Netanyahu, parlamentoda güvenoyundan çok uzakta
Gündem

Netanyahu, parlamentoda güvenoyundan çok uzakta

Likud’un ön seçimleri bu nedenle yalnızca milletvekili adaylarının sıralandığı parti içi bir yarış olarak görülmüyor. Enerji Bakanı Eli Cohen’in listenin ön sıralarına çıkması, Yariv Levin, Amir Ohana ve Miri Regev gibi...

2 okuma

Likud’un ön seçimleri bu nedenle yalnızca milletvekili adaylarının sıralandığı parti içi bir yarış olarak görülmüyor. Enerji Bakanı Eli Cohen’in listenin ön sıralarına çıkması, Yariv Levin, Amir Ohana ve Miri Regev gibi Netanyahu döneminin önde gelen isimlerinin güçlü konumlarını koruması, Başbakan’ın parti teşkilatı üzerindeki etkisinin devam ettiğini ortaya koydu. Ancak Netanyahu açısından asıl sorun artık Likud’u kontrol edip edemediği değil.

Çünkü 27 Ekim’de sandığa gidecek seçmen kitlesi yalnızca Likud üyelerinden oluşmuyor ve parti içerisindeki güç dengesi ile ülke genelindeki siyasi eğilim arasında belirgin bir fark bulunuyor. Bu yeni durum, Netanyahu’yu zorlayacak bir tablo. İsrail parlamentosu Knesset 120 sandalyeden oluşuyor ve herhangi bir hükümetin kurulabilmesi için en az 61 milletvekilinin desteğine ihtiyaç duyuluyor.

Bu nedenle seçimlerden bir partinin birinci çıkması, o partinin liderinin otomatik olarak başbakan olacağı anlamına gelmiyor. İsrail siyasetinde hükümeti belirleyen temel unsur, seçim sonrasında farklı partileri aynı koalisyon çatısı altında bir araya getirebilme kapasitesi. Netanyahu açısından da senaryolar burada başlıyor.

Likud seçimlerden yeniden en büyük parti olarak çıksa bile, Netanyahu’nun doğal müttefikleriyle birlikte 61 sandalyeye ulaşamaması halinde başbakanlık koltuğu garanti olmayacak. Son kamuoyu araştırmalarında Netanyahu’nun mevcut siyasi blokunun 49 ile 53 sandalye arasında kalabileceğine ilişkin tahminler dikkat çekiyor. Netanyahu’nun partisi Likud’unda 22ila 24 arasında bir temsilci çıkacağı öngörülüyor.

Bu rakam, hükümet kurmak için gereken çoğunluğun oldukça altında. Dolayısıyla Netanyahu’nun seçimleri kazanması ile hükümeti kurması arasında ciddi bir mesafe bulunuyor. İsrail siyasetinin temel ironisi de burada ortaya çıkıyor: Netanyahu sandıktan birinci çıkabilir ancak yine de iktidarı kaybedebilir.

Bu nedenle 27 Ekim seçimlerinin gerçek sonucu, oy sayımı tamamlandığında değil, koalisyon görüşmeleri bittiğinde belli olacak. Likud 2022 seçimlerinde 32 sandalye kazanmış ve Netanyahu bu sonucu sağ, aşırı sağ ve ultra-Ortodoks partilerle oluşturduğu koalisyon sayesinde iktidara taşımıştı. Ancak 7 Ekim saldırısının ardından İsrail siyasetindeki dengeler önemli ölçüde değişti.

Netanyahu yıllarca kendisini İsrail’in güvenlik garantisi, İran ve Hamas karşısında en tecrübeli lider ve ülkenin güvenlik risklerini en iyi okuyabilen siyasetçi olarak halka pazarladı. 7 Ekim ise tam da Netanyahu’nun en güçlü olduğunu iddia ettiği alanda, İsrail tarihinin en ağır güvenlik başarısızlıklarından birini ortaya çıkardı. Hamas sadece 21 saat içinde Netanyahu’nun tüm yarattığı parametreleri altüst etti.

Bu nedenle 7 Ekim Netanyahu açısından yalnızca askeri ve istihbari bir başarısızlık değil, uzun yıllardır kurduğu siyasi anlatının merkezine yönelen ciddi bir kriz oldu. Muhalefet, saldırıların gerçekleştiği dönemde Netanyahu’nun yıllardır başbakanlık görevinde olduğunu hatırlatarak siyasi sorumluluğun yalnızca orduya ve istihbarat kurumlarına yüklenemeyeceğini savunuyor. Netanyahu cephesi ise güvenlik kurumlarının, askeri komuta kademesinin ve istihbarat mekanizmasının sorumluluğunu öne çıkararak siyasi sorumluluğun doğrudan Başbakan’a yöneltilmesine karşı çıkıyor.

Ancak seçim kampanyasında 7 Ekim’in hesabı, Netanyahu’nun karşısına çıkacak en önemli başlıklardan biri olmayı sürdürecek. Zira 7 Ekim’den sonra İsrail büyük bir kaosun içine sürüklendi. Netanyahu açısından dikkat çekici başka bir sorun ise Likud üyeleri ile Likud seçmenleri arasındaki siyasi yaklaşım farkı.

Agam Labs tarafından yapılan araştırmaya göre Likud seçmenlerinin yüzde 54,9’u daha ılımlı bir hükümet kurulmasını tercih ederken, parti üyelerinin yalnızca yaklaşık üçte biri aynı görüşü paylaşıyor. Parti teşkilatında mevcut sağ ve aşırı sağ ortaklarla yola devam edilmesini isteyen kesim daha güçlü görünürken, genel seçmen kitlesinde daha merkeze yakın bir hükümet beklentisi dikkat çekiyor. Bu durum Netanyahu’yu zor bir denklemin içerisine sokuyor.

Başbakan parti teşkilatının ve sert sağ seçmenin taleplerine yaklaştığında merkez sağ ve kararsız seçmeni kaybetme riski taşıyor; daha ılımlı bir çizgiye yöneldiğinde ise mevcut koalisyon ortakları ve parti tabanı ile sorun yaşama ihtimali bulunuyor. Başka bir ifadeyle Netanyahu’nun kazanmak için iki farklı Likud’u aynı anda yönetmesi gerekiyor: Bir yanda parti içi ön seçimlerde belirleyici olan daha ideolojik ve sadakat temelli teşkilat, diğer yanda genel seçimlerde iktidarın kaderini belirleyecek daha geniş ve daha pragmatik seçmen kitlesi. Ancak daha şimdiden görünen tablo Netanyahu’nun kuyrukları bir birine daha şimdiden dolağı… Gazze işgali de Netanyahu’nun seçim kampanyasının en önemli ve en tartışmalı dosyalarından biri olacak.

Netanyahu, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, İsrail’in güvenlik taleplerini ve Gazze’nin geleceğine ilişkin düzenlemeleri güçlü liderlik göstergesi olarak sunmaya çalışırken, savaşın uzun sürmesi ve rehine dosyasının tam olarak çözülememesi hükümete yönelik eleştirileri de artırıyor. Netanyahu’ya yöneltilen en temel eleştirilerden biri, işgalin ne kadarının askeri ve güvenlik gerekçeleriyle, ne kadarının ise mevcut koalisyonun dağılmasını engellemek amacıyla sürdürüldüğü sorusu etrafında şekilleniyor. Bu tartışmayı daha da büyüten unsur, Netanyahu’nun aşırı sağ ortaklarının tutumu.

Itamar Ben-Gvir ve benzeri isimlerin Gazze, Batı Şeria ve Filistinlilere ilişkin daha sert politikalar talep etmesi, Netanyahu’nun hareket alanını daraltıyor. Zira parti Netanyahu’nun partisinde de artık muhalif sesler, “ Bibi, Ben-Gvir’in kucağında siyaset yapıyor” eleştirileri yapılıyor. Netanyahu, uluslararası baskılar ve Washington’un talepleri doğrultusunda daha pragmatik bir çizgiye yöneldiğinde koalisyonunun sağ kanadını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor; sert sağın taleplerine yaklaştığında ise hem uluslararası alanda İsrail’in üzerindeki baskıyı artırıyor hem de daha ılımlı İsrailli seçmenlerin tepkisini çekiyor.

Netanyahu’nun siyasi açmazı burada da aynı matematiğe bağlanıyor: 61. Aşırı sağ ve ultra-Ortodoks ortakları olmadan hükümet çoğunluğuna ulaşması zorlaşıyor, ancak bu ortaklarla birlikte hareket etmek de Likud’un daha geniş seçmen kesimlerine ulaşmasını güçleştiriyor. Netanyahu’yu iktidarda tutan koalisyon formülü, aynı zamanda yeni seçimde karşısındaki en önemli siyasi sınırlamalardan biri haline geliyor.

İsrail’de 7 Ekim saldırısına ilişkin kapsamlı bir devlet soruşturma komisyonu kurulması talebi de seçim sürecinin önemli tartışmalarından biri. Muhalefet ve saldırılarda yakınlarını kaybeden ailelerin önemli bir bölümü, siyasi ve askeri sorumluluğun bağımsız bir komisyon tarafından araştırılmasını istiyor. Netanyahu hükümeti ise soruşturmanın yöntemi, zamanı ve yetkileri konusunda kaçamak bir siyasi yaklaşım benimsiyor.

Bu tartışmanın Netanyahu açısından tehlikeli yanı, seçim kampanyasının gündemini değiştirebilme kapasitesi. Netanyahu kampanyayı “İsrail’i gelecekte kim daha iyi koruyabilir?” sorusu üzerinden yürütmek isterken, kapsamlı bir soruşturma tartışması seçmeni “7 Ekim’e nasıl gelindi ve bundan kim sorumlu?” sorusuna yöneltebilir. Netahyahu açısından iki soru arasındaki fark son derece önemli.

Birincisi Netanyahu’nun güçlü liderlik iddiasını besleyebilirken, ikincisi uzun iktidar döneminin başarısızlıklarının doğrudan sorgulanmasına yol açabilir. İsrail kamu oyunda ise yapılan anketlerde ,ikinci seçenek ağır basıyor. Netanyahu hükümetinin 2023 yılında gündeme getirdiği ve İsrail’de aylar süren kitlesel protestolara yol açan yargı düzenlemeleri de savaş nedeniyle geri plana itilmiş olsa da siyasi gündemden tamamen çıkmış değil.

Netanyahu karşıtı kesimler yaklaşan seçimleri yalnızca hükümet değişikliği değil, İsrail’in kurumlar arasındaki güç dengesi ve liberal-demokratik yapısının geleceği açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriyor. Netanyahu ve destekçileri ise yargının seçilmiş hükümetler üzerindeki etkisinin aşırı olduğunu ve siyasi iktidarın demokratik meşruiyetinin güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu nedenle 27 Ekim seçimlerinde seçmen yalnızca Gazze veya güvenlik politikalarını değil, devlet kurumları arasındaki güç paylaşımını da dolaylı biçimde oylayacak.

Netanyahu açısından yargı tartışmasının yeniden alevlenmesi, 2023’te sokaklara çıkan geniş protesto hareketini yeniden mobilize edebilecek bir risk taşıyor. Seçimlerin bir diğer önemli toplumsal başlığı ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyetleri. İsrail’de uzun yıllardır tartışılan bu konu, 7 Ekim sonrasında başlayan uzun işgal dönemiyle birlikte daha hassas hale geldi.

Yedek askerlerin defalarca göreve çağrıldığı, ailelerin savaşın ekonomik ve psikolojik yükünü taşıdığı bir ortamda Haredi erkeklerin önemli bölümünün askerlikten muaf tutulması özellikle seküler kesimlerde ciddi tepki yaratıyor. Netanyahu burada da koalisyon matematiğinin esiri durumunda. Ultra-Ortodoks partiler, Başbakan’ın 61 sandalyeye ulaşabilmesi açısından vazgeçilmez ortaklar arasında bulunuyor.

Netanyahu askerlik yükünün daha eşit paylaşılmasını isteyen seçmene yaklaşırsa Haredi ortaklarını kaybetme riski taşıyor; Haredilerin muafiyet taleplerine fazla yaklaşırsa bu kez askerlik yapan ve çocuklarını orduya gönderen kesimlerin tepkisini büyütüyor. Bu nedenle seçim kampanyasında “Kimin çocuğu savaşacak, kimin çocuğu muaf kalacak?” sorusu ideolojik tartışmalardan daha etkili bir toplumsal başlığa dönüşmüş durumda. Netanyahu açısından Gadi Eisenkot’un yükselişinin özel bir anlamı bulunuyor.

Eski Genelkurmay Başkanı olan Eisenkot, Netanyahu’nun klasik biçimde “güvenlik konusunda tecrübesiz” diye hedef alabileceği bir rakip değil. Askeri geçmişi ve Gazze işgali sürecinde oğlunu kaybetmiş olması, ona güvenlik tartışmalarında güçlü bir toplumsal meşruiyet kazandırıyor. Son kamuoyu araştırmalarından birinde Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin 23 sandalyeye ulaşabileceği tahmin edilirken, bazı anketlerde Eisenkot’un başbakanlığa uygunluk sorusunda Netanyahu’nun önüne geçtiği görüldü.

Bu rakamlar Eisenkot’un başbakanlığı garanti ettiği anlamına gelmiyor; çünkü onun da 61 sandalyelik bir koalisyon kurması gerekiyor. Ancak Eisenkot’un yükselişi, Netanyahu’nun yıllardır rakiplerine karşı kullandığı “güvenlik tecrübesi yalnızca bende var” söylemini ciddi biçimde zorluyor. Seçimin kaderini belirleyebilecek en önemli rakamlardan biri de yüzde 20.

Agam Labs araştırmasına göre seçmenlerin yaklaşık beşte biri henüz hangi partiye oy vereceğine karar vermiş değil. Bu büyüklükte bir kararsız seçmen kitlesi, blokların 61 sandalye sınırında gidip geldiği bir siyasi sistemde bütün hesapları değiştirebilir. Netanyahu’nun seçim kampanyasında özellikle bu kitleye yönelmesi bekleniyor.

İran tehdidi, Gazze işgali, Netanyahu’nun ABD ile ilişkileri ve bölgesel güvenlik meseleleri Netahyahu’nun kampanyasında öne çıkarılabilecek başlıklar arasında. Ancak Netanyahu’nun bu seçimde karşılaştığı temel sorun geçmiştekilerden farklı. Çünkü seçmene yalnızca “Beni seçerseniz ne yaparım?” demesi yeterli olmayacak.

Zira bu alan oldukça tartışmalı bir nokta. Uzun yıllardır iktidarda olan bir lider olarak aynı zamanda “Bugünkü İsrail tablosunun ne kadarı senin yönetiminin sonucu?” sorusuna da cevap vermek zorunda. Netanyahu İsrail tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı.

İsrail tarihinin en sorunlu ve işgal projelerinin harekete geçtiği dönemleri yöneten başbakan oldu. Bu durum ona benzersiz bir siyasi tecrübe, güçlü uluslararası bağlantılar ve parti teşkilatı üzerinde ciddi bir kontrol sağlıyor. Ancak aynı uzun iktidar dönemi, bugün Netanyahu’nun en önemli dezavantajlarından birine dönüşmüş durumda.

Çünkü İsrail’in güvenlik krizlerini, toplumsal kutuplaşmasını, yargı tartışmalarını, Haredi askerlik meselesini veya uluslararası alanda karşı karşıya kaldığı eleştirileri geçmiş hükümetlere yüklemek imkansız bir hal almış durumda. Netanyahu artık sistemin dışından gelen bir değişim adayı değil, aksine ülkedeki işgalci zihniyeti ve sistemin kendisini şekillendiren başlıca aktörlerden biri. Bu nedenle seçmen karşısına hem mevcut sorunları çözebileceğini söyleyen lider hem de bu sorunların ortaya çıktığı dönemin en güçlü siyasi figürü olarak çıkıyor.

Muhalefetin Netanyahu’ya karşı kullanabileceği en güçlü argüman da burada yatıyor: İsrail’in bugünkü sorunlarının çözümünü vaat eden kişinin, aynı zamanda bu sorunların önemli bölümünün oluştuğu siyasi dönemin başındaki isim olması. Bütün bu tablo Netanyahu’nun seçimleri kaybedeceği anlamına gelmiyor. Netanyahu karşıtı blok da ciddi bir dağınıklık yaşıyor.

Eisenkot, merkez sağ partiler, liberal merkez, sol ve farklı muhalefet grupları arasında güvenlik, ekonomi, Filistin meselesi ve din-devlet ilişkileri konusunda önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Netanyahu’nun siyasi kariyeri boyunca en iyi kullandığı avantajlardan biri de rakiplerinin bu parçalı yapısı oldu. Bu nedenle seçimlerin kaderi yalnızca Netanyahu’nun ne kadar oy kaybedeceğine değil, muhalefetin kendi içindeki rekabeti ne ölçüde kontrol edebileceğine de bağlı olacak.

Netanyahu karşıtı partiler 61 sandalyeye ulaşabilecek ortak bir siyasi çerçeve oluşturamazsa Likud’un oy kaybetmesi dahi Netanyahu’nun yeniden iktidara dönmesini engellemeyebilir. Ve İsrail kulislerinde Netayahu’nın şimdiden kendisine muhalif siyasiler ve muhalefetteki bazı siyasilere şantaj yapmak üzere özel hatlarına dair istihbarat birimleri üzerinden dosyalar oluşturduğu konuşuluyor. İsrail’de seçimlerin temel matematiği sonuçta beş rakama dayanıyor.

Hükümet kurmanın anahtarı olan 61 sandalye, Likud’un 2022’de kazandığı 32 sandalye, Netanyahu blokunun bazı anketlerde sıkıştığı 49-53 aralığı, kararını henüz vermemiş yaklaşık yüzde 20’lik seçmen kitlesi ve Eisenkot’un partisinin bazı araştırmalarda ulaştığı 23 sandalye. Ancak bu rakamların arkasında çok daha büyük bir siyasi hesaplaşma bulunuyor. İsrail seçmeni 27 Ekim’de yalnızca Netanyahu ile rakipleri arasında tercih yapmayacak.

7 Ekim’in siyasi sorumluluğunu, Gazze işgalinin yönetimini, aşırı sağın hükümet üzerindeki etkisini, yargı sistemine ilişkin düzenlemeleri, Haredilerin askerlik muafiyetlerini ve ülkenin son yıllarda yaşadığı sert toplumsal kutuplaşmayı da aynı sandıkta değerlendirecek. Netanyahu’nun en büyük avantajı hâlâ siyasi dayanıklılığı, güçlü Likud örgütü, sağ seçmen üzerindeki kişisel etkisi ve rakiplerinin parçalı yapısı. Ancak en büyük dezavantajı da artık İsrail’deki hemen her büyük siyasi tartışmanın bir şekilde kendi uzun iktidar dönemine uzanması.

Bu nedenle 27 Ekim seçimleri Netanyahu açısından yalnızca yeniden seçilme mücadelesi değil, aynı zamanda kendi siyasi mirasına ilişkin bir güven oylamasına dönüşüyor. Likud ön seçimleri Netanyahu’nun partisinde hâlâ patron olduğunu gösterdi. Fakat genel seçim Likud kongresinde yapılmayacak.

Netanyahu’nun önündeki en sert gerçek değişmedi: Likud’u kontrol etmek için parti üyeleri yeterli olabilir; İsrail’i yönetmek için ise 61 milletvekili gerekiyor. Ve belki de bu seçimin en ironik tarafı burada yatıyor. Netanyahu yıllardır İsrail siyasetinin bütün krizlerini koalisyon matematiğiyle aşmayı başardı.

Ancak bu kez çözmesi gereken denklem yalnızca rakiplerini bölüp 61’i bulmak değil. İsrail seçmenini, yıllardır yönettiği ülkenin bugün karşı karşıya olduğu sorunların çözümünün yine kendisi olduğuna ikna etmek zorunda. 27 Ekim’de sandık Netanyahu’nun partisinin gücünü ölçerken, asıl sınav onun siyasi döneminin ülkeye ne bıraktığı üzerinden verilecek.

İlgili Haberler