Abooov!
Bizim kuşak, şaşırtıcı, hayret uyandıran ve içinde utanç duygusu barındıran olağandışı bir durum karşısında kocaman bir “abooov” çekerdi. Abooov’un bir de ikiz kardeşi vardı: “Annah.” Bu ikizlerin annesi “ünlem”di. O...
Bizim kuşak, şaşırtıcı, hayret uyandıran ve içinde utanç duygusu barındıran olağandışı bir durum karşısında kocaman bir “abooov” çekerdi. Abooov’un bir de ikiz kardeşi vardı: “Annah.” Bu ikizlerin annesi “ünlem”di. O vakitler, şimdi herkesin dilinde olan “oha”, “çüş”, “vay canına” lafları henüz tedavülde değildi.
Abooov ağırbaşlıydı, çekingendi. Ulu orta “Ben buradayım!” diye bağırmazdı. Her yere girip çıkmazdı.
Bir çıktı mı, pir çıkardı. Balyoz gibiydi; indiği yeri ezerdi. Büyük bir ayıbı, çirkinliği, utanmazlığı veya korkuyu duyar duymaz meydana fırlardı.
Annah daha çok gezerdi, tanışığı çoktu. Ama her duruma burnunu sokmazdı. Üzüntü ve pişmanlık hâllerinde ya da tepki ve hayret uyandıran bir durumda ortaya çıkar, sonra yine bir kenara çekilirdi.
Herkesle sıkı fıkı olmayı o da sevmezdi. Abooov, hâli ve tavrıyla “oha”ya biraz yakın sayılabilir. “Abooov, öyle mi yapmış!
Vay anam vay!” dendi mi bilirdik ki büyük bir kötülük veya çirkinlik olmuş. Annah ise bugün gençlerin sıklıkla kullandığı “Yok artık!” sözüne yakın. “Annah, doğru mu?
Ben duymadım.” dendi mi bunun ardında biraz şaşkınlık, biraz hayret yatardı. Derdim, bugün pek kullanılmayan bu yöresel sözcükleri hatırlatmak değil. Gündemde, “Yürü ya kulum ailesi”nden birinin fon vurgunundan 2 milyar lira kaldırdığı iddiası var.
Bu iddialar ne ilk ne de son olacak. Her büyük olay gibi, bir süre sonra unutulup gidecek. Bu iddialarla ilgili haberi ilk duyduğumda ağzımdan farkında olmadan “Abooov!” nidası çıkıverdi.
Bu şaşkınlığım hem paranın büyüklüğüne hem de makamın suistimal edilmesineydi. Emekliler üç harfli marketlerin kampanyalarında ucuza turşuluk ararken, bir çay parası harcamaktan çekinirken gerçekten durumumuz abooov’luk. AK Parti iktidarında doğan gençlerin ifadesiyle: “Oha artık!” Sosyal medyada bu konudaki paylaşımlardan başım döndü.
Hakaretler, küfürler, neler neler gırla gidiyor. Eski defterler açılıyor, unutulan isimler yeniden gündeme geliyor. Bir öfke boşalması hâli var.
Gördüğüm, bir öfke seli; birikmiş bir öfkenin dışa vurumu. Asla hafife alınacak gibi değil. Bu ve benzeri olaylar, toplumsal ahlakın üzerine asit dökmektir.
Vicdanlarımıza kurşun sıkılmış gibi sancılıyız. Bu sancılı hâlden; yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık ve utanmazlık girdabından ne vakit çıkarız? Karamanlı şair ve yazar, kıymetli hemşehrim Yunus Yaşar, bir şiirine “Abooov” başlığını vermiş.
Yunus Yaşar’ın şiiri şu dizelerle başlıyor: Bana göre en makul, naif ve sağduyulu çağrı, AK Parti’nin kurucularından eski bakan Nimet Baş’tan geldi. Hemşehrisi olmakla bir kez daha gurur duydum. Nimet Baş, hukukçu kimliğinden süzülen bir üslupla şunları yazmış: “İşlenmiş bir suça göz yuman, görmezden gelen, gerçekleri çarpıtan, kurumlarda adaleti sağlamak görevi olup da sağlamayan, aksine suçu örtbas eden, nüfuzunu kullanarak menfaat elde eden, adil bir karar verilmesini engelleyen, yargıyı aracı kılarak masum insanların hayatını zindan edip bundan fahiş menfaat elde eden birileri var ise; işimiz beddua etmek değil, hukukun işlemesini sağlamaktır.”Beddua etmek çaresiz insanın feryadı; adaletin ve hukukun gereğini yapmak ise devletin temel amaçlarından biri ve görevidir.



