21 October 2026, Wednesday
Masumlar Apartmanı
Ekonomi

Masumlar Apartmanı

Bazı evlerin kapıları dışarıya açılır. Bazılarının kapılarıysa insanın geçmişine. Ve bazen bir insanın bütün hayatı, çocukluğunda kilitli kalmış tek bir odanın anahtarını aramakla geçer. Bir apartman düşünün....

Bazı evlerin kapıları dışarıya açılır. Bazılarının kapılarıysa insanın geçmişine. Ve bazen bir insanın bütün hayatı, çocukluğunda kilitli kalmış tek bir odanın anahtarını aramakla geçer.

Bir apartman düşünün. Pencerelerinde perdeler, kapısında bir zil, içinde gündelik hayatın telaşı… Dışarıdan bakıldığında herhangi bir evden farkı yoktur. Fakat içeride zaman başka türlü işler.

Yıllar geçer, çocuklar büyür, sofradaki insanlar eksilir; yine de söylenmiş bazı sözler aynı yerde durur. Bir annenin öfkesi koridorda yankılanır. Bir çocuğun korkusu, yetişkin bir insanın elini kapının kolundan geri çeker.

Masumlar Apartmanı’nı izlerken en çok bunu düşünüyorum: Aynı evde yaşamak, aynı zamana ait olmak anlamına gelmiyor. İnsan bedeniyle bugünde dururken bütün kararlarını geçmişteki bir odadan verebiliyor. Safiye’nin dünyasında bu geçmişin sesi hiç susmaz.

Bir eşyanın eve girişi, birinin dışarı çıkması, alışılmış düzenin bozulması, başkaları için küçük sayılabilecek şeylerken onun için bütün günü kuşatan bir korkuya dönüşür. Temizlik, gündelik hayatı kolaylaştıracağı yerde hayatın önüne geçer. Ev temizlendikçe içinde yaşanabilecek alan daralır.

Safiye’yi yalnızca baskıcı bir abla olarak görmek kolaydır. Kardeşlerinin hayatına karışır, onların isteklerini kendi korkularının sınırları içinde tutmaya çalışır. Üstelik bunun onlara ne yaptığını her zaman göremez.

Fakat annesinin sesiyle kendi sesi arasındaki mesafe de giderek kapanmıştır. Bir zamanlar kendisini küçülten sözler, şimdi onun ağzından başkalarına ulaşır. Buradaki acı, insanın kendisine yapılanı hatırlarken başkasına yaptığını fark edememesidir.

Safiye’nin kardeşlerini koruma isteğiyle onları kaybetme korkusu birbirine karışır. Onların dışarıda kurabilecekleri hayat, evde kalan kişi için bir eksilme ihtimali taşır. Bu yüzden birinin mutluluğu bile huzursuzluk yaratabilir.

Gidenin ardından kapanacak kapıda, yıllar önceki yalnızlığın sesi duyulur. Yine de Safiye’nin içinde yalnızca korku yoktur. Naci’yle ilişkisi, onun özleyen, bekleyen, sevilmek isteyen tarafını görünür kılar.

Kuralların arkasında yıllardır ertelenmiş bir hayat vardır. Bu tarafını gördüğümüzde davranışlarının başkalarına verdiği sıkıntı ortadan kalkmaz; fakat karşımızdaki insanı bütün çelişkileriyle görmeye başlarız. Gülben ise aynı evde kendisine daha sessiz bir yer bulmuştur.

Çoğu zaman önce Safiye’nin yüzüne bakar; kendi isteğini söylemeden önce karşılaşacağı tepkiyi tartar. Bir şeyi istemek bile açıklama gerektirir sanki. Sevincini rahatça yaşayamayan, mutluluğuna hemen bir endişe ekleyen halinde, uzun süre başkalarının izniyle yaşamış birinin çekingenliği vardır.

Gülben’in hikayesi, insanın kendi hayatında misafir gibi yaşamasının hikayesidir. Fakat bu misafirlik sonsuza kadar sürmez. Esat’la kurduğu ilişki, onun için sevilme ihtimalinin yanında kendi kararlarını verme ihtimalini de taşır.

Evin dışında bir hayat istemek, evdekilere sırt çevirmekle aynı şey midir? Birine bağlı kalırken ondan ayrı bir insan olunabilir mi? Gülben bu soruların içinden, bazen geri çekilerek bazen beklenmedik bir kararlılıkla geçer.

Onun değişimini inandırıcı kılan da budur. Cesaret her zaman korkunun kaybolmasıyla gelmez. Bazen insan korktuğu hâlde isteğini söyler.

Sesinin titremesi, söylediği sözün değerini azaltmaz. Han’ın sıkışmışlığı başka türlü görünür. İşe gider, dış dünyayla ilişki kurar, ailenin sorumluluklarını üstlenir.

Kardeşlerinin hayatını sınırlayan duvarların dışına çıkabildiği için daha özgür olduğunu düşünebiliriz. Oysa evin yükünü yanında taşır. Ailesinin kendisine duyduğu ihtiyaç, ona hem bir sorumluluk hem de vazgeçilmez olduğu bir yer verir.

Bu yerden ayrılmak kolay değildir. Kendi hayatını kurmak istediğinde geride bıraktıklarıyla, evde kaldığında erteledikleriyle karşılaşır. İnci’yle ilişkisi, Han’ın bu çatışmasını görünür kılarken onun denetleme ihtiyacını da açığa çıkarır.

Sakladıkları, kuşkuları, İnci’yi takip edişi, yakınlık kurma arzusunun nasıl incitici davranışlarla yan yana gelebildiğini gösterir. Onu yalnızca ailesi için kendinden vazgeçmiş biri olarak okumak, İnci’nin bu ilişkinin içinde yaşadıklarını eksik bırakır. Han’ın geçmişini öğrendikçe onu anlamaya yaklaşırız.

Fakat anlamak, davranışlarının sonuçlarını görmemize engel olmamalıdır. Birinin kaybetmekten korkması, karşısındaki insanın hayatını denetlemesini haklı kılmaz. Sevilen kişinin de kendisine ait bir alanı, sözü ve kararları vardır.

İnci bu yüzden hikayede yalnızca kapalı bir eve dışarıdan gelen kişi değildir. Han’la birlikte bir gelecek kurmak isterken kendisine ne kadar yer kaldığını da anlamaya çalışır. Onun karşısında yalnızca sevdiği adamın geçmişi yoktur; bugün içinde bulunduğu ilişkinin güçlükleri de vardır.

İnci üzerinden düşündüğüm soru şu: Birinin acısını anlayınca ona daha ne kadar katlanmamız gerektiğine kim karar verir? İnsan sevdiği kişinin kırılganlığını gördüğünde kendi incinmişliğini erteleyebilir. Söyleyeceği sözü yutar, itirazını başka bir güne bırakır.

Karşısındakinin zaten yeterince acı çektiğini düşünür. Zamanla ilişkide birinin geçmişi bütün konuşmaları doldururken diğerinin bugünü sessizleşebilir. İnci’nin yaşadıkları, sevginin içinde insanın kendisine de yer açabilmesi gerektiğini düşündürür .

Birlikte yaşanacak hayatın kurulabilmesi için iki kişinin de orada bulunması gerekir. Bu karakterleri yan yana getiren şey, geçmişlerinin ağırlığı kadar birbirlerinin hayatında bıraktıkları izlerdir. Safiye’nin korkusu Gülben’in kararına karışır.

Han’ın kaybetme endişesi İnci’nin hareket alanını daraltır. Birinin kendisini güvende tutmak için yaptığı şey, diğerinin nefes almasını zorlaştırabilir. Böylece ev, herkesi bir arada tutarken herkesin yalnızlığını da büyütür.

Dizinin adı bu noktada yeniden düşündürür: Masumiyet nerede başlar, nerede biter? Çocukken kendisini koruyamamış bir insanın yetişkinliğini anlamaya çalışırken, onun çevresindekilerin de korunmaya ihtiyacı olduğunu unutmamak gerekir. Bir insan farklı zamanlarda hem incinen hem inciten kişi olabilir.

Bunu kabul etmek, kendimiz hakkında kurduğumuz hikayeyi zorlaştırır. Çünkü bize yapılanları anlatmak kadar bizim yaptıklarımıza bakmak da gerekir. Metnin başındaki o odaya belki tam burada geri dönüyoruz.

Kapıyı açmak, içeride ne yaşandığını hatırlamayı gerektirir; fakat oradan çıkabilmek için bugün kimin kapısının önünde durduğumuzu da görmemiz gerekir. Bu yüzden dizideki küçük değişimler bana büyük sözlerden daha anlamlı geliyor. Gülben’in kendi isteğini dile getirmesi, Safiye’nin alıştığı düzenin dışında bir yakınlığa yer açması, bir başkasından yardım kabul edebilmek… Bunların her biri, yıllardır aynı biçimde yaşanan bir günün başka türlü geçebileceğini gösterir.

Değişimin yanında korku da kalabilir. İnsan bir adım attıktan sonra geri çekilebilir, öğrendiğini sandığı şeyi yeniden öğrenmek zorunda kalabilir. Yine de daha önce söyleyemediği bir cümleyi söylemiş olması hayatında bir yer açar.

O yer küçüktür belki; ama artık bütünüyle başkasına ait değildir. Masumlar Apartmanı’nın pencerelerine bakarken içeride yalnızca yaralarıyla yaşayan insanlar görmüyorum. Kimi zaman birbirine engel olan, kimi zaman birbirinin elinden tutan; sevmeyi bildiği yerden deneyip yanılan insanlar görüyorum.

Geçmişleri her konuşmaya katılıyor, fakat söylenecek son sözün mutlaka ona ait olması gerekmiyor. Belki insanın kendisine ait bir hayat kurması da böyle başlar: Bir gün kapının önünde durur. İçeriden yıllardır duyduğu ses gelir.

Korkusu hemen geçmez. Eli yine de kapının kolunda kalır.

İlgili Haberler