Rejimin finansal röntgeni
Türkiye'yi sarsan fon vurgunundaki her yeni gelişme, meselenin birkaç portföy yöneticisinin manipülasyonundan çok daha büyük olduğunu gösteriyor. Soruşturma kapsamında eski TCMB yöneticilerinin, kamu bürokrasisinden...
Türkiye'yi sarsan fon vurgunundaki her yeni gelişme, meselenin birkaç portföy yöneticisinin manipülasyonundan çok daha büyük olduğunu gösteriyor. Soruşturma kapsamında eski TCMB yöneticilerinin, kamu bürokrasisinden isimlerin ve iktidar kanadından siyasilerin adları gündemde. Üstelik kara para dahil, üst düzey bürokraside görevden almalarla “gönüllü iade” hesabına kadar her kademede suçun ceza ile bağlantısı kesiliyor.
Yalnızca yatırımcıların nasıl zarara uğradığını değil, bu işlemlerin kamu kurumlarının gözetimi altında nasıl yapılabildiğini sorgulamak gerekiyor. Ekonomik istikrarın temel koşulları arasında hukukun üstünlüğü, bağımsız denetim, liyakat ve kamu kaynaklarının korunması da var. Fon vurgununda yer alan tüm isimler -özellikle açıklanmayan 214 kişilik liste dahil- ne kadar önemliyse, bürokrasi içinde bu büyük vurguna yol açan kurumsal yapının deşifresi de o kadar önemli. İlişkiler ağının geçmişini anlamak için 2026'dan geriye, 2021'e kadar gitmek şart. 21 Aralık 2021 gecesini hatırlayalım.
Ülkeye yaklaşık 70 milyar dolara mal olan Kur Korumalı Mevduatın açıklandığı saatlerde dolar 18 liranın üzerinden olağanüstü fiyat hareketleriyle hızla 10 civarına geriledi. O gece döviz piyasasında kimler, hangi saatlerde, hangi büyüklükte işlem yaptı? Kamu bankalarının gerçekleştirdiği işlemlerin karşı tarafında kimler vardı?
Karar açıklanmadan hemen önce yapılan işlemler incelendi mi? Bunlar, fon vurgunundan geriye bakınca kamu otoritesinin güven ve piyasa şeffaflığı açısından çoktan yanıtlaması gereken sorular. Keza karşımızda önemli bir kurumsal ilişkiler ağı görünüyor. O dönemde TCMB yönetiminde bulunan Taha Çakmak'ın bugün fon soruşturmasında adının geçmesi geçmişten bugüne uzanan kamu görevlerinin ve finansal ilişkilerin incelenmesini daha önemli hale getiriyor. Çakmak 2005-2019 Ziraat Bankası görevlerinin ardından Ekim 2021'de TCMB Başkan Yardımcılığına atandı. 2019-2021 arasında BDDK Başkan Yardımcılığı sonrası 2023’te Türkiye Sigorta Genel Müdürü oldu.
Basına yansıyan soruşturma haberlerinde, yönettiği kurumun 100 milyon lirasını tartışmalı fonlara “kaptırdığı” fakat aynı fonlarda kişisel yatırımlarından elde ettiği bazı kazançları “gönüllü iade” hesabına aktardığı belirtiliyor. Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Erişah Arıcan'ın akademik çevresiyle finans bürokrasisindeki atamalar arasındaki bağlantılar kamuoyunda tartışılıyor. Burada belirleyici olan kişisel veya akademik yakınlıklar değil, bu ilişkilerin kamu görevlerine atama süreçlerinde, denetim kararlarında ve olası çıkar çatışmalarının yönetiminde nasıl ele alındığı. Eski TCMB Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin daha sonra Tera Yatırım yönetiminde görev alması ve fon soruşturması kapsamında tutuklanması, kamu görevinden özel finans sektörüne geçişlerin neden etkili denetim kurallarına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Tera Yatırım'ın sahibi Emre Tezmen'in Merkezi Kayıt Kuruluşu yönetiminde görev yapmış olması da aynı açıdan incelenmeli.
Sermaye piyasalarının altyapısında görev üstlenen kişilerle piyasanın ticari aktörleri arasındaki çıkar çatışmalarını önlemek için hangi mekanizmalar işletildi? Bir başka kritik kurum Takasbank. Takasbank'ın 17 Ekim'deki açıklaması bazı iddialara teknik itirazlar içeriyor. Ancak fonların takas ve ödeme altyapısındaki rolü, olağan dışı işlem hareketlerinin hangi kurumlar tarafından ne zaman görülebildiği sorusunu ortadan kaldırmıyor. Borsa İstanbul, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve SPK arasında bilgi paylaşımı nasıl yürütüldü? Riskler ne zaman tespit edildi?
Hangi uyarılar yapıldı? Alınan tedbirler neden yeterli olmadı? Kurumsal sorumluluğu bireysel cezai sorumluluktan ayırarak tartışmak gerekiyor. Ekonomi yönetiminin sorundan haberdar olduğu ve konuyu resmî mekanizmalar üzerinden ele aldığını da 4 Kasım 2025'te bazı fonlarda manipülasyon olduğunu açıklayan Mehmet Şimşek'ten öğrendik. Peki 10 ay boyunca neden sonuç alınamadı? Şimşek'in açıklamasının yapıldığı dönemde, daha sonra tasfiye kapsamına alınan 131 fonun büyüklüğü yaklaşık 297 milyar liraydı.
Manipülasyon bilgesine rağmen Eylül 2026'da 800 milyar lirayı aştı. Şimşek hangi tedbirlerin alınmasını istedi? Bu tedbirlerden hangileri uygulandı?
Hangileri gecikti? Gecikmelerin teknik, hukuki veya kurumsal nedenleri nelerdi? Asıl çelişki ise ekonomi politikasının toplumsal sonuçlarında ortaya çıkıyor. Şimşek yönetimi üç yılı aşkın süredir dezenflasyon programını yüksek faizler, sıkı kredi koşulları ve iç talebin baskılanması üzerinden sürdürüyor. Ücretliler, emekliler, küçük esnaf ve sanayiciler bu politikanın ağır maliyetlerini yüklenenler.
Enflasyon gerilese de yaşam maliyeti baskısı devam ediyor. Milyonlarca insandan enflasyonla mücadele adına fedakârlık istenirken, finansal piyasalarda kuralların herkese aynı biçimde uygulanmadığı gerçeği çok rahatsız edici. Fon vurgunu bize bugün Türkiye'deki yönetim düzeninin finansal röntgenini çekiyor. Bu röntgende yalnızca şüpheli işlemler değil, kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve siyasi yönetimle finansal denetim arasındaki ilişkinin sorunları da görünüyor. Durum, ekonomi yönetiminin bütününün hesap vermesi gereken bir mesele. Birkaç yöneticinin görevden ayrılmasıyla kapatılamayacak kadar büyük.
Kamu gücünün kimler tarafından, hangi kararlarla ve kimin yararına kullanıldığının açıklığa kavuşturulması şart. Bugünkü siyasi ve kurumsal yapı içinde bu soruların tamamına bağımsız ve tatmin edici yanıtlar verileceği umudu yok. Türkiye'nin ihtiyacı tam da bu nedenlerle kamu kurumlarını, iyice merkezileşen iktidar gücünün siyasi etkisinden bağımsızlaştıracak çoğulcu, demokratik bir yönetim değişimi.



