15 October 2026, Thursday
Sadece Tarlanın İşçisi Değil, Toprağın Eşit Sahibi!
Ekonomi

Sadece Tarlanın İşçisi Değil, Toprağın Eşit Sahibi!

​Her sabah henüz gün doğmadan tarlaya, bahçeye, seraya giren kadınları düşünün. Anadolu’nun dört bir yanında; tütünden çaya, fındıktan narenciyeye, buğdaydan sebzeye kadar her bir ürünün arkasında onların bükülmeyen...

​Her sabah henüz gün doğmadan tarlaya, bahçeye, seraya giren kadınları düşünün. Anadolu’nun dört bir yanında; tütünden çaya, fındıktan narenciyeye, buğdaydan sebzeye kadar her bir ürünün arkasında onların bükülmeyen beli, nasırlı elleri ve bitmek bilmeyen emekleri var. Ekimden sulamaya, çapadan dökülen tere ve kaldırılan hasada kadar üretimin her aşamasında onların emeği yatıyor.

Sofralarımıza gelen her lokmanın, mutfağımızdaki her bereketin, ülkemizin gıda güvenliğinin temelinde kadınların unutulmaz payı var. ​Ancak ne yazık ki sıra o devasa emeğin karşılığını almaya, insanca bir sosyal güvenceye kavuşmaya ya da ekonomik bağımsızlığı hissetmeye geldiğinde aynı adil ve eşit tablodan bahsetmek mümkün olmuyor. ​Rakamlara, resmî raporlara ya da uzun araştırmalara bakmaya bile gerek kalmadan kırsala adımı atan herkes bu acı gerçeği açıkça görür.

Tarlada yazın kavurucu güneşi, kışın dondurucu soğuğu altında dirsek çürüten kadınların ezici bir çoğunluğu hâlâ “ücretsiz aile işçisi” statüsünde görülüyor. Yani sabahın ilk ışıklarından akşamın karanlığına kadar dökülen o alın teri, maalesef aile içi bir “yardım” ya da kaçınılmaz bir “hizmet” gibi görülüp geçiştiriliyor. Gece gündüz çalışan bu kadınların çok büyük bir kısmı sosyal güvenlik sisteminin tamamen dışında kalıyor.

Ne yarınlarını garantiye alacak bir sağlık güvenceleri var ne de yaşlılıklarında rahat etmelerini sağlayacak bir emeklilik hakları... Üstelik tarladaki, bahçedeki ağır bedenen üretime katkı verdiklerinin üstüne tüm aile yaşamı ve evin sorumluluğunu da yine tek başlarına taşımak zorunda kalıyorlar. ​Buradaki temel mesele kadınların üretime katılmaması ya da tarladan uzak durması değil ki!

Kadınlar zaten üretimin tam ortasında, hatta merkezinde. Asıl mesele; üretirken hak ettikleri değeri görememeleri, alın terlerinin karşılığını alamamaları ve emeklerinin görünmez kılınmasıdır. ​Kadınları sadece tarlada çalışan, yük taşıyan birer gizli kahraman olarak gören; ama iş toprağın tapusuna, alınan stratejik kararlara, kredilere ve tarımsal geleceğin planlanmasına geldiğinde onları devre dışı bırakan bu anlayış artık kökünden değişmelidir.

Kadınlar yalnızca toprağı işleyen birer emektar değil; toprağın hakiki sahibi, üretimin karar vereni ve tarımsal geleceğimizin eşit ortağı olmak zorundadır. ​Bunu başarmak ve adil bir düzen kurmak çok mu zor? Kesinlikle değil.

Yeter ki niyet olsun, yeter ki doğru ve kararlı adımlar atılsın. Ücretsiz aile işçiliği anlayışına derhal son verilmeli; kadın çiftçilerin sigorta primleri devlet desteğiyle teşvik edilerek hak ettikleri emeklilik ve sağlık güvencesi kendilerine koşulsuz sunulmalıdır. Kadın üreticilerin toprağa, uygun finansman imkânlarına, devlet desteklerine, hibelere ve tarımsal kooperatiflere erişimi güçlendirilmeli, önlerindeki bürokratik ve yapısal engeller kaldırılmalıdır.

Karar masalarında, ziraat odalarında ve tarım politikalarının belirlendiği her kademede kadınların sesi daha gür çıkmalı, üretimin geleceği kadınlarla yan yana planlanmalıdır. ​Kadın çiftçilerimizin emeğinin karşılığını tam olarak aldığı, güvenceli ve adil bir şekilde çalıştığı, eşit bireyler olarak toprağımıza ve üretimimize yön verdiği adil bir yönetim anlayışı olmalıdır. ​Alın teriyle toprağa hayat, soframıza bereket ve yarınlarımıza umut katan tüm kadın üreticilerimizin 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü kutlu olsun.

İlgili Haberler