Solun gözünden ABD ara seçimleri: Kongre hesabından emperyalist siyasete sandıkta neler oylanıyor?
ABD bugün ara seçimler için sandığa gidiyor. Trump’ın adı oy pusulasında bulunmasa da yönetiminin politikaları da oylanacak. Hayat pahalılığı, savaşlar, göçmenlere yönelik baskı ve devlet gücünün muhalefete karşı...
ABD bugün ara seçimler için sandığa gidiyor. Trump’ın adı oy pusulasında bulunmasa da yönetiminin politikaları da oylanacak. Hayat pahalılığı, savaşlar, göçmenlere yönelik baskı ve devlet gücünün muhalefete karşı kullanılması seçim tartışmasının başlıca konuları arasında.
Bu noktada Trump’a tepkinin nasıl bir siyasal programa dönüşeceği de önem taşıyor. Dört yıllık başkanlık döneminin ortasında yapıldığı için “ara seçim” denilen bu oylamada Temsilciler Meclisinin tamamı ve Senatonun yaklaşık üçte biri yenileniyor. Eyaletlerde valilikler ve yasama organları için de seçimler var. Dolayısıyla hem Washington’daki güç dengesi hem de eğitimden sosyal haklara kadar gündelik yaşamı doğrudan etkileyen kararların kimler tarafından alınacağı belirlenecek.
Anketlere göre demokratlar seçime avantajlı giriyor. Ancak Cumhuriyetçiler için olası bir seçim yenilgisi, Trump yönetiminin hareket alanının bütünüyle kapanması anlamına da gelmeyecek. ABD SOLU SEÇİMİ NASIL TARTIŞIYOR? Seçim sonuçları henüz bilinmezken ABD’deki sol ve bağımsız yayınların tartışmalarına bakmak, sandıktan çıkacak sonucu değerlendirmek için bir perspektif sunabilir.
Bu yayınlar, sandalye hesaplarının yanında sermayenin siyaset üzerindeki hâkimiyetini, savaşları, geçim taleplerini ve örgütlenme özgürlüğünü ele alıyor. Özellikle Demokrat Partiyle ilişkinin nasıl kurulacağı ve seçimle neyin değiştirilebileceği konusunda ise farklılaşıyorlar. Örneğin CounterPunch’ta Rob Urie, "Oligarklar ve Seçimler" başlıklı yazısında partiler arasındaki rekabetten ziyade, iki partiyi de fonlayan varlıklı bağışçılara dikkat çekiyor. Urie’ye göre Kongre çoğunluğunun değişmesi, bu ekonomik düzeni kendiliğinden sarsmayacak.
Urie’ye göre esas mesele, seçmenlerin temsilci seçebilmesiyle ekonomik ve siyasal kararlar üzerinde etkili olabilmesi arasındaki mesafe. BreakThrough News yayın yönetmeni Ben Becker de bu yapısal eleştiriyi destekleyerek milyarderlerin siyasal sistemi kuşatmasına odaklanıyor. Söyleşide gündeme gelen şu soru ise kritik: Savaş ve güvenlik aygıtının büyümesine bizzat destek vermiş bir parti, Kongreyi kazandığında bunları geriletmek için ne yapacak?
Becker, Demokratların askeri-endüstriyel kompleksle olan derin bağlarını hatırlatarak, sadece sandalye kazanmanın bu yapıyı değiştirmeyeceğine işaret ediyor. İlerici adaylara seslenen Common Dreams yazarı Ralph Nader ise Trump’ın yarattığı yıkımı teşhir etmenin yeterli olmadığını; asgari ücretin yükseltilmesi, evrensel sağlık güvencesi ve kamusal altyapı gibi somut taahhütlerin şart olduğunu belirtiyor. Nader, bu vaatlerin finansmanını büyük servetlerin vergilendirilmesine ve askerî bütçenin küçültülmesine bağlıyor.
Seçim hakkının korunmasına odaklanan Jacobin’den Stephanie Luce ise oy hakkına yönelik saldırıları örgütlenme, protesto ve bağımsız basın üzerindeki baskılarla birlikte değerlendiriyor. Sonuçlara müdahale ihtimaline karşı sosyalistlerin liberaller ve diğer muhalif kesimlerle çalışması gerektiğini söylüyor. Luce’un önerisinde kısa vadede otoriter sağın önünü kesmek ile uzun vadede bağımsız bir sol güç oluşturmak, birlikte yürütülmesi gereken iki görev. DÜNYANIN KALANINA ETKİSİ NE OLUR?
Ara seçimlerin ABD sınırlarını aşan etkileri olması kaçınılmaz. Çin’le tırmanan ticaret geriliminden Latin Amerika’ya yönelik müdahalelere, Orta Doğu’daki savaş politikalarından Rusya politikasına kadar dünyanın pek çok bölgesi, Trump yönetiminin ikinci yarısında nasıl bir tabloyla karşılaşacağını görmek için Kongredeki güç değişimini yakından izliyor olacak. Bu açıdan en yakıcı boyutlardan biri İran’a yönelik savaşın seyri. Basında yer alan haberler, seçim sonrasında ABD dış politikasında bir yumuşama olmayacağına, aksine yeni bir askerî tırmanışın masada olduğuna işaret ediyor.
Trump’ın kesin kararını henüz vermediği belirtilse de, seçim sonrasında İran’ın askerî tesislerini, altyapısını ve nükleer sahalarını hedef alacak "kısa ve yoğun" bir hava harekâtı ihtimaline işaret ediliyor. Kongredeki güç dengesinin değişmesi, Trump yönetiminin dış politikadaki saldırganlığını daraltabilecek olsa da Demokratların yaklaşımı da kendi içinde sınırlar taşıyor. Monthly Review’ın kasım başyazısı bu noktada oldukça ufuk açıcı. Washington’ın başka ülkelerin siyasal tercihlerine yönelik örtülü ya da açık müdahalelerinin Trump’la başlamadığını hatırlatıyor ve ABD’nin geçmişten bugüne sağcı liderleri fonlama ve ekonomik yardımları seçim sonuçlarına bağlama pratiğine dikkat çekiyor.
Bu süreklilik, seçim yenilgisinin dış politikada kendiliğinden köklü bir değişim yaratmayacağını gösteriyor. Seçimin uluslararası etkisinin bir başka boyutu da farklı ülkelerdeki siyasal hareketlere vereceği mesaj. Trump’ın gerilemesi, onu örnek alan aşırı sağ hareketleri zayıflatabilir. Elbette bu durumda muhalefetin hangi taleplerle, nasıl bir toplumsal katılımla ve hangi örgütlenme biçimleriyle güç kazandığı da önemli olacak. Tüm bunlar ışığında dünyanın kalanı açısından asıl önemli olan, Trump’ın seçimde geriletilmesiyle açılabilecek imkânların, savaş ve müdahale siyasetini sınırlayacak somut adımlara dönüşüp dönüşmeyeceği.
Elbette bu dönüşümün tek güvencesi Kongredeki sandalye dağılımı olamaz. Tam da bu yüzden, ABD içinde geçim, eşitlik ve özgürlük talepleriyle savaş karşıtlığını birleştiren hareketlerin, seçim sonrasında ne ölçüde bağımsız bir baskı ve denetim gücü oluşturabileceği belirleyici olacak. Nihayetinde bu seçimin yaratacağı değişimi, emperyalist politikaların bedelini ödeyenlerin yaşamına bakarak değerlendirmek gerekecek.



