Parlamentoda muhalefet, sokakta mücadele: Belçika İşçi Partisi PTB/PVDA
Mine Yıldız, PhD - Belçika İşçi Partisi lideri Raoul Hedebouw: “İnsan düşündüğü gibi yaşamazsa, bir süre sonra yaşadığı gibi düşünmeye başlar. Parti yöneticilerimiz ve milletvekillerimiz, bir işçi nasıl yaşıyorsa o...
Mine Yıldız, PhD - Belçika İşçi Partisi lideri Raoul Hedebouw: “İnsan düşündüğü gibi yaşamazsa, bir süre sonra yaşadığı gibi düşünmeye başlar. Parti yöneticilerimiz ve milletvekillerimiz, bir işçi nasıl yaşıyorsa o koşullarda yaşar.” Belçika İşçi kökleri, 1960’lardaki öğrenci hareketlerine dayanıyor. Bu hareket, kömür madenlerinde çalışan işçilerin grevlerine verdiği destekle büyümüş ve zamanla “Bütün İktidar İşçilere” (Alle Macht Aan De Arbeiders – AMADA) isimli siyasi partiye dönüşmüştür.
İlk parti kongresinin yapıldığı yıl olan 1979’da partinin adı da “Belçika İşçi Partisi” olarak değiştirilmiştir. Programı Marksist-Leninist ilkelere dayanan ve kendisini komünist olarak tanımlayan parti, Fransızca konuşulan bölgelerde , Flamanca konuşulan Flaman Bölgesi’nde ise adını kullanıyor. Başlangıçta Maoist bir örgüt olan PTB-PVDA, zaman içinde daha geniş anlamda Marksist-Leninist bir partiye dönüşmüştür.
Portekiz Komünist , Kıbrıs’taki AKEL ve daha sınırlı ölçüde Yunanistan Komünist gibi partilere yakın olduğu görülmektedir. EYLÜL 2026 KAMUOYU ARAŞTIRMA SONUÇLARI NE DİYOR? Eylül 2026’da Ipsos’un yaptığı araştırma, Flandre’de ırkçı ve sağcı Flaman partisi Vlaams Belang’ın %27,8 ile, Valonya’da ise sosyal demokrat Parti Socialiste’in %29 destekle önde olduğunu gösteriyor. Bu tablo, Belçika’da bölgelerin farklı siyasi dinamiklere sahip olduğunu ve Belçika siyasetinin bölgesel farklılıklarını koruduğunu ortaya koyuyor.
Aynı araştırmanın bulguları içinde dikkati çeken Belçika İşçi Partisi PTB/PVDA’nın Brüksel’de yüksek bir seçmen desteğine ulaştığını gösteriyor. Partinin ekonomik eşitsizlikler, hayat pahalılığı, sosyal haklar ve kamusal hizmetler üzerine yürüttüğü tartışmalar, araştırmanın ortaya koyduğu seçmen eğilimlerinin değerlendirilmesinde önemli bir yer tutuyor. Konut maliyetlerinin yükselmesi, enerji faturaları, ücretlerin satın alma gücü ve sosyal hizmetlere erişim gibi meseleler, başkentte yaşayan çok sayıda insanın gündelik yaşamını doğrudan etkiliyor. PTB/PVDA, bu sorunları bireysel tercihlerden çok ekonomik ve toplumsal yapı üzerinden ele alıyor; servet dağılımı, vergi adaleti ve kamu hizmetlerinin rolünü siyasi programının merkezine yerleştiriyor.
Araştırma, PTB/PVDA’nın yaklaşımının Brüksel’de dikkate değer bir seçmen desteğiyle karşılık bulduğunu gösteriyor. HEDEBOUW: EMEKÇİLERİN SESİNİ SİYASETİN MERKEZİNE TAŞIYAN LİDER Ipsos araştırmasının yayımlanan sonuçlarında PTB/PVDA lideri Raoul Hedebouw’un Brüksel ve Valonya’da en popüler siyasetçi olduğu aktarılıyor. Hedebouw, ücretler, yaşam maliyeti, servet vergisi ve sosyal haklar üzerine yaptığı açıklamalarla partinin siyasi çizgisinin kamuoyundaki en görünür temsilcilerinden biri hâline geldi. Parlamentodaki konuşmaları ve kamusal alandaki çıkışları, ekonomik eşitsizlikleri ve çalışanların taleplerini siyasal tartışmaların merkezine taşıma çabasının parçası oldu.
Hedebouw’un görünürlüğü, PTB/PVDA’nın yalnızca geleneksel komünist seçmenlere hitap eden bir parti olmanın ötesine geçtiğini gösteriyor. SANDIKTA SINIF SİYASETİ: %1,6’DAN %10’A UZANAN YÜKSELİŞ 2010’da yaklaşık %1,6 oy alan ve federal parlamentoda temsil edilmeyen parti, 2014’te %3,7 oy oranına ulaşarak 2 milletvekilliği kazandı. 2019’da oy oranını %8,6’ya çıkaran PTB/PVDA, parlamentodaki sandalye sayısını 12’ye yükseltti. 2024 yılında 150 sandalyeli meclisin 15’ini kazandı. PTB/PVDA, kapitalist ekonomik sistemi toplumsal eşitsizliklerin ve çevre sorunlarının temel nedenlerinden biri olarak görüyor.
Partiye göre üretim ve ekonomik kaynaklar üzerindeki kararların dar bir sermaye kesiminin çıkarlarına göre şekillenmesi, toplumun büyük bölümünün ihtiyaçlarıyla çelişiyor. PTB/PVDA, sendikaları, iş yeri örgütlenmesini ve toplumsal hareketleri siyasi mücadelenin önemli unsurları arasında görüyor. Partinin yalnızca federal seçimlerdeki oy oranları değil, bölge parlamentolarındaki oyları da uzun vadeli yükselişini gösteriyor.
Aşağıdaki tablodan Belçika’da 2014 yılından 2024 yılına kadar geçen 10 yıllık sürede bölge parlamentolarındaki oy oranlarının değişimi görülebilir. ZENGİNDEN DAHA FAZLA VERGİ ALINSIN! PTB/PVDA’nın öne çıkardığı başlıca önerilerden biri, büyük servet sahiplerinin daha yüksek oranda vergilendirilmesidir: Net serveti 5 milyon avronun üzerinde olanlardan %2, 10 milyon avronun üzerinde olanlardan ise %3 oranında vergi alınmasını savunuyor. Bu öneriyle toplumun en zengin %1’lik kesiminin daha fazla vergi ödemesi hedefleniyor. Parti, vergi kaçırma ihtimallerini de hesaba kattığını belirterek söz konusu vergiden ülkenin yılda net 8 milyar avro gelir elde edilebileceğini öne sürüyor.
Servet vergisi önerisi, partinin ekonomik eşitsizliklere yaklaşımını özetliyor. PTB/PVDA, kamu harcamalarının finansmanında ücretli çalışanların ve dar gelirli kesimlerin üzerindeki yükün azaltılmasını amaçlıyor. Bu çerçevede vergilendirme, yalnızca devlet gelirlerini artırmanın bir yolu olarak değil, servet dağılımındaki eşitsizliklere müdahale etmenin araçlarından biri olarak ele alınıyor. PARLAMENTODA MUHALEFET, SOKAKTA MÜCADELE PTB/PVDA’nın siyasi çizgisi, parlamentoda temsil edilmenin ötesine uzanıyor.
Parti, parlamentoyu toplumsal muhalefeti güçlendirmek ve emekçilerin taleplerini görünür kılmak için kullanıyor. Kendini, mevcut siyasi düzenin sınırları içinde hareket eden sıradan bir muhalefet partisi olmaktan ziyade, bu düzenin ekonomik ve toplumsal temellerini sorgulayan bir güç olarak tanımlıyor. Partinin eleştirilerinin merkezinde, ekonomik kararlar üzerindeki “özel sermayenin egemenliği” bulunuyor. PTB/PVDA’ya göre enerji gibi stratejik sektörler yalnızca özel kâr hedeflerine göre yönetilmemeli; kamusal denetim ve toplumsal ihtiyaçlar öncelik kazanmalı.
Daha yüksek ücretler, daha düşük emeklilik yaşı, sosyal konutların artırılması, satın alma gücünün korunması ve temel hizmetlere erişimin güvence altına alınması, partinin öne çıkardığı talepler arasında. Parti ayrıca iklim politikalarının maliyetinin emekçilere ve dar gelirli kesimlere yüklenmesine karşı çıkıyor; sosyal adalet ile ekolojik dönüşümün birlikte ele alınmasını savunuyor. SOSYAL DEMOKRATLARIN ÖTESİNDE BİR ARAYIŞ Avrupa’nın birçok ülkesinde sosyal demokrat partiler, geleneksel işçi sınıfıyla kurdukları bağların zayıflaması ve ekonomik politikalar konusunda merkez siyasete yaklaşmaları nedeniyle eleştiriliyor. Belçika da bu tartışmaların dışında değil, tam da merkezinde.
PTB/PVDA, geleneksel sosyal demokrat partilerin kemer sıkma politikalarını ve sosyal haklardaki gerilemeyi kabul ederek emekçilerin taleplerinden uzaklaştığını söylüyor. PTB/PVDA, bu alanda emekçilerin haklarını, kamusal hizmetleri ve yeniden dağıtım politikalarını öne çıkarıyor. Partinin söylemi, ekonomik sorunları kişisel sorumluluklara indirgeyen yaklaşımlara karşı ücretler, çalışma koşulları, mülkiyet ve vergi politikaları arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Bu siyasi çizgi, geleneksel sol seçmenin yanı sıra hayat pahalılığından etkilenen gençlere, güvencesiz çalışanlara ve ekonomik gelecekleri konusunda kaygı duyan kesimlere de sesleniyor. MİLLETVEKİLİ MAAŞLARI YARIYA İNDİRİLSİN!
Milletvekilleri bugün aylık 8.990 avro brüt maaşlarının yanı sıra ayrıca 2.650 avro götürü gider ödeneği alıyor. PTB, Mart 2026’da milletvekillerine tanınan vergi avantajının kaldırılması amacıyla bir yasa teklifi sundu. Teklifin içeriği şu: “Bugün milletvekilleri önemli bir vergi avantajından yararlanıyor.
Gelirlerinin yaklaşık üçte biri vergilendirilmiyor. Bugün milletvekilleri, aylık 8.990 avro brüt maaşlarının yanı sıra 2.650 avro götürü gider ödeneği de alıyor. Bu ödeneğin tutarı, ortalama bir Belçikalının gelirine denk geliyor.
Bu ödeme vergilendirilmiyor. Ayrıca milletvekillerine, görevlerini yerine getirirken yaptıkları personel, ulaşım, bilişim ve görev seyahatleri gibi harcamalar için ayrıca geri ödeme yapılıyor. Bu duruma son vermek istiyoruz.
Götürü gider ödeneğinin vergilendirilmesi, devletin vergi gelirlerini yılda 7 milyon avro artırabilir.” Parti, “Madem siyasal iktidar toplumun emekçilerinden, işçilerinden, hemen her kesiminden fedakârlık yapmasını istiyor, o hâlde seçilmiş temsilcilerin vergi ayrıcalıklarından yararlanmaları kabul edilemez. Buna bir an önce son verilmeli ve ayrıca milletvekili maaşları da yarıya indirilmeli.” diyor. Brüksel sokaklarında yeniden yankılanan sınıf siyasetinin sesi, yalnızca Belçika’nın değil, bütün Avrupa’nın geleceğine ilişkin soruları da yeniden gündeme taşıyor. Marx ve Engels’in 1848’de Komünist Manifesto’nun ilk satırlarında Avrupa’da dolaştığını söylediği hayalet, bugün Manifesto’nun kaleme alındığı Brüksel’de sandıklarda, meydanlarda ve toplumsal mücadelelerde yeniden görünür hale geliyor.
PTB/PVDA’nın yükselişi, emeğin, eşitliğin ve sınıf mücadelesinin siyasal alana dönüşü halka, emekçiye, işçiye ve genç seçmene umut veriyor. Belçika’da kendi maaşlarının düşürülmesi için teklif veren milletvekillerinin olduğu ve bir hayali gerçeğe dönüştürmek için mücadele eden bir İşçi Partisi var. Ve ona inananların sayısı her geçen gün artıyor.
Milletvekilliği, halkın oylarıyla kazanılmış bir ayrıcalık değil, halka karşı üstlenilmiş bir sorumluluktur, siyaset kişisel zenginleşmenin, nüfuz devşirmenin ve ayrıcalık biriktirmenin aracına dönüştüğünde, temsil edilen halk ile temsil edenler arasındaki bağ da kopmaya başlar. PTB lideri Raoul Hedebouw’nun sık sık tekrarladığı söz, bu çelişkiye dikkat çekiyor: “İnsan düşündüğü gibi yaşamazsa, sonunda yaşadığı gibi düşünmeye başlar.” Siyasetin iddialarıyla siyasetçinin yaşamı arasındaki mesafeyi sorgulayan bu söz, basit ama temel bir soruyu gündeme getiriyor: Halk adına siyaset yapanlar, halkın yaşadığı gerçeklikten ne kadar uzaklaşabilir?



