25 September 2026, Friday
Ekonomi

Orta Vadeli Program değil sürekli öteleme

Türkiye’de Orta Vadeli Programlar hazırlanırken ekonomi yönetiminin hareket noktası sanırım şu: “Madem kanun emrediyor, biz de zorunluluğu yerine getirip ortaya bir şeyler koyalım.” Mehmet Şimşek döneminde hazırlanan...

Türkiye’de Orta Vadeli Programlar hazırlanırken ekonomi yönetiminin hareket noktası sanırım şu: “Madem kanun emrediyor, biz de zorunluluğu yerine getirip ortaya bir şeyler koyalım.” Mehmet Şimşek döneminde hazırlanan OVP’lerin ortak özelliği bu. Önce iddialı hedefler açıklanıyor. Bunlar tutmayınca bir sonraki programda yeni rakamlar yazılıyor ve hiçbir şey olmamış gibi yola devam ediliyor.

Ardından da “Biz nerede yanlış yaptık?” diye bakmak yerine, “Neler oldu neler…” diye söze başlanıyor. Bu hafta başında açıklanan 2027–2029 dönemi OVP’si de bu geleneği bozmadı. Daha bir yıl önce 2026 enflasyonunun yüzde 16 olacağı söyleniyordu.

Yeni programda tahmin yüzde 28,4’e çıkarıldı. Yani enflasyon hedefi bir yılda 12,4 puan, oransal olarak yüzde 77 şaştı. Büyüme tahmini yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e indirildi.

Sanayi büyümesinin yüzde 2,3’te kalacağı kabul edildi. Enerji ithalatı tahmini 63 milyar dolardan 71 milyar dolara, dış ticaret açığı beklentisi 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkarıldı. Enflasyon daha yüksek, büyüme daha düşük, sanayi daha zayıf, dış açık daha büyük… Ama ekonomi yönetimine göre programın “ana çerçevesinde” bir değişiklik yok.

Zaten mesele de burada. Dün bizi yüzde 16 hedefinin doğruluğuna inandırmaya çalışanlar, bugün yüzde 28,4’ün gerçekçi ve rasyonel olduğuna inanmamızı bekliyor. Bu, basit bir teknik güncelleme değildir.

Bu kadar temel gösterge aynı anda bozulduğu halde programın yönü değişmiyorsa ortada program değil, hedeflerin bir belgeye serpiştirildiği ve zamanı geldiğinde yenileriyle değiştirildiği bir süreç vardır. Üstelik öteleme yalnızca bu yılla da sınırlı değil. Geçen yılki OVP, 2027’de tek haneli enflasyon vaat ediyordu.

Yeni programda 2027 hedefi yüzde 21 oldu. Tek hane 2029’a taşındı. İki yıl daha beklememiz isteniyor.

Muhtemelen 2029’a geldiğimizde yeni bir OVP hazırlamayı ve tek hane için başka bir tarih koymayı planlıyor olabilirler ama 2029’da başka bir iktidar görevde olacağı için bambaşka bir ekonomi anlayışıyla hazırlanmış bir programla karşılaşacağız. Ama mevcut ekonomi yönetimine çok da haksızlık etmeyelim. Başarılı oldukları bir konu var: Faturayı ödettikleri kesimler hiç değişmiyor. İktidar kendi enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 28,4’e çıkarabiliyor; fakat ücretliye ve emekliye “Sizin geliriniz de aynı ölçüde güncellenecek” demiyor.

Asgari ücrete yıl ortasında dokunulmuyor. Kamu çalışanlarının ücretleri çarşıdaki, pazardaki, kiradaki gerçek artışa göre yapılmıyor. Böylece OVP’lerde ortaya konulan “hedefler” tahmin hatası teknik bir yanılgı olmaktan çıkıyor, doğrudan gelir transferine dönüşüyor.

İktidar hedefi tutturamıyor, bedelini sabit gelirli ödüyor. Kendileri için “revizyon”, vatandaş için yoksullaşma… Ekonomi yönetimi başarısızlığı açıklarken dış şoklara geniş yer ayırıyor. Savaşlar, enerji fiyatları ve tedarik zincirlerindeki sorunlar elbette önemlidir.

Nitekim yönetim, yalnızca savaşın enflasyona etkisini yaklaşık 7 puan olarak hesaplıyor. Bu etkinin tamamını çıkarsak bile enflasyon yüzde 21,4 oluyor; yine yüzde 16 hedefinin oldukça üzerinde kalıyor. Demek ki açıklanması gereken hâlâ ciddi bir fark var.

Asıl soru şudur: Aynı küresel şoklara maruz kalan ülkelerde enflasyon birkaç puan artarken Türkiye’de neden çok daha ağır bir sonuç ortaya çıkıyor? Yanıt dışarıda değil, içerideki üretim yapısındadır. Türkiye enerji fiyatlarındaki artıştan ağır etkileniyor; çünkü enerji bağımlılığını azaltacak kapsamlı bir kamusal yatırım politikası yok.

Gıda fiyatları hızla yükseliyor; çünkü tarımsal üretim planlanmıyor, çiftçinin girdi maliyetleri düşürülmüyor.  Siz bakmayın OVP’lerde yer alan “Sanayide Yapısal Dönüşüm/Yüksek Katma Değerli Dönüşüm” başlıklarına. Bu ifadeler her programda neredeyse kelimesi kelimesine tekrar ediyor. Ayrıca “sanayi büyüme havzaları, Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi, HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi” gibi afili ifadelere de fazla anlam yüklemeyin.

Gerçek şu ki ortada bir sanayi politikası yok. Dün açıklanan sanayi üretim endeksi verisi de bunu doğruluyor: Temmuz’da imalat sanayi ancak yerinde sayarken, tam da bu ‘yüksek teknoloji’ söyleminin hedeflediği alanda -yüksek teknolojili ürünler üretiminde- yıllık düşüş yüzde 8,5’i buldu Bunların hiçbirini ücretleri bastırarak, krediyi pahalılaştırarak ve milyonları daha az tüketmeye zorlayarak çözemezsiniz. Ekonomiyi soğutmak enerji, tarım ve sanayideki bağımlılıkları ortadan kaldırmaz.

Yalnızca krizin maliyetini fiyat belirleme gücü olmayanların omuzlarına yıkar. Gerçek bir kalkınma programı, üç yıllık enflasyon ve büyüme tahminlerini alt alta sıralamak değildir. Hangi sektörlerin nasıl dönüştürüleceğini, kamu kaynaklarının hangi üretim alanlarına yönlendirileceğini, vergi yükünün emekten alınıp ranta ve yüksek kazançlara nasıl kaydırılacağını ortaya koymayı gerektirir.

Ücretleri yalnızca maliyet, yurttaşı talep fazlası, kamuyu da bütçe disiplini aracı olarak gören bir metin vizyon belgesi olamaz. Bu OVP’nin değişmeyen tek hedefi bütün açıklığıyla ortadadır: İktidarın yanılma payını büyütmek, halkın yaşam payını küçültmek.

İlgili Haberler