Nazım Hikmet Türkiye'de kalmalı!
İzmir’de 5 Eylül 2026 Cumartesi günü açılan Nâzım Hikmet Sergisi, şairin 125. doğum günü olan 15 Ocak 2027’ye kadar Kültürpark’taki Atlas pavyonda kalacak. Tam adı “ROMANTİKA: Bir ömrün seyrüseferi” olan serginin içerik...
İzmir’de 5 Eylül 2026 Cumartesi günü açılan Nâzım Hikmet Sergisi, şairin 125. doğum günü olan 15 Ocak 2027’ye kadar Kültürpark’taki Atlas pavyonda kalacak. Tam adı “ROMANTİKA: Bir ömrün seyrüseferi” olan serginin içerik zenginliği bakımından bir benzerinin daha önce yapılmadığını konunun uzmanları dile getirdiler.
Serginin künyesi şöyle sıralanıyor: Yapım Yönetim Folkart, Ev sahipliği İzmir Büyükşehir Belediyesi, Direktör Ünal Ersözlü, Küratör Melih Güneş, Tasarım Ömer Durmaz, Danışman Volkan Severcan… İzmir’deki Nâzım Hikmet projesinin bir sergiden çok şairin hayatına dair çok kapsamlı bir müze niteliğine sahip olduğu görülebilir. Serginin protokol açılışı 3 Eylül Çarşamba akşamı yapıldı. Gecenin en dikkat çekici yanı komünist şair Nâzım Hikmet adını taşıyan bir sanatsal etkinliğe sağ partilerin “ilgisi” idi.
Katılmakla kalmayıp Nâzım Hikmet için konuşma yapmak istemeleriydi. İlk konuşmayı ev sahibi ve serginin “fikir babası” Folkart Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ünal Ersözlü yaptı. Bu projede emeği olanları tek sayarak onlara teşekkür etti, Nâzım Hikmet saygısının boyutlarını anlattı.
Ardından Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, AKP Genel Sekreteri E. Kadir İnan, AKP İl Başkanı Bilal Saygılı, Zafer Partisi İl Başkanı Sinan Bezircioğlu kısa konuşmalar yaparak eskiden Nâzım Hikmet’e “mesafeli” olduklarını, onun gerçek değerini bilemediklerini söylediler. Daha sonra Zeynep Oral, Özcan Arca, Ali Galip Savaşır gibi Nâzım Hikmet VakıflarınıBaşkan ve yönetim kurulu üyeleri ile YENİ Parti İl Başkanı Çağatay Güç de konuştu.
Sağ parti temsilcilerinin konuşmaları “olumlu” bulan ileri yaşlı bir yazar abimiz “Çok önemli bir tekâmül bu” dedi: -Bunların abileri, babaları eskiden Nâzım Hikmet adını duyunca kırmızı görmüş boğa gibi olurlardı! ∗∗∗ Açılışta konuşması gereken en önemli kişi serginin fiilî mimarı (kendisi de yüksek mimar) olan Küratör Melih Güneş’e konuşma sırası gelemedi! O yüzden Melih Güneş’in konuşmasını özetleyerek buraya alıyorum: “Nâzım Hikmet, 1962 yılının yaz sonunda, uzun süredir üzerinde çalıştığı ve otobiyografik nitelikler taşıyan romanını tamamladığında, dosyanın kapağında “Romantika” yazıyordu.
Sonradan bu adı değiştirdi ve İzmir’de başlayan roman, Türkiye’de “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” adıyla yayımlandı. İzmir’de gerçekleştirdiğimiz bu büyük projeye de Romantika adını verdik. Paşa dedesinin konağından İstanbul’un işgal yıllarına, on dokuz yaşında yalınayak çıktığı Anadolu yolculuğundan Moskova günlerine, hapishanelerden sürgüne ve memleket hasretine kadar hayatının pek çok uğrağı bu romanda yeniden karşımıza çıkar.
Kuvâ-yı Milliye destanının son dizeleri de İzmir’de geçer. Bu nedenle serginin İzmir’de açılmasını yalnızca bir tevafuk değil; edebî ve tarihî anlam taşıyan bir buluşma, hatta vicdani bir gönül borcu olarak görüyorum. “Romantika” sözcüğü de bu yüzden önemli.
Bu sergiyi hazırlarken amacım Nâzım Hikmet’in hayatını yeniden anlatmak değildi. Yaklaşık yirmi yıldır süren araştırmalarım boyunca peşine düştüğüm belgeleri, eşyaları ve eserleri, yıllar içinde kurduğum dostluklarla bir araya getirmeye çalıştım. Bu sergide Türkiye’nin farklı koleksiyonlarından, Mehmet Hikmet’in Fransa’daki evinden ve Nâzım Hikmet’in Moskova’daki evinden gelen kişisel eşyalar, elyazmaları, mektuplar, fotoğraflar ve belgeler ilk kez bu kapsamda bir araya geliyor.
Bu noktada özellikle Moskova’daki evden gelen malzemelerin Türkiye’ye ulaşmasındaki güveni ve desteği için, Vera Tulyakova’nın kızı, Nâzım Hikmet’in de Anuşka’sı Anna Stepanova’ya teşekkür etmek istiyorum. Nâzım Hikmet’in yaşamını ve kültür mirasını bütünüyle anlatan kalıcı bir müzemiz hâlâ yok. Oysa Moskova’dan getirdiğimiz pek çok belge ve eşyanın ait olması gereken topraklarda, Türkiye’de ömrünü sürdürmesi gerektiğine inanıyorum.
Bu projenin, bir gün kurulmasını umduğum Nâzım Hikmet Müzesi için de bir başlangıç ve çağrı olmasını diliyorum. Süreç benim için, Nâzım’ın deyimiyle, “güneşin sofrasında” dostlarla söylenen türküler gibi ferah ve demokrat geçti. On beş salona yayılan serginin omurgasını kronoloji oluşturuyor.
Ama bu klasik bir biyografi değil. Türkiye yaşamından Moskova’daki son yıllarına uzanan bir hayatı, belgeler, eşyalar ve hatıralar üzerinden yeniden düşünmeye çalıştık. Romantika / Bir Ömrün Seyrüseferi, ölümle tamamlanmış bir hayatı değil, yaşamaya hâlâ devam eden bir ömrü anlatıyor; ölümden korktuğu hâlde ölüme inanmayan bir ömrü.
Nâzım Hikmet’in ömrü bugün de sürüyor.” ∗∗∗ Melih Güneş Vera Tulyakova’nın arşivini emanet ettiği “manevi” oğludur. Sergideki tüm objeler, orijinal belgeler, tablolar, fotoğraflar, mektuplar, resmi yazışmaların tamamını bir arada gören, bilen tek kişi idi. Bu müthiş bir ayrıcalıktı.
Şimdi İzmir’deki sergiyi gezenler Nâzım Hikmet’e ait her şeyi görebiliyorlar. Melih Güneş’in Nâzım peşindeki yolculuğu bitmedi. Bu çalışmanın bir “Nâzım Müzesi” halinde ait olduğu topraklarda yaşayabilmesi onun en büyük hedefi: -Nâzım Hikmet Türkiye’de kalmalı!



