Karapınar Gündem
Son Dakika
Ekonomi

Meğer Memleket Tiyatrocuymuş

Karapınar Gündem 1 okuma
Meğer Memleket Tiyatrocuymuş

 Facebook’u açıyorsun kasap karşında, Instagram’a giriyorsun manav yayın açmış, X’e bakıyorsun avukatından doktoruna, psikoloğundan cerrahına kadar herkes bir şey anlatıyor. Köylüsünden şehirlisine, çobanından ev...

 Facebook’u açıyorsun kasap karşında, Instagram’a giriyorsun manav yayın açmış, X’e bakıyorsun avukatından doktoruna, psikoloğundan cerrahına kadar herkes bir şey anlatıyor. Köylüsünden şehirlisine, çobanından ev hanımına kadar herkesin elinde telefon, herkesin karşısında kamera. Meğer memleket tiyatrocu kaynıyormuş da bizim haberimiz yokmuş.

Ben bu devrin hâline bir isim koyuyorum: “Şartların herkesi meşhur olmaya zorladığı bir çağ.” Bence bugünü bundan daha güzel anlatan bir cümle de yok. Eskiden insan yaptığı işi güzel yapmanın peşindeydi. Kasap kasaplığıyla, usta ustalığıyla, öğretmen öğretmenliğiyle anılırdı.

Şimdi işi iyi yapmak yetmiyor; yaptığını göstermek gerekiyor. Hatta bazen işi yapmaktan çok, yaptığını göstermek önemli hâle geldi. Bir yemek yapılacak; kamera açılıyor.

Bir ameliyat yapılacak; paylaşım geliyor. Bir tarlaya gidilecek; video çekiliyor. Bir hayır yapılacak; fotoğrafı çekilmezse neredeyse yapılmamış sayılıyor.

Şöhret artık istisna değil, beklenti oldu. Herkes kendi küçük sahnesini kuruyor, kendi seyircisini topluyor. Beğeni gelirse mutlu, yorum gelmezse morali bozuk...

İnsanlar alkışlanmadıkları zaman sanki eksik yaşamış gibi hissediyor. Guy Debord, yıllar evvel “Gösteri Toplumu” kitabında kapitalizmin kendi yapay dünyasını kurduğundan ve insanın giderek bu gösterinin bir parçasına dönüştüğünden söz ediyordu. Bugün adam yaşasa herhâlde kitabın ikinci cildini sosyal medyaya ayırırdı.

Çünkü artık yalnızca malımızı değil, hayatımızı da pazarlıyoruz. Yediğimizi, içtiğimizi, gezdiğimizi, ağladığımızı, sevindiğimizi, ibadetimizi, yardımımızı, çocuğumuzu, cenazemizi... Neredeyse mahrem diye bir şey bırakmadık.

Bir zamanlar insanın kendi içinde yaşadığı ne varsa şimdi vitrinde. En garibi de insanın gerçek hâliyle değil, başkalarının görmek istediği hâliyle görünmeye çalışması. Ailede huzur yok ama fotoğrafta maşallah herkes birbirine âşık.

Gerçek hayat başka, gösterilen hayat başka... Sonra da niye kimse kimseye güvenmiyor diye düşünüyoruz. Çünkü herkes oyuncu, herkes yönetmen, herkes kendi hayatının reklamcısı olmuş.

Elbette sosyal medya kötü değildir. İnsan işini anlatır, emeğini gösterir, bilgisini paylaşır; buna kimsenin sözü olmaz. Görünmek, bilinmek, konuşulmak, alkışlanmak...

İnsan, yaptığı iyiliğin bile bilinmesini ister hâle geldiyse orada biraz durup düşünmek gerekiyor. Belki de bu çağın en büyük imtihanlarından biri budur: Kimse bakmazken de aynı insan kalabilmek. Alkış yokken de işini düzgün yapmak.

Kimse görmezken de iyilik yapabilmek. Çünkü insanı değerli yapan kaç kişinin onu takip ettiği değil, kimsenin görmediği yerde nasıl bir insan olduğudur. Bizi herkesin kendini göstermek zorunda hissettiği bu çağın esaretinden Allah muhafaza etsin.

Ve o şartların kölesi olmaktan, yine o şartların Hâlık’ına sığınırım.

İlgili Haberler