Üniversite kayıtları başladı. Hangi üniversitenin hangi bölüme kaçıncı sıradan öğrenci aldığını; taban puanları, başarı sıralamalarını ve gençlerin gözündeki yerini konuşuyoruz. Vakıf üniversitelerine gelince puanların yanına ücretler ekleniyor.
“Burs” denilen indirimlerden sonra bile yıllık bir milyon lirayı aşan, kimi tıp ve diş hekimliği programlarında birkaç milyon liraya ulaşan fiyatlar var. Dolara çevirdiğinizde 20-30 bin dolardan başlayan ücretlerden söz ediyoruz. Üstelik bu rakamlara barınma, yemek, ulaşım ve kitap dâhil değil.
Vakıf üniversiteleri henüz yokken de Türkiye’de yabancı öğrenciler okuyordu. Ben Mülkiye’de öğrenciyken farklı ülkelerden gelen, isimlerini hâlâ hatırladığım başarılı arkadaşlarımız vardı. Dekanlığım sırasında 1960’lardan itibaren yabancı uyruklu mezunların listesini çıkarmıştım.
Mülkiye, 60’tan fazla ülkeden öğrenci mezun etmişti. O yıllarda yabancı öğrenci, üniversitenin dünyaya açılan yüzüydü. Gelen öğrenciler ikili anlaşmalar çerçevesinde geliyor, eğitim masrafları Türkiye tarafından karşılanıyordu.
Mülkiye’den mezun olup kendi ülkesinde bakan olanlar vardı. Bugün tablo farklı. Yabancı öğrenci giderek bir gelir kalemi olarak görülüyor.
Hizmet ihracatı içerisinde takip ediliyor. Türkiye, sayısı 378 bine ulaşan uluslararası öğrencilerle “eğitim destinasyonu” olmakla övünüyor. Gençlerin burada eğitim görmesi elbette değerlidir.
Ancak bu artışın kimler için gelir yarattığı ve eğitim niteliğini nasıl etkilediği pek konuşulmuyor. Biz kendi çocuklarımızın vakıf üniversitesi ücretlerini nasıl ödeyeceğini tartışırken ayrı bir piyasa sessiz sedasız işliyor. Yabancı öğrencilere Türkiye’de üniversite eğitimi pazarlayan acentelerin ilanlarından söz ediyorum. Sosyal medya hesaplarında tesadüfen önüme düşen ilanlar dikkatimi çekti.
Dikkatlice bakmaya başladım. İlanlardan birinde 1700, bir başkasında 1600, hatta 1500 dolara üniversite eğitimi pazarlanıyor. Bir üniversitenin ön lisans programı yıllık 1400 dolar.
Başka bir üniversitede hazırlık ve dört yıllık lisans eğitiminin tamamı için 5 bin dolarlık fiyat ilan ediliyor. Başka bir ilan ise 1300 dolara üniversite kaydı, bir yıllık öğrenci ikamet izni ve sağlık sigortası sunuyor. Daha dikkat çekici olan, ilanlarda eğitimin içeriğinden neredeyse hiç söz edilmemesi.
Akademik kadro, laboratuvar, kütüphane ve mezunların iş olanakları yok. Onların yerine “ikamet iznine uygun”, “sağlık sigortası dâhil”, “adres desteği”, “özel indirimli kontenjan” ve “nakit komisyon” ifadeleri öne çıkarılıyor. İki soru var: Kendi yurttaşından 20-25 bin dolar isteyen bir üniversite yabancı öğrenciyi nasıl 1500 dolara kaydedebiliyor?
Burada pazarlanan şey gerçekten eğitim mi, yoksa üniversite kaydı üzerinden Türkiye’de kalma imkânı mı? Bu ilanlar tek başına usulsüzlük kanıtı değildir. Eğitim danışmanlığı veya yabancı öğrenci indirimi de yasa dışı değildir.
Gerçekten eğitim için gelen yüz binlerce öğrenciyi zan altında bırakmak hem haksızlık hem kolaycılık olur. Sorun düşük ücret ödeyen gençler değil, bu fiyatlandırmayı yapan ve açıklama ihtiyacı duymayan sistemdir. “Boş kontenjanı 1500 dolara doldurmak, boş bırakmaktan iyidir” denilebilir.
Üniversite binayı yapmış, öğretim elemanını istihdam etmiş ve dersi zaten açmışsa yeni bir öğrencinin ek maliyeti düşük olabilir. Bunun iktisadi bir mantığı olabilir. Ama yabancı öğrenciye yüzde 80-90 indirim yapılabiliyorsa aynı imkân neden bu ülkenin gençlerine tanınmıyor?
Üstelik hesabı tek öğrenci üzerinden değil, hacim üzerinden yapmak gerekiyor. Gerçek komisyon oranlarını bilmiyoruz; sözleşmeler kamuya açık değil. Yüzde 20 komisyon varsayalım: 1500 doların 300 doları acenteye gider, 1200 doları üniversiteye kalır.
Bin öğrenci 1,2 milyon, beş bin öğrenci 6 milyon dolar gelir demektir. Maliyetlerin önemli bölümü zaten karşılanıyorsa düşük fiyatla binlerce yeni kayıt almak, üniversite açısından oldukça kazançlı bir “sürümden kazanma” modeline dönüşebilir. Kamunun bu modelin tamamen dışında olduğu da söylenemez.
YÖK’ün yabancı öğrenci başına vakıf üniversitelerine ödediği genel bir katkı bulunmuyor; bunu düzenleyen hüküm 2020’de kaldırıldı. Buna karşılık Ticaret Bakanlığı, yabancı öğrenci getiren acentelere ödenen komisyonun yüzde 50’sini yılda 6 milyon liraya kadar destekliyor. Yurt dışı reklam ve pazarlama giderleri için de yüzde 50 oranında, 25 milyon liraya ulaşan destek var.
Kamu öğrencinin taksitini ödemiyor ama öğrenciyi bulup getirmenin maliyetine ortak oluyor. Sorunun ikamet boyutu da görmezden gelinemez. Üniversite kaydı öğrenci ikamet iznine başvurma imkânı sağlıyor.
Örgün ön lisans ve lisans öğrencileri ilk yıldan sonra çalışma izni almaları kaydıyla çalışabiliyor. Bu nedenle bazı kişilerin en ucuz programa eğitimden çok Türkiye’de yasal kalmak amacıyla kayıt yaptırması mümkündür. İlanlarda bölümün niteliği yerine ikamet, sigorta ve adres desteğinin öne çıkarılması bu ihtimalin araştırılmasını gerektiriyor.
Asıl ihtiyaç, kayıtlı öğrenci ile fiilî öğrenci arasındaki farkı bilmektir. Kaç yabancı öğrenci derslere devam ediyor, yeterli kredi topluyor, ertesi yıl kaydını yeniliyor veya mezun oluyor? Kaç kişinin ikamet izni öğrenciliğini sürdürmediği ya da izni amacı dışında kullandığı için iptal ediliyor?
YÖK ve Göç İdaresi bu verileri üniversite bazında açıklamadıkça 378 bin kişilik sayı, tek başına bir başarı göstergesi sayılamaz. Vakıf üniversiteleri hukuken kâr amacı gütmeyen yükseköğretim kurumlarıdır. O halde yerli ve yabancı öğrencilerin gerçek ücretlerini, acentelere ödedikleri komisyonları, aldıkları kamu desteklerini ve öğrenci başına maliyetlerini açıklamalıdırlar.
Yerli öğrencilerin ödediği yüksek ücretlerin yabancı öğrencilere uygulanan düşük tarifeyi fiilen sübvanse edip etmediğini bilmek toplumun hakkıdır. Türkiye, üniversitelerinin ucuzluğu ve sağladığı ikamet imkânıyla değil; akademik kadrosu, bilimsel üretimi ve mezunlarının başarısıyla öğrenci çekiyorsa eğitim merkezi olur. Reklamın merkezinde eğitim değil ikamet, tercih nedeni akademik başarı değil 1500 dolarlık fiyat etiketi ise ortada övünülecek bir uluslararasılaşma başarısı yoktur.
Ortada düşük fiyatla yabancı öğrenci toplayan, kendi ülkesinin gençlerine ise milyonluk fatura çıkaran, denetlenmesi gereken bir yükseköğretim düzeni vardır.