1950’li yıllardaki siyasal değişimi esas alarak toplumsal-ekonomik ve kültürel kurum ve ortamları analiz etmek, bu ülkenin akademik yazınında sanki bir alışkanlık gibidir. Bu durum genellikle 1950’li yıllarda inşa edilen politikaların, önceki dönemlerden radikal biçimde farklılaştığı yönündeki ortak kabule dayanır. Oysa iki dönem arasında pek çok temel politikada kopukluklardan çok, süreklilikler baskındır.
Osmanlı’dan beri devam eden ve Cumhuriyet döneminde yeniden kurulan geleneksel “Alevifobik” siyaset de bunun bir örneğidir ve muhafazakâr partilerde de aynen devam etmiştir. DP bu siyasetin ilk görünür olduğu muhafazakâr mecradır. 1925’te Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile kurumsallaşan ve Dersim kırımı ile doruğuna ulaşan Cumhuriyet dönemi politikalarından çok çekmiş olan Aleviler, 1950 yılında yapılan seçimlerde siyasal tercihlerini muhafazakârların ilk/yeni örgütü Demokrat Parti lehine yapmış; bu partiyi, ‘belki bir umut’ diye desteklemişlerdi. Ne var ki DP, bu desteği kabul etmekte dahi tereddüt göstermişti.
CHP’de Bingöl ve Tunceli milletvekili olmuş ve 50’li yıllarda DP’ye geçmiş Parti Müfettişi Necmeddin Sahir Sılan’ın bir raporu bu duruma dair oldukça çarpıcı veri ve bilgiler sunuyor. *** 20 Ağustos 1952 tarihli ‘Erzincan İli Parti Teşkilatımızın Durumu’ başlıklı bu rapor, her şeyden önce 50’li yılların başında Erzincan demografisi ve Alevilerin ağırlığına dair dikkat çekici bilgiler sunuyor. Rapora göre Ilıç ilçesi, nüfus kesafeti bakımından gelişmemiş olsa da, yaşayanların büyük kısmını Aleviler teşkil etmekteydi. Kemah’tan Erzincan’a uzanan Munzur Dağları’nın Erzincan yönünde yaşayanların çoğu ‘Alevi Türklerdi’.
‘Büyük bir kısmını Alevilerin teşkil ettiği Kemaliye ile Kemah’ın eteğindeki köyler Aleviydi, Kemah, Erzincan ve Tercan arası uzayan coğrafyada tamamıyla Alevi köyleri vardı.’ Refahiye merkezinde nüfus 961 kişiydi ama Alakilise, Çengerli ve Zevker Bucaklarına bağlı köylerde yaşayan 27 bin 478 nüfusun çoğu Aleviydi. Tercan ilçe merkezinde 1720, bucak ve köylerinde ise 44 bin 237 olmak üzere toplam 45 bin 957 nüfus vardı ve bunun da büyük kısmını Aleviler teşkil etmekteydi. Sünni nüfus sadece 15 bin kadardı’.
Erzincan il merkezine bağlı bucakların köylerinde de Aleviler büyük çoğunluğu teşkil etmekteydi. İl merkezine bağlı Selepur bucağında 16 köy tamamıyla, Esesi Bucağına bağlı 16 köyden 13’ü, Cencige Bucağındaki 15 köyden 13’ü, Başköy Bucağındaki 18 köyden 17’si, Cimin Bucağına bağlı 13 köyden 7’si, Til Bucağına bağlı 12 köyden 6’sı, Norgah Bucağına bağlı 10 köyden 4’ü, Yalnızbağ Bucağına bağlı 10 köyden 5’i, Zatkiğ Bucağına bağlı 11 köyden 3’ü, Kiy Bucağına bağlı 11 köyden 8’i ‘Alevilerden terekküp etmekteydi’. Yanı sıra Erzincan merkez ilçeye bağlı 18 mahalle ve köyden 11’i Aleviydi.
Tercan ilçesi Mans Bucağı’na bağlı 28 köyden 16’sı Aleviydi. Bunun dışında Bucak merkezinde ve dört köyde Aleviler de yaşıyordu. Tercan Karakulak Bucağı’na bağlı 15 köyden 7’si Aleviydi, 8 köyde de Alevi-Sünni nüfus karışıktı.
Tercan ilçe merkezine bağlı 42 köyün büyük bir bölümü de Aleviydi vb. *** Rapor, özetle Erzincan’ın bir Alevi şehir olduğunu söylüyordu. Peki, bu demografik duruma ve üstelik kitlesel olarak Demokrat Parti’ye yöneldikleri bir ortamda/zamanda DP, Alevilere yönelik olarak nasıl bir politika geliştirmişti?
Bunun yanıtını da Sılan’ın raporundan okuyoruz. Rapora göre partide Alevilerin partide yönetici kademelere gelmesine karşı açık bir direnç vardı ve mesela merkez ilçe yönetimine Alevilerin seçilmesi rahatsızlık yaratmıştı. Hatta ‘Erzincan’da Demokrat Parti saflarına girmek üzere CHP’den ayrılmış olan Alevi vatandaşlara partinin kapıları günlerce, aylarca bir türlü açılmamıştı’. Kendisi de DP yöneticisi olan Sılan’ın bu raporu, sonraki yıllarda da, bu ülkenin sağ muhafazakâr partilerinin tamamında kimi zaman açık, genellikle örtük ama baskın bir siyaset olarak hep devam etti.
Şurası çok açıktır ki Cumhuriyet döneminden devreden bu Alevifobik siyaset, hem Aleviler hem de bu ülke üzerinde çok ağır bir toplumsal maliyet yarattı. Türkiye, bu tahribatla ve onu üreten siyasetle yüzleşmedikçe, eskilerin deyişiyle ‘iki yakası bir araya gelmeyecektir.’