Karaman’ın Tefçileri
Ekonomi

Karaman’ın Tefçileri

Eski Karaman düğünlerinin ve kına gecelerinin coşkusunu, geleneksel kültürün en canlı tanıkları olan tefçi kadınların ritimleriyle yeniden canlandıran bu çalışma; unutulmaya yüz tutmuş bir sözlü tarih mirasını gözler...

2 okuma

Eski Karaman düğünlerinin ve kına gecelerinin coşkusunu, geleneksel kültürün en canlı tanıkları olan tefçi kadınların ritimleriyle yeniden canlandıran bu çalışma; unutulmaya yüz tutmuş bir sözlü tarih mirasını gözler önüne sermektedir. Aliye Aba, Düriye Yuvalıçay, Anış Aba, Kel Ayşe, Mürüvvet ve köy tefçilerinin tanıklıkları üzerinden şekillenen metin, ses cihazlarının henüz bulunmadığı dönemlerde el yapımı teflerin zilleri, kaşık sesleri ve maniler eşliğinde sürdürülen geleneksel düğün ritüellerini aktarıyor. Oğlan başı, kız başı, gelin hamamı ve bey donatma gibi unutulmuş törenleri canlı anlatımlarla kayda geçiren bu derleme, Karaman ve çevresindeki sosyal yaşamın, eğlence kültürünün ve kadın dayanışmasının yakın geçmişteki en özgün resmini sunuyor.

Tefçi Aliye Güley Fotoğraf 1954 Kazımkarabekir de bir düğünden, Rıfat Özalp video kaset, Murat Ay arşivi Lakabı Tefçi Aliye Aba'dır. Çerkez olduğu söylenmektedir. Dönemindeki Karaman ve çevre köylerindeki düğünlerin en önemli isimlerindendir.

Ayağının birisi aksaktır. Ses cihazı olmadığı için kısılmış sesiyle ve tef ritmiyle türkülerini söyler, düğün evlerinde kadınları oynatır, eğlendirirdi. Karaman, Konya bökgesinde söylenen oyun havalarından oluşan repertuarı eşliğinde pek çok düğünü şenlendirmiş bir tefçimizdir.

" Tefci Düriye tefe parmaklarının içi ile vurur, Tefci Aliye ise parmaklarının ucuyla ve dışı ile vururdu. Resimde de bu özelliği görülüyor. Ayağının birisi aksadığından dolayı topal Aliye de derlerdi ".

Çocukluk dönemlerimden anımsarım; Karaman kına eğlenceleri genellikle evlerin en geniş salonlarında düzenlenir ama evin bütün odaları kullanılırdı. Tefçi hanımlar bu en geniş salonlarda sanatlarını icra eder ve ortada bırakılan boş alanda da oyun havası eşliğinde oynayan misafirler hünerlerini gösterirlerdi. Bu ev düğünlerinde bir kadın ya da delikanlı kız, erkek kılığına girer oyunlar, taklitler yapar, ellerine sürdükleri baca kurumunu şaka yapacakları kişinin yüzüne farkettirmeden sürerdi; tüm kadınlar ve çocuklar da kahkahalarla gülerdi.

" Defçi Aliye Aba, 'Yine Yeşillendi Fındık Dalleri', 'Sille', 'Aslan Mustafam', 'Karamanın Alt Yanı Kuyu Kuyudan Alırlar Suyu', 'Ey Gaziler', 'Zeytinyağlı Yiyemem Basma da Şalvar Giyemem' bir de 'Osman Aga' türküsünü çok söylerdi. Karamanlı türküsünün içinde Karamanın delikanlıları falan diye sayardı; tefi sallaya sallaya çalardı. Ben 15-16 yaşındayken Kasaba'nıdüğünlerine gelirdi.

Aliye Aba o zamanlar 70 yaşının üstündeydi. İhtiyar olduğu için ağır ağır çalardı. Kalkıp otururken koluna girerlerdi, konuşurken çenesi titrerdi.

Kınalarda Efe düzerlerdi. Dürü hediyeleri götürüleceğinde, salı günü oğlan evinden, çarşamba gız evinden kafile hazırlanır, önde davulcu, arkada kafile şeklinde yürüyerek Gasabayı dolaşırdık. Perşembe günü de damadın giyecekleri Galeyit-(Kaleyit) götürülürdü.

Salı günü oğlan evinde, çarşamba günü kız evinde olurdu, perşembe günü de gelin çıkardı. Salı günü oğlan evinden Tohum Gavıdenilen ve kız evinde pişirilecek yemeklerin malzemesi gönderilirdi. Peşembe günü öğlene doğru, yine davul gırnata eşliğinde Güveyi Traşı töreni olur; kız evinden de oğlan evine davul gırnata eşliğinde Galeyit gelirdi.

Öğleden hemen sonra saat 13.00 civarında gelin çıkardı. Cuma günü öğleden sonra Yüz Açımı töreni olur; bu törende de gelin giydirilir, hazırlanır ve yine Şenlik yapılırdı. Kız evi, oğlan evi biribirlerine 3-4 gün gidilir gelinirdi.

Düğünde herkes çitlek çitler, dağ gibi kabuğu yığılırdı. 3-4 gün temizlik yapardık. Şimdi bir salonda bitiriviriyollar düğünü.

Salı günü oğlan evinde yemekler gaynar, çarşamba günü gız evinde gaynar, perşembe gıçıkardı. Bir gün çalgılı, bayanlı bir düğüne Çumra'da okulda okuyan ve bu düğüne, oynaması için 12-13 yaşlarında bir kız çocuğunu getirdiler. Kız oynarken kafasını hiç kaldırmadı.

Ben de daha ufağım. bu kızın cibinde kalemler, tebeşirler var dirlerdi, hiç unutmam. Çok etkilenmiş ve üzülmüştük ".

Yine o dönem düğünlerinde müzik gruplarının, kaşık ekiplerinin, oturak ortamının yanı sıra, gösteriler yapan renkli kişiliklerinin de bu düğünleri şenlendirdiği görülür. " Çok eskiden düğünler Davar Ağılında yapılırdı. Gündüz bahçede, gece de içki için ve bayan oynayacak diye davar ağılında olurdu düğünler.

Kızılkuyulu Sündürme Memiş vardı; ağzına gazyağını doldurup çakmağı çakar, ağzından alev puskürtürdü. Çenesi yok gibiydi Sündürme Memiş`in. İncecik ve çok uzun boyluydu.

O zamanlar üç gün üç gece düğün olurdu ve her düğüne Sündürme Memiş getirilirdi ". " On yaşlarındaydım, Aliye Aba`ya bir kaç düğününde müzik yaparken rastladım. Tefi eline aldı mı: " Hadin bakayım gızlarım bir 'Develi Daylak' dönü virin".

Diyerek çalmaya başlardı. Aliye Aba düğünlere giderken tefini bez torbasında taşırdı ". Halk arasındaki lakabı Tefçi Anış Aba`dır.

Maalesef hakkında çok fazla bilgiye ulaşamadık. 1940 ve 50`li yılların ünlü tefçisidir. " Çocukluğumda Garaman`da defçilerden Anış Aba, defçi Dürüye vardı.

Onların defleri goca gocaydı, zilleri de varıdı deflerinde hemide. Anış Aba, Dürüye`den böyüğüdü yaşı; onlar muazzam paraynan çalallardı". Yine Karaman kına gecelerinde aranan diğer bir isimdir ve halk arasındaki lakabı Tefçi Düriye'dir.

Bütün tefçi sanaçılar gibi onun da konuşma şivesi Karaman yöre ağzıdır. Dönemlerinde hemen hemen, Karaman halkından bu sanatçıları tanımayan çağdaşları yok gibidir. Bu sanatçılar da, başta Karaman'ın kalbur üstü aileleri olmak üzere, pek çok kişiyi tanır, onları aile isimleriyle ve şiveli oyuna davet ederlerdi: -" Hadi bakayım filanın gızı bize bi oynayıvır da gorelim".

- " Hadi bakayım filan ailesinin gelini iki dönüvır da gorelim". Diyerek, nazlanan hanımları oyuna çağırır, hatta zorlarlardı. Tefçi dürüye Hanım da hem yeteneği ve hem de repertuar genişliğiyle ün yapmış, pek çok aile tarafından tercih edilen bir eğlence ustasıydı.

Hatta hangi hanımların hangi türküyü ya da şarkıyı beğendiklerini ezbere bilir ve sırası gelince mutlaka o parçayı söyler ve gönüllere taht kurardı. " Ben çocukken babam Hasan Hüseyin Gilik ve çalgıcı ekibiyle düğünlere giderdik. Biz erkeklerin tarafında düğün ahalisini eğlendirirken Tefç Dürüye Aba da kadınlar tarafında kına gecesini eğlendirirdi".

Tefçi Dürüye, kına eğlencesinin sonlarına gelindiğinde, "Ey Gaziler Yol Göründü "(Üçüncü Selim Han'ın mehter marşı bestesidir). türküsünü söyler, düğün alayı da düğünün bittiğini anlar ve dağılırdı. Bestecisi 3.

Selim Han, İsfahan makamında türküsüne girer, düğün alayı da düğünün biteceğini bu türküden anlardı. Ünü Karaman sınırlarını aşan sanatçının ününü artıran bir etken de, Karaman'da imal edilen dövme dansöz zilleridir. " Oynayan kadınların zillerinin dövme ve dökme gibi kalite kalite farklılıklarda olduğunu o zaman duyduk ve ara ara zillerini değiştirdiklerini gözlemledik.

Bu arada bir hatıra anlatayım: Rahmetli nakliyeci Ali Yılmaz, namı diğer Naciye'nin Ali ağa, 1978-80 yıllarında Mersin-Seydişehir arasında fuelOil çekerken bir ahbabı ile birlikte, Mersin'in sahil kasabalarının birinde düzenlenen düğüne seyirci olur. Ali ustanın Karamanlı olduğunu öğrenen bir başkası, Ali ağaya yalvarır, yakarır "Abi şu dövme zilllerden Karaman'da bulunurmuş, ne olursun bana bir çift getir " der. O da, nerede bulabileceğini bilmediğini, getiremeyeceğini izaha çalışsa da, ısrar ve yalvarışa karşı, 'olur' der.

Birkaç kez es geçer ama siparişçi, bir kaç defa isteyip zorla para da verir. Ali ağa Karaman'da utana sıkıla sorar. Birisi der ki, o zilllerden şimdi bulamazsın, Tefçi Düriye'de belki vardır der ve evini gösterir.

Yine utana sıkıla girip sorarlar. O zaman Tefçi Düriye'nin yaşı 80'den yukarı, hasta ve son zamanlarıdır. Önce yok der.

Hikayeyi dinleyince zorlukla kalkıp, sandığını karıştırıp, birkaç takım zil getirir. Ayrı ayrı hepsini inceleyip, birini verir. İyilerini vermez.

Anlayanlardan birisi: 'Bu yaştan sonra neyine gerek, ver gitsin' deyince de 'Belki lazım olur diye veremedim, hatıralar canlandı, eski günlere gittim' demiş ". " Defçi Dürüye çok eskiden düğünlerde oynarmış, sonra def çalıp türkü söylemeye başlamış. Eskiden düğünlerde bayan getirirlerdi, iki, üç gün oynadırdık.

O zamanlar kuru çalardık, tesisat filan yok yani, bağıra bağı. Bayanlardan Adana`lı vardı, Aladağ`lı Fatma vardı. Bir de eskiden defçi kadınlar vardı, düğünlerde kadınları eğlendirirlerdi.

Defçi Aliye Aba varmış eskiden, ben onu tanımadım. Defçi Dürüye vardı, Ereğliliydi amma Garaman`a çok geliridi. " Kel Ayşa varıdı, düğünlerde def çalarıdı gadınlara, gına yakardı.

Gelinlere mani söylerdi, gelini ağladırdı. Onu öyle tanıyoruz. Garaman düğünlerine, köylere, her yire giderdi.

Ben 10 yaşlarındayken Kel Ayşa 30 belki 40 yaşlarında varıdı. Bizden çok böyüğüdü amma namlıydı. Düğünlere götürüllerdi, def çalarıdı, güzel de söylerdi, gadınlara amma...

Fındık Dalları menşurdu o zaman, onu söylerdi, oyun havaları söyleridi, amma çok namlıydı gadın. Herkeş onu götürürdü düğünlere. Kel Ayşa, Düriye, Aliye Aba aşağı yukarı aynı yıllarda düğünlere gidellerdi, yaşları da birbirine yakınıdı.

Aladağlı Fatma oynardı bi de türkü söylerdi, ekseriyetle. Halk arasındaki lakabı Kırmahalleli Tefçi Mürüvvet'tir. Tefçi Düriye de, Tefçi Aliye de, tef çalıp, türküler söyleyerek, düğüne gelen kadınları oynatmak için tutulurdu.

Düğünlerde oynayıp, dansetmek için ise Tefçi Mürüvvet tercih edilirdi. 1950'li ve 60'lı yılların bazı ekabir düğünlerinde ve oturak alemlerinde dans etmek üzere Mürüvvet hep ön plandadır. Murat Ay ve Keziban Konukçu.

2020 Karaman, Fotoğraf Murat Ay Keziban Konukçu`nun Babası Karacören, annesi ise Eğilmez Köyündendir. Annesi küçük yaşlarda iken Dilbeyen Köyü`ne yerleşir. Keziban Konukçu 1934 yılında Dilbeyen Köyünde doğar.

13, 14 yaşlarında iken, Dilbeyen Köyünde arkadaşlarıyla birlikte düğünlerde tef çalıp türküler söylemektedir. 15`ini doldurup 16 yaşına girdiğinde evlenir ve Burunoba Köyü'ne gelin gider. Türkmen düğünlerilerinde çalgılar çalınır, silahlar atılırken, Keziban teyzenin düğünü basit bir kına gecesiyle gerçekleşir.

Çocukluk ve ilk gençlik çağlarında köylerine, düğünlerde dışarıdan tefçi getirilmez; üstelik köyün gençleriyle kızları çalar, söylerler. Köyün gençleri, köyün kendi düğünlerini, imece usulüyle çalıp söyleyerek kendileri yaparlar. Keziban Konukçu, Burunoba Köyü`ne yerleştikten sonra da o köyün düğünlerinde, istek üzerine tef çalar ve türküler söyleyerek, düğünleri şenlendirir.

Kimi düğünlerde para verilir, kimilerine hatır için gider. Köylerinin yakınlarındaki Çoğlu Köyü`ne bile tef çalmaya gider. O dönem Çoğlu`daki düğünlerde, tefçilerden Ummani ve Kör Fadime de çalmaktadır.

" Çocukluğumda Dilbeyen`de defci Halime varıdı, defci Hatice varıdı, Fahriye varıdı, Ayşanim varıdı, Naciye varıdı, hepisi öldüler guzum. O zamanlar hepimiz çalarıdık, ben de çalardım, düğünde oturur çalardık. İki kişinin elinde def olurudu, onlar defleri çalarıdı, türküyü hepimiz okuruduk.

Ben Burunoba`ya gelin gittikten sonra orada da çaldım defi. Kendimin defi vardı, Çakıcının Fatma'yla çalar, söyleridik. Bizden önce Burunoba`da, Ayşa , Emine , Abacıgil filan çalallarımış, onlar boşlamış, biz başladık.

Sonra teyip çıktı gayri, teyip çıkınca düğünlerde defi boşladılar... Abdallar yapardı o zamanlar, defimizi onlardan alırdık. Sepet örellerdi, deriden def yapallardı.

Kedi derisinden yapallarmış o zaman, çok güzel öteridi. Bi de beş yirine zil dakallardı defin kenarlarına. Bazan köye getiriller, onlardan alırdık, bazan da Garaman`a gidene sipariş iderdik defi.

Oynayan herkesin kendi bildiğine, isteğine göre söylerdik türküleri. Develi, Gonyalı, Sille, Şerifanim... Onların hepsini söylerdik.

Garamanın alt yanı dere, aman dereden gideller eve, Nazlı yarin her yanları bere... Kim hangi havaya oynar bilirdik, ona göre çığırırdık, onnar da gaşşığınan oynallardı. Bizim çaldığımız türküyü beğenmezlerse, öbürünü çalardık.

Burnoba'da çok eskiden güvey traşı filan bilmezleridi, çalgıcı filan da çok gelmezdi, zengin işiydi, fakirler getiremezdi... Çok eskiden Dilbeyen`de düğün salı günü başlardı, perşembe gününe gadar sürerdi, perşembe gelin çıkardı. Düğün salı günü başladı mı, iki gün düğün eğlencesi yapallardı (Salı-Çarşamba) OĞLAN BAŞ.

Oğlan evine bayrak dikellerdi, BAYRAK EKMEĞİ (Yemeği) virilleridi. Perşembe zabahı da gelin çıkardı. Perşembe gününden başka hiç bi gün gelin çıkmazdı bizim köyde.

Gız evinde de salı, çarşamba günü ayrıca defçiler çalar, gız evinin gadınlarını eğlendirirdi. Çardakta, ahırda yapallardı düğünü. İrkekler de KÖY ODASI`n da eğlenirlerdi.

Kimi düğün içkili, kimi de içkisiz olurdu. İçkili düğünde, içen içerdi, içmeyen de içmezdi. Kadın oynayan düğün binde bir olurdu.

O zamanlar çalgıcıları köylerden filan dutallardı, bizim Haydar`ı filan. Garaman`da Haydar Karayılan vardı, Karacörenliydi aslı; cümbüş çalardı, Larende Mahallesi'nde otururdu, o çok çalarıdı. Yanında arkadaşlarını getirirdi, dü, , gı, keman filan hep olurudu.

Eskiden düğünde erkek, gadını görmezidi, gadın irkeği görmezidi. Çalar, çağırır, perşembe günü zabahtan da gelini çıkarıllardı tamam... Gelinin önünde oynama filan da yoğudu.

BEY DONATMA dillerdi, damadı giydirillerdi, GIZ BAŞI günü yani akşam GINA GECESİ yapıgünün gündüzü, damada törenle elbisesi giydirilirdi. Ağşamına da gız evinde gına eğlencesi olurdu, gız başı günü de geline CAR giydirillerdi, yüzüne de bez PEÇETE örtellerdi. Türkmenlerde GIVRAK dillerdi, gelinin gafasına ipekten çember sarallardı.

Gelinlik filan yoğudu o zamanlar, ayağına da bi lastik giyerdi, sonradan yemeni, ıskarpin çıktı. Şalvar giyerdi, üstüne çapraz düğmeli YİLEK giyerdi, gafasına da galın örtüyü örttüler mi, gelin kimseyi görmezdi; bunala bunala giderdi... Dıştan kimse kimseyi görmeden evlenillerdi o zamanlar guzum.

Düğün güzden güze, yani harmandan sonra olurudu. Düğün köyün içindeyse, gelini yürüyerek gız evinden yuva guracakları eve götürüllerdi; başka yire gelin gidecekse, at arabasıynan götürüllerdi gelini. Düğün günü atlara ziller dakallardı, cangır cangır cangır...

Daha eskiden öküz arabasıyla götürüllermiş... Kazımkarabekir'de bir düğünde GELİN. Yıl:1954, Rıfat Özalp video arşivinden, Fotoğraf Murat Ay.

Yaşım ilerleyince gayri, İdris'in düğününden sonra bi daha def çalmaya gitmedim gayri. O zamanlar Garaman'da defçilerden Anış Aba, defçi Dürüye vardı, onların defleri goca gocaydı, zilleri de varıdı deflerinde hemide... Anış Aba, Dürüye`den böyüğüdü yaşı; onlar muazzam paraynan çalallardı.

Garaman`da GELİN HAMAMI varıdı, bizim akrabaları everdiğimizde hep gelin hamamı yaptık; ben o zaman 8 yaşımda filanıdı. Dayım muazzam çalgı çalarıdı, ud çalardı. Sofu emmim vardı, çalardı.

Havanın Ismayıile çok çaldılar. Havanın Ismayıl bizim köylere çok düğüne gelirdi. Cello varıdı bi de.

Ben çocuğukana Dilbeyen`de odanın önünde Havanın Ismayıl, Garabacağın Ismayıl, Sofu emmim, Cello Memetgil çaldılar; anamın halasının oğlu dayım da zeybek oynadıydı, 7-8 yaşlarındaydım. Havva Sunaoğlu Ve Fadimana Emre Dayıoğlu'nun gerçekleştirdiği belgeselde Havva Sunaoğlu ve Fadimana Beyazit Taşkale yöresine ait türküler söylerken.

İlgili Haberler