25 September 2026, Friday
Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim
Ekonomi

Zihinsel Üretim ve Gözlemlerim

Bugün orta yaşlı bir beyefendi geldi, sorunları vardı. Çözüm için elimden geleni yapmaya çalıştım; ama zihni bulanık ve karmakarışıktı. Hem kendisiyle hem de sorun üreten kayınbabasıyla yüzleşmekten çekiniyordu. Kapı...

Bugün orta yaşlı bir beyefendi geldi, sorunları vardı. Çözüm için elimden geleni yapmaya çalıştım; ama zihni bulanık ve karmakarışıktı. Hem kendisiyle hem de sorun üreten kayınbabasıyla yüzleşmekten çekiniyordu.

Kapı önünde bir sigara yaktı, düşünceliydi, hiç ayrılmak istemiyor gibiydi. Keşke, sigarayı yakıp küle dönüştürüp havaya savurduğu gibi sorunlarını da yakıp kül edebilseydi! Eğer bizler şehvete, yemek yemeye, havaya, suya, paraya, mala mülke duyduğumuz ihtiyaçtan daha fazla düşünmeye ve kitap okuyarak kendimizi geliştirmeye, sevgi ve muhabbeti yaymaya, iyilikleri çoğaltmaya ihtiyaç duymazsak yaşamanın, insan olmanın hakkını, hakkıyla yerine getirmiş sayılmayız.

Orta yaşlı bir beyefendi ameliyat olduğunu ve midesinin yarısını aldıklarını söyledi. Sigara içmediği halde uzun süre sigara içilen bir ortamda çalıştığından dolayı olduğunu belirtti. O zamanlar kapalı ortamda sigara içmek yasak değilmiş.

Sigara içmekten sigara dumanına uzun süre maruz kalmak daha tehlikeli demiş, doktor. Sigara dumanına uzun süre maruz kalmak, midemizin yarısını götürüyorsa uzun süre negatif, bedbin, kötü niyetli insanlara ve kötü çevreye maruz kalmak acaba vücudumuzdaki organlardan hangilerini alır götürür? Bugün yeni, taptaze, orijinal diğer günlere benzemiyor çok farklı.

Zihnini geçmiş günlerin bir türlü çözemediğin ve seni gün geçtikçe hasta eden kirli düşünceleriyle beslemeyi bırak. Gelecek günlerin kaygısı da seni huzursuz, gergin, tedirgin ve hasta ediyor. Gelecek madem seni yoktan yaratan, sana değer verip insan olarak yaratan Rabbinin elinde emin ellerde, ona tevekkül et ve yönel.

Geçmişinle de barış, canlı olan bugünün güzel anlarını mahvetmesine izin verme. Dünyayı açgözlü, haset, narsist, hedonist insanlar cehenneme çeviriyor. İnsanın karnı doyar, ama gözü doymaz.

Kendisinde olanı görmeyip ona kanaat etmeyip başkalarının malında gözü olan insan ise huzur nedir, bilmez. Kendisi ve hazları için yaşayan insan da hayvandan daha aşağı düşer, hayvan bile olamaz. Gitmek istediğim yere doğru hızlı hızlı yürüyorum, bir kadının sesi kulaklarıma kadar geliyor.

Bir kadın, bu zamanda ayaklar üzerinde durabilmeli diyerek etrafındakileri aydınlatıyor. Yani bu zamanda bir kadının maaşı olmalı, kocasına muhtaç olmamalı, kimseye kendini ezdirmemeli, ekonomik özgürlüğü olmalı, diyor. Bu bakış açısı ülkemizdeki aile kurumunu yaraladı, çocukları zor duruma düşürdü, çocuk sayısını azalttı, rolleri karıştırdı, fıtratı bozdu, erkeğin gücünü zayıflattıkça zayıflattı.

Ortada ya bir aile yok ya da huzursuz aileler var ya da can çekişen aileler. Mutlu aileler ise azınlıkta. Belirli bir zaman sonra yapsaydık, etseydik, olsaydı dememek için yapıyorum, ediyorum, oluyor da kalın.

Yapacağınız hiçbir işi ertelemeyin ve cesur olun. İnsanları, diğer canlıları, çalışmayı, üretmeyi sevin. Eğer belirli bir yaşa geldiğinizde derin pişmanlıklar duymak istemiyorsanız, akranlarınıza bakıp derin teessür içinde olmak istemiyorsanız ilmin, çalışmanın, iyilik tohumları ekmenin peşinden koşun.

Bir kötü kendinden daha kötü birisini görmedikçe elindeki nimetlerden hep şikâyet eden, küçük gören biri de onları kaybetmeyince küçük bir rahatsızlığından dolayı hastalığı diline dolayan biri de gerçekten sağlığını kaybetmeyince elindeki nimet hazinesinin kıymetini hakkıyla anlayamaz. Özgürlük, özgürlük, özgürlük diye kendi yuvasında kök salamayan bu hasta asrın kadını; nelerin, kimlerin, hangi ideolojilerin esiri olduğunu bir bilse kaybettiklerinin bir farkına varsa ninesinin, annesinin evine, kocasına, çocuklarına ve yaratıcısına bağlılığını sürdürecek, kanmayacak, kandırılmayacak, solmayacak, sönmeyecek. “Burası dünya ne de kıymetlendirdik oysa” diyor şair.

Burada tam anlamıyla huzur, dinginlik, mutluluk olmaz; burada zenginlerin ve güçlülerin borusu kısa süreliğine de olsa öter, burada canımızın her istediği her zaman olmaz, buranın baş ağrısı gönül sızısı bitmez. Bir üzüm tanesi yedirip on tokat vuran yerin adıdır, burası. Zalimin cehenneme, mazlumun cennete hazırlandığı yerin adıdır burası.

Ne mutlu ki, ikinci hayatı için bu dünyadan bir şeyler gönderenlere! Ne mutlu ki, bu dünyayı kıymetlendirdikçe kıymetlendirmeyenlere! Ne mutlu ki, anne babadan daha şefkatli olan Rabbine doğru bir çaba içerisinde olanlara ve onun misafirliğine güvenenlere!

İlgili Haberler