Seçimi bekleyen sandıktan çıkamaz
Erdoğan'ın, Bahçeli'nin, Öcalan'ın, Kılıçdaroğlu'nun, Trump'ın, Tom Barrack'ın konuşmalarının hepsinde yeni dönem benzer şekilde tanımlandı. Türkiye, Orta Doğu coğrafyasının parçasıdır. ABD eliyle dinsel ve etnik...
Erdoğan'ın, Bahçeli'nin, Öcalan'ın, Kılıçdaroğlu'nun, Trump'ın, Tom Barrack'ın konuşmalarının hepsinde yeni dönem benzer şekilde tanımlandı. Türkiye, Orta Doğu coğrafyasının parçasıdır. ABD eliyle dinsel ve etnik kimlikler üzerinden oluşturulan koalisyonun parçası olmalıdır.
Türkiye'nin rejimi yeniden tanzim edilerek bu düzene uyumlu hale getirilmelidir. Bu sürecin sonucu bugünden açık biçimde görünüyor. Halkın iradesine gerek duymayan, etnik ve dini kanaat önderlerinin tercihlerinin yeterli olduğu, seçim yasasının da buna göre değiştirileceği bir süreç içerisindeyiz.
Eşyayı adıyla çağıralım: Seçimin ve sandığın sembolik olduğu yeni bir döneme kapı aralandı. ÜSKÜDAR KIRILMA ANI İktidar blokunun toplam halk desteği yüzde 30'un altına düştü. Bu durumun yakın zamanda değişmesi pek olası değil.
MHP ve AKP'nin masasında seçmen tablosu değişmeden iktidarda kalmanın yolunu bulacak projeler var. Çözüm süreci ve Kürt siyasetini yedekleme bunun bir parçası. Bu sorunsuz gerçekleşse bile iktidar için garanti bir yol olarak görülmüyor.
Ajandalarında anayasayı, seçim kanununu, siyasi etik kuralları zorlayacak hatta yok sayacak adımların olduğunu şimdiden görebiliyoruz. Üsküdar Belediyesine el koyma biçimi önümüzdeki günlerin fragmanı oldu. Valinin, savcının, kolluğun ve siyasetçtüm yasaları çiğneyecek şekilde nasıl ortak çalıştığına tüm ülke tanık oldu.
Sadece operasyon yapılmadı, sadece transfer yapılmadı, sadece yargı devreye sokulmadı, sadece bürokrasi AKP'ye çalışmadı. Hepsi aynı anda aynı hedef için harekete geçti. Cumhuriyet'in çok partili hayata geçmesinden bugüne kadar biriktirdiği ne kadar demokratik kural varsa aynı anda hepsi yerle bir edildi.
Kuşku yok ki bu süreç en başından beri tek bir merkezden idare ediliyor. Sürecin ana üssü belli. AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan ikametinin olduğu ilçenin AKP'ye geçmesini takip ederken diğer yandan da 86 milyonluk Türkiye'ye Üsküdar üzerinden mesaj verdi: Bize mecbursunuz!
BU MUHALEFET YETMEZ Üsküdar'da yaşananlar sürpriz değil. Neredeyse iki yıldır iktidar bu sürecin hazırlığını yapıyor. Ülkeyi OHAL koşullarında sürekli darbeler dönemine alıştırmaya çalışıyor.
Her hamle bir sonraki hamlenin zeminini hazırlıyor. Bu süreç içerisinde Türkiye için “burada olmaz” denilen ne varsa tek tek hayata geçirildi. Özgür Özel'in ifade ettiği gibi 16 milyonluk İstanbul bile el değiştirebilir.
Çok açık ki iktidar; kendisi için AYM, AİHM, seçim kanunu gibi “ayrıntıları” ayak bağı haline getirmeyi düşünmüyor. Çok belli ki üzerinden atlayacak. Burada kritik olan, muhalefet güçlerinin buna nasıl yanıt vereceğidir.
Kendi rutini içinde bir süreç olarak değerlendirip basın açıklaması ile mi geçiştirecek, yoksa işin vahametine uygun mu davranacak? Halkın talepleri etrafında örgütlenmek yerine gündemin çözüm süreci, butlan, Kılıçdaroğlu, Davutoğlu, Gökçek gibi vakaların etrafında şekillenmesine izin mi verilecek? Meclis içinde ya da dışında tüm muhalefet güçlerinin bugüne kadar gösterdiği performans, rejimin planını bozmakta yeterli olmadığını gösterdi.
Üsküdar vakası ise daha zor günlerin geleceğine dair ciddi bir uyarı niteliğinde. Muhalefet, iktidar eliyle yaratılan olağanüstü hal koşullarına karşı olağan temposunu aşıp alışkanlıklarını değiştiremedi. Bir bütün olarak tehlikeyi görüp vites artırması şart görünüyor.
HALK DEVREYE GİRMELİ Rejimin kendini tahkim etme girişimine karşı hiçbir kişinin ya da partinin tek başına karşı koyma şansı kalmadı. Sandığın ve seçimin sembolik bir onaya dönüştürülmek istendiği, hukukun askıya alındığı bu karanlık tabloda tek çıkış yolu, egemenliğin gerçek sahibinin, yani halkın doğrudan sahneye çıkmasıdır. Siyaseti seçim takvimlerine sıkıştıran, kuralları iktidar tarafından konulmuş bir sahada maç yapmaya çalışan muhalefet tarzı bu gidişatı durduramaz. Bu gerçek Üsküdar pratiğiyle bir kez daha tescillendi.
Artık mahalle mahalle, sokak sokak, işyeri işyeri örülecek ve aşağıdan yukarıya yükselecek, hakiki bir toplumsal itiraza ihtiyaç var. Halkın salt pasif bir "seçmen" kalıbından sıyrılıp, aktif yurttaşlık bilinciyle kendi iradesine, emeğine ve ülkesinin geleceğine fiilen sahip çıkması hayati bir zorunluluktur. Kuralları tamamen iktidar tarafından dizayn edilen, yargının ve kolluğun birer parti aparatı gibi çalıştığı bir oyunda, sırasını bekleyerek kazanmak imkânsızdır.
En başta da vurguladığımız gibi; eylemsiz kalıp sadece seçimi bekleyen, o sandıktan çıkamaz. Türkiye'yi içine çekildiği bu cendereden kurtaracak ve demokratik bir ülkeyi inşa edecek yegâne güç, milyonların omuz omuza vererek, kendi kaderini eline almak üzere devreye sokacağı o sarsılmaz toplumsal iradedir.



