“Terörsüz Türkiye” ve “silahlı siviller”
Türkiye bir yandan ‘terörsüz ülke ve bölge’ söylemiyle silahların yakılmasını idealize ederken, sivil alandaki muazzam silahlanmayı görmüyor. Oysa ülkenin silahla ilgili en büyük sosyolojik sorunlarından birisi tam da...
Türkiye bir yandan ‘terörsüz ülke ve bölge’ söylemiyle silahların yakılmasını idealize ederken, sivil alandaki muazzam silahlanmayı görmüyor. Oysa ülkenin silahla ilgili en büyük sosyolojik sorunlarından birisi tam da sivil alandaki bu silahlanmadır. Daha ilköğretim ve ortaöğretim çağındaki çocukların silahlı saldırı girişimleri bu tehlikeli durumun bir neticesidir.
Bir kısmı ölümlerle biten bu girişimlerin yarattığı toplumsal tedirginlik de sanılandan çok daha ağırdır. Her zaman olduğu gibi iktidar mensupları, konunun ciddiyetini çeşitli gerekçelere dağıtıp sıradanlaştırmayı, muhalif kesimler ise iktidarın ve özellikle Milli Eğitim Bakanı’nın yetersizliğine gönderme yapmayı tercih ediyor ama mesele bu sınırların çok ötesinde anlam ve boyutlar taşıyor. Bu köşede zaman zaman yazdığım gibi Türkiye’yi yöneten siyasetin en temel sorunu sosyolojisi ile arasındaki uyumsuzluktur.
Hemen her dönem ülkeyi yönetenler, toplum alanını anlamak yerine onu kendi politik tahayyüllerine uygun şekilde biçimlendirmek gibi hem daha karmaşık, hem de aslında beyhude bir politik yol inşa ettiler ve o yolda yürümeyi tercih ettiler. Ne var ki, bu ülkenin hiç vazgeçmediği politik mühendislik, daima sorun alanlarını büyüten bir işlev gördü. Şimdi de öyle.
Oysa sosyoloji, hiçbir politik mühendislik alanına sığmayacak kadar kendine özgüdür. *** Gündelik hayatta da gözlendiği gibi Türkiye’nin sivil alanı, uzun zamandır açık ya da örtük biçimde silahlanıyor. Bunun en somut kanıtı ilgili kurumların silahlanmaya dair verileridir. Umut Vakfı’na göre Türkiye’de 36 milyon ruhsatsız silah bulunuyor.
Ruhsatlı silahlar açısından da durum farklı değil. Kasım 2024’te dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, ‘son dört yılda 2 milyon 579 bin 553 silah ruhsatı düzenlendi’ diye açıklama yapmıştı. Bu demektir ki bu ülkede hanelerin büyük bölümünde silah bulunuyor.
Hane mensupları silahları bulundurabiliyor, taşıyabiliyor ve dolayısıyla kullanabiliyorlar. Çocukların da bulunduğu hanelerde rutin ev eşyaları içinde sayılan silahlar, çocuklara gösteriliyor ve hatta kullanımı öğretiliyor. Üstelik bütün bu edimler kültürel olarak türlü şekillerde meşrulaştırılıyor. Yanısıra aile mensuplarının her akşam izledikleri TV dizilerinde silahlar, sanki bir aksesuar gibi kullanılıyor ve dizilerin akışında kitleler halinde insanlar öldürülüyor.
Türlü silahlar ‘olağan’ bir biçimde işlevlerini yerine getirirken sanki sıradan bir iş gibi cinayet işleyenler mahkeme karşısına bile çıkarılmıyorlar. Yani sadece silahın varlığı değil, cinayet işlemek için kullanımları da olağan bir iş ve eylem gibi sunuluyor. Böyle bir iklimde yetişen çocukların silaha ilgi göstermeleri, ötesinde bunları çeşitli zaman-mekânlarda kullanma eğilimleri muhtemel eylemlere dönüşüyor. Dolayısıyla son zamanlarda örneklerini gördüğümüz çocukların bile silahla okulları basma eylem ya da girişimleri sıradanlaşıyor.
Karşısındakine sinirlenince belindeki silaha davranan yetişkinlerin hali ise büsbütün olağan sosyolojik bir vak’aya dönüşmüş görünüyor. Çünkü artık çoğu kişi, kolunda saat olması gibi bir de silah taşıyor. *** Bütün bu manzara içinde tuhaf olan bu sosyolojik vak’yı görmek yerine, arkasından dolanan siyasi bakıştır. Çocukların evlerindeki silahları sokağa taşıyarak başkalarının hayatına kıymaları karşısında, güvenlik görevlisi sayısını artırma veya çocukların ebeveynlerini tutuklama gibi ‘tedbirler’e başvuran bu siyasi bakış, sözkonusu vak’ayı anlamaktan çok uzak görünüyor.
Bu tür tedbirler, belki okullarda silahlı saldırıları frenleyebilir ama herhangi bir yerde benzer girişimlerin önüne geçemez. Çünkü çocukların silahlarla cinayet işleyebilme imkânı devam ediyor. Bu ülkenin hâkim siyaseti alışılmış olduğu gibi, ülkenin sosyolojisine bakarken adeta körleşiyor. Böyle olunca sosyolojiyi anlamak yerine palyatif çözümlerle uğraşmayı tercih ediyor ve aslında bir sorunu çözmekten çok, içinden çıkılamaz hale getiriyor.
Açıktır ki ülkede hanelerin çoğunda silah bulunması, kendi başına bir büyük güvenlik sorunudur ve bunu ortadan kaldırmaya yönelik bir radikal politika üretimi, en önemli toplumsal ihtiyaçlardan birisidir. Bakalım hakim siyaset bunu görebilecek mi?



