Monogami…
Ekonomi

Monogami…

İki insanın birbirine “Seni seçtim” demesiyle başlar. Sonra hayat araya girer, zaman geçer, büyü azalır, kusurlar görünür olur. O ilk cümle yavaş yavaş başka bir anlama bürünür: “Başka ihtimallerim de vardı. Yine de...

3 okuma

İki insanın birbirine “Seni seçtim” demesiyle başlar. Sonra hayat araya girer, zaman geçer, büyü azalır, kusurlar görünür olur. O ilk cümle yavaş yavaş başka bir anlama bürünür: “Başka ihtimallerim de vardı.

Yine de seni seçmeye devam ediyorum.” Belki de monogaminin asıl sınavı tam olarak budur. Modern insanın önünde hiç olmadığı kadar çok seçenek var. Eskiden birkaç kapıdan birini seçerdik şimdi parmağımızı ekranda biraz kaydırmamız yetiyor.

Yeni bir yüz, başka bir hikaye, henüz yıpranmamış bir heyecan… Her şey ulaşılabilir görünüyor. Fakat seçenekler arttıkça kararlarımız berraklaşmıyor aksine, seçtiğimiz şeyden kuşku duymaya başlıyoruz. Çünkü insan birini seçtiği anda, seçmediği bütün ihtimallerin ağırlığını da omuzlarına alıyor.

Bir kişiyi seçmenin bedeli, diğer ihtimallerden vazgeçmektir. Bu yüzden monogami “başkasını hiç görmemek” değildir. Başkalarını görebildiğin, başka ihtimalleri fark edebildiğin halde yönünü aynı kişiye çevirebilmektir.

Sadakat, alternatiflerin yokluğunda gösterilen çaresiz bir bağlılık değildir. Alternatiflerin varlığına rağmen verilen bilinçli bir karardır. Fakat çağımızın insanı yalnızca ilişkilere değil, ihtimallere de bağımlı.

Bir ilişki biraz yorulduğunda hemen “Bitti” diyoruz. Bir tartışma çıktığında “Demek ki uyumlu değiliz.” Heyecan azaldığında ise “Artık eskisi gibi hissetmiyorum.” Sanki aşk, kutusundan kusursuz çıkan ve ömür boyu arıza yapmadan çalışması gereken bir cihaz… Oysa sevgi her zaman heyecan değildir. Bazen ısrardır.

Bazen sabır, emek ve tahammüldür. Bazen de kırıldığın halde konuşmaya, yorulduğun halde anlamaya, uzaklaştığın halde yeniden yaklaşmaya çalışmaktır. Sevgi, bazı günler bir duygu olmaktan çıkar ve bir iradeye dönüşür.

Monogami de tam burada romantizmin sınırından geçerek ahlakın alanına girer. Bir insanı sevmek kolay olabilir. Fakat aynı insanı yıllar sonra kusurlarını öğrendikten, büyüsüne alıştıktan, yaralarını gördükten ve kendi kusurlarını onun yüzünde fark ettikten sonra yeniden seçebilmek zordur.

Daha sonra ise yalnızca o insanı değil onunla kurduğu hayatı, paylaştığı geçmişi, aynı sofraya oturmayı, aynı yorgunluğun içinde birbirine yer açmayı seçer. Belki de monogami, tek bir kişiye mahkum olmak değil; insanın kendi dağınıklığından vazgeçmesidir. Çünkü insanın içinde başka hayatların ihtimali hiçbir zaman tamamen susmaz.

Başka bir şehir, başka bir beden, başka bir ev, başka bir hikaye… Bazen zihnimizin uzak bir köşesinden geçip giderler. Mesele bunların hiç akla gelmemesi değildir. Mesele, akla gelen her ihtimali kutsamamaktır.

Her arzuyu emir, her merakı izin, her heyecanı aşk sanmamaktır. İnsanın iradesi tam da burada devreye girer. Karakteri de çoğu zaman kimse bakmazken, önünde başka yollar varken ve verdiği sözden dönmek mümkünken belli olur.

Sadakat, gözün hiçbir zaman kaymaması değil, insanın kalbinin nereye döneceğini bilmesidir. Bundan emin değilim. Çünkü insan yalnızca dürtülerinden ibaret değildir.

İnsan, arzuladığı her şeyin peşinden gitmemeyi seçebilen; kendine sınır koyabilen ve söz verebilen bir varlıktır. Belki de monogaminin bütün meselesi şudur: “İstediğim her şeyi yapabilirim,” özgürlüğünden çıkıp, “Verdiğim sözün arkasında durabilirim,” özgürlüğüne ulaşmak. Sonra hayat değişirken, sen değişirken, o değişirken; aynı kişiyi her gün yeniden seçmek.

Monogami, aşkın yalnızca romantik tarafı değildir. İnsanın kendi sözüyle ve karakteriyle verdiği uzun bir sınavdır.

İlgili Haberler