26 September 2026, Saturday
Kol Kırılınca, Yeni içinde kalsa Keşke!
Gündem

Kol Kırılınca, Yeni içinde kalsa Keşke!

30 Ağustos günü akşama doğru İstanbul’dan bir arkadaşım aradı. Kendisi Gazetecilik ve Halkla ilişkiler bölümünden hocam olur. Son zamanlarda Karaman’da daha çok yaşadığımı bildiği için değil, benim şu aralar her taşın...

30 Ağustos günü akşama doğru İstanbul’dan bir arkadaşım aradı. Kendisi Gazetecilik ve Halkla ilişkiler bölümünden hocam olur. Son zamanlarda Karaman’da daha çok yaşadığımı bildiği için değil, benim şu aralar her taşın altından çıktığımı bildiği, çok gezdiğimi düşündüğü için o gün bayram kutlamasında da protokolde olduğumu düşünerek aramış.

“Karaman’da ne olmuş öyle? Konu nedir?” diye sordu. Bilmiyordum.

Evdeydim. Evim, televizyonum, kendi kendime hayaller kurduğum, kutladığım, bayramımı geçiriyordum... Telefonu kapattıktan sonra merak edip internete baktım.

30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Karaman’da bir protokol değil iki kriz yaşanmış. Konulara baktım: İlk hissettiğim şey şaşkınlıktı. İkincisi ise üzüntü.

Çünkü benim için normalde haber değeri bile taşımayan bir konu ne kadar çabuk İstanbul’a kadar ulaşmıştı? Ertesi gün ve dün de nereye gitsem aynı konu konuşuluyordu. Demek ki mesele yalnızca bir protokol meselesi olarak kalmamış, şehrin gündemine girmiş bile.

Benim takıldığım yer işte tam burası. Aklıma hemen bir atasözü geliyor; "Kol kırılır, yen içinde kalır." Kol kırılabilir, herkes ince fikirli olmayabilir, öfke kontrolü konusunda eğitim almamış olabilir. Ama… Karaman’ın İstanbul’da konuşulması elbette güzel bir şey.

Hatta buna, ülke çapında konuşulmasına gerçekten ihtiyacımız var. 30 Ağustos gibi hepimizin ortak değeri olan bir günün ardından zaferi, Cumhuriyet’i, Atatürk’ü, bağımsızlığı konuşmak yerine protokolde yaşananları konuşuyoruz. Bir şehrin dışarıdaki görüntüsü biraz da içeride yaşananlarla ilgilidir.

İçeride bunlar yaşanıyor ki şehir dışarı böyle taşıyor. Hepimizin siyasi düşüncesi olabilir. Makamlarımız olabilir.

Kırgınlıklarımız, kızgınlıklarımız olabilir. Protokol de sadece oturma düzeni değildir. Bir makamın sahibi olmak, o makamın kişisel alanınız olduğu anlamına gelmez.

Bugün siz o koltuktasınızdır, yarın bir başkası. Koltuklar kalıcı değil ama şehir kalıcı. Bu nedenle “kim ne yaptı, kim ne dedi” tartışmasından çok daha önemli bir şey var: Biz kendi aramızdaki meseleleri böylesine büyütürken, şehrin gerçek meselelerin geride kaldığının farkında mıyız?

Kadınların görülmeyi bekleyen emeği var. Esnafın çözümlenememiş birçok sıkıntısı var. Sıkıntılı tarım dünyası ve çiftçilerimiz var.

Henüz doğru tanınmamış, korunmamış değeri bilinmeyen turizm hazinelerimiz var. Taa Selçuklu’dan kalma mimari sanatı, modern sanatı var, bu konuda öğretmenleri var, hevesli öğrencileri var... Bir türlü hak ettiği yere gelemeyen koskoca tarihi ve doğa güzellikleriyle kadim bir şehrimiz var arkadaşlar.

Ama gübunları değil, protokol krizini vb. şeyleri konuşuyoruz. “Kol kırılır, yen içinde kalır” sözü belki de bugün yeniden hatırlanmalı.

Bu görev hepimizi olmalı. Başta gazetecilerin! Bu söz, yapılan yanlışı görmezden gelmek değildir.

Kendi içindeki meseleyi dışarıya taşımadan çözebilme olgunluğudur. Siyaset yapılır. Eleştiri yapılır.

Fikir ayrılığı olur. Ama bunların hepsinin üzerinde bir ortak payda olmalı ve var: O da Karaman. Ben İstanbul’dan gelen o telefon yüzünden bunları düşündüm.

Çünkü insan bazen kendi şehrini dışarıdan duyunca daha farklı görüyor. Ve keşke o gün İstanbul’dan bana gelen telefonun konusu Karaman’ın bir başarısı olsaydı. Örneğin; Ulusal bir sanat etkinliğinin başarısını kutlamak, Bir turizm projesinin memnuniyetle gerçekleşmesinin teşekkürü.

Bir gençlik projesinin kabul görmesi ve uygulama tarihinin belirlenmesi. Bir üretim hikâyesinin muhteşemliği de olabilir. Bu da yakışır Karaman’ımıza.

Birlikte yapılmış güzel bir işbirliği ki, bu çok önemli bir haber olabilir. 30 Ağustos’un ardından konuşulması gereken de bunlardı. Çok şey mi bekliyorum?

Konuyu derinlemesine incelemedim. Şimdi kimseyi suçlamak gibi bir derdim yok. Ama herkesin kendi payına düşen bir düşünme payı olduğunu düşünüyorum.

O yüzden bir gün kol kırılırsa yeni de içinde kalsa! Ama yenin içinde saklanan şey bir süre sonra kokmaya başlarsa, artık onu da görmezden gelmenin anlamı kalmaz. Onun da yolu doğru iletişim kurmaktır.

Çok hızlı insan öğüten değirmen olmayalım lütfen. Bence şimdi yapılması gereken, bu tarz meseleleri daha fazla büyütmek değil. Birbirimizin yüzüne bakıp, bu şehri yeniden konuşmaya başlamak.

Şehrimizin çok iyi bir halkla ilişkiler ve reklam stratejisine ihtiyacı var. Sadece konuşmakta da kalmayacak, hep birlikte uygulayacağız. Benim kollarım sıvalı, ellerim belimde…

İlgili Haberler