Türkçenin Başkenti'nden Yeşeren Dergi: Karamannâme
Karaman'da "Geçmişin tanığı, bugünün aynası" veya "kadim şehrin yüreğinin sesi" diyebileceğim bir dergi, sessiz sedasız 25. sayısına ulaştı. Karaman Kültür ve Eğitim Vakfı'nın 13. yıl önce ilk sayısını çıkardığı...
Karaman'da "Geçmişin tanığı, bugünün aynası" veya "kadim şehrin yüreğinin sesi" diyebileceğim bir dergi, sessiz sedasız 25. sayısına ulaştı. Karaman Kültür ve Eğitim Vakfı'nın 13.
yıl önce ilk sayısını çıkardığı "Karamannâme" adlı 6 aylık kent dergisi 25. sayıyla okurunu bir kez daha selamladı. Karamannâme'yi ilk, Karaman Eğitim ve Kültür Vakfı adına sahipliğini üstlenen Avukat Şahin Yıldız'ın yazıhanesinde görmüştüm.
Derginin ilk sayısının kapağında, benim için manevi değeri olan harika bir gravür vardı. Arkada Karadağ, önde mezar taşları, çalışan insanlar ve ortada Karaman. Gravür, İngiliz din adamı ve gezgin Edwin John Davis'"Life in Asiatic Turkey: A Journal of Travel in , Isauria, and Parts of Lycaonia and Cappadocia" adlı, 1879 yılında Londra’da yayımlanmış önemli bir 19.
yüzyıl seyahatnamesinden alıntılanmıştı. Gravürü, rahmetli ağabeyim Hüseyin Tek, Ankara'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi kütüphanesinden fotoğraflayıp çerçeveletmiş, dönemin Karaman Valisi rahmetli Aydın Arslan'ı birlikte ziyaretimiz sırasında Valiliğe hediye etmişti. Vali Aslan bu gravürü makam odasına astırmıştı.
(Daha sonra Valiliği ziyaretlerimde bu tabloyu göremedim. Birkaç valiye sordumsa da gravürü hatırlayan çıkmadı.) Dergiler, Cemil Meriç’in deyimiyle "hür tefekkürün kalesi", Cemal Süreya’nın anlatımıyla "edebiyatın mutfağı"dır. Cemil Meriç, altını çizmediğim satırı kalmayan, kimbilir kaç kez okuduğum "Bu Ülke" adlı kitabında, "Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar" diyor ve devam ediyor: "Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz.
Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun.
Bir neslin vasiyetnâmesidir dergi; vasiyetnâmesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar. Bir de hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi.
En talihlileri bir nesle seslenir. Eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece.
Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok." Karamannâme şanslı, sırtını dayadığı yer var. "İmâret" adlı kardeşinin başına gelenler, onun başına gelmedi. Kâmil Uğurlu'nun belediye başkanlığı döneminde yayına başlayan ve Türkiye'nin en nitelikli dergilerinden biri haline gelen, güçlü yazı kadrosuna sahip İmâret, maalesef sonraki belediye yönetimi tarafından sahiplenilmedi.
İmaret, 2010-2018 yılları arasında 21 sayı çıktı. Mirasa sahip çıkmak da, mirası reddetmek de bir tarzdır, tavırdır. Karamannâme'ye dünden bugüne fikirleriyle, kalemleriyle kan veren, Cemil Meriç'in tanımıyla "zekâlar topluluğu"ndan bazı isimler şöyle: Gönül ister ki, Karaman'da başka dergiler de yayımlansın.
Karamannâme 3 ayda bir çıksın. Daha çok genç yazarlara öncelik verilsin. Güncel konulara değinen yazılar seçilsin.
Ömrü uzun, içeriği zengin olsun. Günümüzde uzun soluklu, düzenli dergi çıkarmak zorlaştı. Karamannâme'nin hazırlanmasında, basımında maddi, manevi emeği geçenlere teşekkür borçluyuz.
Karamannâme'ye erişim çok kolay, üstelik ücretsiz. karkev.org sitesinden 25 sayının tamamına ulaşabilirsiniz. Alaaddin Işık'ın, "Fıkra Gibi Yaşanmış Olaylar" başlıklı köşesini çok özledim.
Şu öykünün güzelliğine bir bakın, nasıl özlenmez. Eccik Süleyman Kazımkarabekirlidir. Nüktedan kişiliğiyle tanınır.
Çocuklarının, annelerini kendisinden daha çok sevdiğini hisseder. Çocuklarını bir odaya toplar. Çocukların kimi daha çok sevdiğini test edecektir.
"Hanım sen bir köşeye, ben bir köşeye oturacağız. Çocukları sırayla çağıracağız. Seni seven senin yanına, beni seven benim yanıma gelecek." der.
Birinci çocuk annesinin yanına, ikinci annesinin yanına, üçüncü annesinin yanına, derken çocukların tamamı annelerinin yanına gider. Eccik Süleyman bakar, çocuklarının hepsi annelerini seviyor. Ayağa kalkar, "Ben de ananızı seviyorum" diyerek, kendi köşesinden karısının bulunduğu yere gider.



