaz odalarının Yahudilerden önce şizofreni hastaları ve zeka geriliği olan insanlar için kullanıldığını, çok “pratik” oldukları anlaşılınca komünistler, Yahudiler ve Çingenelerin de aynı odalarda imha edildiği biliyoruz.
O dönemin kayıtlarına bir kez bakmak, bugün neyin tehlikede olduğunu daha iyi görmemizi sağlar; korkutmak için değil, hatırlamak için. Çünkü bilim iktidarın emrine girdiğinde önce meslek örgütleri susturulur, sonra hekimler birer bekçiye dönüştürülür, en sonunda hastalık değil "makbul olmamak" cezalandırılmaya başlanır. Bedelini yalnızca hekimler değil, hepimiz öderiz.
Hastasını dinlediği için başına bir şey gelir mi diye çekinen bir hekim, karşısındakine tam olarak yardımcı olamaz. Yardım isterse fişleneceğini düşünen bir yurttaş da sağlık hizmetine başvurmaktan kaçar. Böyle bir atmosferde kimse gerçekten güvende değildir.
Sağlık hizmetinde güven, ancak konuşabilmenin ve yargılanmadan yardım isteyebileceğini bilmenin mümkün olduğu yerde var olabilir. TEK TİPLEŞTİRME Ailem Güvende operasyonunun tek seferlik bir dalga olmadığını düşünmek için nedenler var. Aile kavramının tek bir "millî" kalıba sıkıştırılması, bu kalıba uymayanların, yoksulların, yalnız yaşayanların ya da farklı hayatlar yaşayanların suç ve tehdit olarak damgalanması, önümüzdeki dönemde tartışılacak yeni anayasa gündeminde tektipleştirici bir kimlik dayatmasının zemini olarak kullanılabilir.
Bugün bir derneğin sosyal medya hesabını kapatmakla başlayan uygulama, yarın kimin "aile" sayılacağına, kimin yurttaşlık haklarından tam olarak yararlanacağına karar veren bir cendereye dönüşebilir. Bunu şimdiden görmek ve adını koymak, ileride çok daha ağır bir hak kaybını önlemenin tek yolu. Bilim susturulabilir ama yok edilemez, olsa olsa geciktirilir.
Normali bağımsız bilim değil iktidar belirlemeye başladığında, tehlikede olan yalnızca birkaç dernek değil, hepimizin farklılıklarımızla birlikte yaşama ve hekimine güvenle gidebilme hakkıdır. Bunu unutmamalıyız. Not: İçinde bulunduğumuz dönem bilim iktidar ilişkisi üzerine daha derin tartışmaları yapabilmemize bile izin vermiyor.
Öyle ki alfabenin kendisi yasaklanıyor.