Sürgünün romanı: Geceleri Sessizdir Tahran
Ezgi DARYÜREK "Şahın ülkeyi terk ettiğini öğrendiğimizde neler yaptığımızdan, o gün nerede olduğumuzu çocuklarımıza anlatacağımızdan bahsediyorduk. Bizi dışarıya çeken o güçle birlikte bir kez daha evlerimizden...
Ezgi DARYÜREK "Şahın ülkeyi terk ettiğini öğrendiğimizde neler yaptığımızdan, o gün nerede olduğumuzu çocuklarımıza anlatacağımızdan bahsediyorduk. Bizi dışarıya çeken o güçle birlikte bir kez daha evlerimizden çıkmıştık. Her zaman acelemiz vardı, tutkunu olduğumuz şehrin sokaklarında, daha önce karşılaşmadığımız çevre mahallelerden gelen kadın ve erkeklerle buluşmuştuk.
Hiçbiriyle önceden tanışmıyorduk, ancak her şeyin kolaylaştığı, daha az gizli hale geldiği günler ve haftalar içinde hepsi de kardeşimiz olmuştu. Caddelerde öpücükler ve tatlılar paylaşılıyor, kısa zaman önce evlerinde sessiz sedasız oturan insanlar nasıl olup da ansızın kalabalığın, çağıldayan, gürüldeyen bu kalabalığın, hareketin, kavganın bir parçası haline geldiğini anlayamıyordu. Yumruklarımız havadaydı.
Bundan önceki seferlerin ödülü gibiydi. Sanki ilk kez koşulan bir yarışta hiç beklenmedik bir anda rekor kırılmıştı." Behsad ve Nahid'in hikâyesi, İran'da şahın devrilmesiyle başlıyor. Sokaklar yenilik, umut ve özgürlük kokarken onlar zafer sarhoşu.
"Biliyordum" diyorlar. "Marx'tan bir sayfa okuduktan sonra bunu söylemiştim, Lenin'den bir sayfa okuduktan sonra da söylemiştim." Kafalarında sorular yok artık, sadece tahmin ettikleri yanıtlar var. Tahmin edemedikleri bir ayrıntının tüm dengeleri değiştireceğinden habersizler. Duvarlardaki Kahrolsun Amerika sloganlarının Yaşasın İslam/Devrimin Lideri Ayetullah Humeyni olarak değişmesinin ciddiyetini tahmin edemiyorlar. Antiemperyalizm temelinde, şaha karşı birlikte mücadele ettikleri mollaların günü geldiğinde Şah'tan daha beter olacağını da öngöremiyorlar. Onlar Şah'ın gittiği günü, "yıllarca koşulan bir yarışta rekor kırmak gibi" diye tarif ediyorlar. Umutlular, daha güzel günler göreceklerinden eminler. Ancak işler tahmin etmedikleri kadar hızlı gelişiyor.
Sokaklarda şaha karşı birlikte yürüdükleri mollalar artık sokakta başka kimseyi istemiyor. Kampüslerde artık kimseye söz verilmiyor. Her yerde yalnızca Humeyni taraftarlarının propagandası var. Çok geçmeden sokağa bile çıkamaz oluyorlar.
Sol görüşlü olduğu bilinen tüm isimler evlerinden toplanıyor, tutuklanıyor ya da ortadan kayboluyor. Daha güzel bir ülkede yaşamak için hayatlarını mücadeleye adayan Nahid ve Behsad'ın kaçış hikâyesi de böyle başlıyor. Sıra onlara gelmeden ülkelerine veda ediyorlar. Hâlâ umutlular.
Bunun geçici bir ayrılık olduğuna eminler. Bu bir süreç ve dengeler değişecek. Daha demokratik bir ülkeye kavuşacaklar.
Döndüklerinde daha güzel bir İran bulacaklar. Tahminleri yine tutmuyor. Üç çocuklarıyla Almanya'da sürgün hayatı yaşarlarken her haber metninde arkadaşlarının ismini, her görüntüde tanıdık bir yüzü arıyorlar. Arkadaşları yarım bıraktıkları işi, devrimi tamamlamaya çalışırken hayatlarını kaybediyor. Onlar olanları kilometrelerce öteden seyretmek yerine o cehennemin içinde olmayı yeğliyorlar aslında.
Sanki hayatta kalmak suçmuş gibi yaşadıkları her bir keyifli anın vicdan azabını çekiyorlar. Shida Bazyar'ın kaleme aldığı ve Gül Gürtunca'nın çevirisiyle İthaki Yayınları etiketiyle çıkan "Geceleri Sessizdir Tahran" aslında göçün en acı tarafını anlatıyor bize. Orada büyüyen çocukların arada kalmışlığını, sevdiklerini bırakıp gittiği için omuzlarında koskoca bir yükle yaşamaya çalışan anneyi, bağımsızlığı için canı pahasına mücadele ettiği ülkesine küsen bir babayı, bütün gerçekliğiyle yansıtıyor. Sevdiklerini bıraktıkları ülkeye yıllar sonra ilk ziyaretlerinde ise hem hüzün hem de endişe taşıyor satırlardan. Devrim türküleri ve sloganlar yankılanırken bıraktıkları caddelere yabancı gibi bakıyorlar artık.
Kaçıp gittikleri ülkeyle hiçbir ortak noktaları yok. Ancak yıllar sonra yeniden kavuştukları memleketleriyle de ortak noktaları kalmamış artık. Onlar vatansız vatanseverler.
Zaman zaman hayatta kaldıkları için suçluluk duyan, hayatını kaybeden arkadaşlarının geride kalan yakınlarının yüzüne bakamayan... Hayatın içinden konusuyla 2026 Uluslararası Booker Ödülleri finalisti olan, 2016 ULLA HAHN Edebiyat Ödülü'nü alan Geceleri Sessizdir Tahran'ı özellikle bu dönemde okumalısınız. Hem gidenleri hem de kalanları anlamak için...



