Gelecek günler hakkında bildiğimiz yüzde yüz gerçek, bizim bir gün bu dünyadan ister istemez gönüllü ya da gönülsüz ayrılacağımız gerçeğidir. Çocuk ve genç yaşlarda Rabbimiz emanetini almamışsa ihtiyarlığa doğru evrilmemizdir. Dünyadaki ihtimaller üzerine yoğun mesailer harcayan bizler yüzde yüz ölüm gerçeğini çoğu zaman aklımıza bile getirmeyiz, Yarın sen de benim gibi olacaksın, diyen kabir ehlinin hatırlatmalarına kulağını tıkayan bizler, yaşlanmamanın bin bir çaresi üzerinde kafa yormakta, ölümün adını bile anmak istemiyoruz.
Soğuk geliyor ölüm bize. Ölümü nedense kendimize hiç yakıştıramıyoruz. Hazırlıksız olduğumuz için mi, lezzetleri yok ettiği için mi, yatırımı bu dünyaya yaptığımız için mi bilinmez ama bir türlü sevemedik ölümü, bir türlü alışamadık ölüme, bir türlü barışamadık ölümle.
Farsça kökenli bir kelime olan köhnemek “eski, eskimiş, yıpranmış, yaşlanmış” anlamlarına gelir. Yahya Kemal Beyatlı vefat ettiğinde hastanedeki yastığının altında eski harflerle yazılmış buruşuk bir kâğıt bulunmuştur. Bu kâğıtta şairin son mısraları/beyti yer almaktadır: Ölmek kaderde var yaşayıp köhnemek hazîn Bir çare yok mudur buna Ya Rabbe’l-âlemîn Yahya Kemal Beyatlı ölümü kabulleniyor ama yaşlılığı sorguluyor.
Alemlerin ilahı olan Allah’ım “yaşlanmamaya bir çare yok mu” diyerek yaşlılığın adeta zor zamanlarını köhnemenin acıklı, hüzünlü, üzüntülü yönünü sorguluyor. Hele hele bir de çoluk çocuğun yakın akraban yoksa. Huzur evlerine terk edilmiş, yalnız ve kimsesiz, işe yaramaz gözden düşmüş, bir meta olarak görüyorsan.
Çoluk çocuğun var ama seninle ilgilenmiyor; sevgi, saygı, fedakarlıkta cimrilerse. Hanımın senden çok önceleri vefat etmişse. Şu ana kadar ev, araba, arsa için gelenler seni bırakıp gitmişse.
Maddi bakımdan durumun iyi değilse mirasçılara hiçbir şey bırakamıyorsan. Emekli maaşın kiraya gidiyor başka bir gelirin de yoksa. Din, iman, tevekkül senin hayatında şu ana kadar hiç olmamışsa.
Sadece kendin için yaşamış ve çevrene, insanlığa bir katkın olmamışsa. Hastalıklar vücudunu mesken edinmişse hastaneler ikinci evin olmuşsa. Hz.
Mevlana gibi “ölüm gecesi düğün gecesidir” diyebilecek gür bir imanın, sonsuzluğun sahibine yakışır sevgi dolu, temiz bir kalbin, anlamlı geçen bir ömrün yoksa. Yaşlanmayı, yaşlıları anmak olur da Cahit Sıtkı Tarancı’yı anmamak, hatırlamak olmaz. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?Ya gözler altındaki mor halkalar?Neden böyle düşman görünürsünüz;Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Hangi resmime baksam ben değilim Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan. Bunu en iyi yaşlılar anlar, bu açık ve net.
Önceki senelerde çekilmiş fotoğraflarını karşılaştıranlar anlar. Ama geliyor, yaklaşıyor gelmekte olan. Herkese yakın ama 60 yaş üzerine daha yakın.