22 October 2026, Thursday
Ekonomi

2027 bütçesinde ne var?

Baştan söyleyelim; “Halka vergi, yandaşa milyarlar, afetlere sadece göz ucuyla bakan bir iktidarın anlayışı var!"  Anayasa’sında sosyal devlet yazan Türkiye, yurttaşını selden, depremden ve yoksulluktan koruyabilecek...

Baştan söyleyelim; “Halka vergi, yandaşa milyarlar, afetlere sadece göz ucuyla bakan bir iktidarın anlayışı var!"  Anayasa’sında sosyal devlet yazan Türkiye, yurttaşını selden, depremden ve yoksulluktan koruyabilecek mi?  Önlem alıyor mu? Yurttaşının zararını tazmin edebiliyor mu? Temel soru bu.

Cevabı ise; “yaklaşık 24 yılda ülkemizdeki deprem, sel felaketi, vahşi kapitalist sistemin getirdiği emekçi kıyımları, Soma gibi maden faciaları, genç öğrenciler ve çocuk işçiler ve Kadın katliamları neticesinde 95 bine yakın yurttaşımızı kaybettik” Vahim olan nokta;” Bu ölümlerden bir tek kişi sorumlu tutulmadı." Dolayısıyla kar hırsı kaynaklı yıkımlar durmadı, zamanında alt yapı yapılmadığı için her doğal afet büyük yıkıntılar yarattı… Sadece doğal afetler değil,  iktidarın çağdışı anlayışı nedeniyle de ülke kaos içinde yaşıyor… Siyasal ya da idari yönetim hatalarından oluşan vurgun, hırsızlık ve hatta ölümlerin faillerini açıklayan gazetecilere sansür uyguladıklarını ve hatta tutuklayarak olayların üstünün kapatıldığını da biliyoruz… Son örnekler; BirGün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Murat Ağırel… Halk TV’ye haksız yere kayyum atanması; halkın haber alma ve öğrenme hakkına yapılan hukuk ve etik dışı siyasi bir saldırı olarak değerlendirilmeli… Bir yılı aşkın süredir tutsak olan Ekrem İmamoğlu ve İBB dosyasında yargılananların savunmalarında görüldü ki, geçerli hiçbir kanıt yok, dolayısıyla da sadece göreceli suç yaratılmış… Türkiye maalesef “Çağdaş Hukuk Devletine” yakışmayan bir yıl geçirdi... Cezaevlerinde tutsak olarak bulunan, hak ve özgürlükleri yok edilen Belediye Başkanlarına, bürokratlarına ve ailelerine bu iktidarın özür borcu vardır… Adaletin oluşmadığı, umudun yok edilmeye çalışıldığı, korku ve baskının karabasan gibi çöktüğü Türkiye, yoğun bir tepki birikimi yaşıyor… Çünkü toplumsal barış ve iyi niyet yok oldu, açlık ve sefalet tüm yurttaşlarımızı etkisi altına aldı… Yani Türkiye, patlamaya hazır bir “Bombaya” dönüştü… Tam bu ortamda “2007 yılı bütçe” teklifi TBMM’ye sunuldu... Bütçe; 27 trilyon 276 milyar lira gider, 23 trilyon 408 milyar lira gelir olacağını açıklıyor!

Yani daha baştan tam 3 trilyon 868 milyar lira bütçe açığı olacağı da birlikte halka sunuluyor… Üstelik, faiz ödemeleri için 3 trilyon 975 milyar lira ayrılıyor. Yani “Devletin kasasından çıkacak faiz, bütçenin taşıdığı açık kadar büyük! Peki bu faturayı kim ödeyecek?

Gelir olarak;” KDV’den 5 trilyon 681 milyar, ÖTV’den 3 trilyon 284 milyar lira bekleniyor… Kısaca en vahşi ve adaletsiz vergi olan dolaylı vergi, 86 milyonun sırtına yükleniyor… Yurttaş ekmeğini alırken bile vergi ödüyor… Bütçenin yükünü çeken yurttaş, karşılığında güvenli bir yaşam ve afetlere karşı etkili bir koruma alt yapısını bulabilecek mi?  Yani devlet, yurttaşını koruyacak sağlam bir politika sunuyor mu? İşte asıl mesele burada! Anayasa’nın ikinci maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni “sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlıyor… Sosyal devlet, yalnızca anayasaya yazılmış bir sıfat değildir… “Sosyal Adaleti” oluşturamamış bir devlette, hukuk devleti olamaz!   Sosyal hukuk devleti; “Yurttaşını felaket karşısında yalnız bırakılmayan, yoksullukla mücadele eden, demokratik eşitliğe inanan, kamu kaynaklarının toplumun ihtiyaçlarına göre kullanan ve kaynakları adil paylaşan devlettir… Sel geldiğinde yollar çökerse, evler su altında kalırsa, işyerleri zarar görürse, esnafın dükkânı kapanırsa, yurttaşın eşyası kullanılmaz hâle gelirse, kamu binaları hizmet veremez duruma düşerse tüm bunlara çözüm olur… İnsanlar yalnızca mallarını değil, geçim kaynaklarını hatta canlarını da kaybedebilir...

Sosyal Devlet, felaketin ardından bu zararların tümünü karşılayan ve daha önemlisi önceden her türlü tedbiri alan devlettir! Pandemi de olduğu gibi vatandaşıpara isteyen devlet değildir… Yaşadığımız ucube rejimde bütçe, halkın temsilcisi olan TBMM tarafından yapılmıyor. Meclis, Sarayda yapılan bütçeye mecburi onay veriyor...

Onaylamasa dahi, Cumhurbaşkanı bir önceki yılın bütçesi belli bir oranda artırarak, yoluna devam edebiliyor… Oysa bir bütçenin başarısı, kaç trilyon liralık harcama öngördüğüyle değil, toplumun hayatında neyi değiştirdiğiyle ölçülmelidir… Yani halkın parası, çağdaş bir ülkede halkın güvenliği, huzur ve refahı için harcanmalıdır... Bütçe emekten yana mıdır? Yoksa sermayeden yana mı?

Sosyal devletin görevi, kültürel gelişmeyi gerçekleştirmek, çağın gereklerine uygun yaşam biçimi oluşturmak, emeğin en yüce değer olduğu bilincini halkına yerleştirmektir… Emperyal yandaşlarına yeni kapitülasyonlar vermeyen, ülkenin tüm kaynaklarını vatandaşına yönlendiren, bilime dayalı bir eğitim politikasıyla bağımsız, laik evrensel bir hukuk devletine bağlı ve de Atatürk ‘ün gösterdiği uygarlık yolunda şaşmadan yürüyen bir siyasal anlayışa sahip olan bir iktidar, sosyal devletin anahtarıdır! Bugün ülkenin en önemli ihtiyacı erken seçimdir… Erken seçim, böyle bir devletin varlığını oluşturacak, emeğe sahip çıkacak ve daha da önemlisi, yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlayacak anlayışta bir iktidarı oluşturmalıdır…

İlgili Haberler