Kamil Uğurlu'nun "Artvin Şehrengizi" Kitabı Üzerine
Kâmil Uğurlu'nun Artvin Şehrengizi kitabındaki sunuş yazısında da belirttiği gibi: Şehrengiz, kadim bir kavramdır. Bir zamanlar; 16. yüzyılda, bir şehrin güzelliklerini ve ruhunu övmek için kaleme alınmış, divan...
Kâmil Uğurlu'nun Artvin Şehrengizi kitabındaki sunuş yazısında da belirttiği gibi: Şehrengiz, kadim bir kavramdır. Bir zamanlar; 16. yüzyılda, bir şehrin güzelliklerini ve ruhunu övmek için kaleme alınmış, divan şairleri arasında ve halk nezdinde derin bir itibar görmüş; hatta nerdeyse iki asır boyunca moda bir edebiyat formu olarak hüküm sürmüştür.
Sonra her devri saadet gibi heyecanını yitirmiş ve zamanın zifiri karanlığında unutulmuştur.Bundan çeyrek asır evveline kadar ne hatırlayan olmuştur ne de gerek duyulan. Ta ki Kâmil Uğurlu, Türk dünyasının bu müstesna şehirleri için o kadim kavramı yeniden hatırlayıncaya ve bizlere hatırlatıncaya dek... Kâmil Uğurlu'nun bu değerli Şehrengiz külliyatını, 'Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği' yepyeni bir solukla yeniden yorumlamıştır.
Bu yazım biçimini kısaca, "şehirlerin ruhuna doğru çıkılan bir keşif yolculuğu" olarak tanımlamışlardır. Yeni bir form, taze bir içerik ve coşkulu bir heyecan katılarak; bu kıymetli eserler keyifli, faydalı, pozitif ve adeta şiirsel bir seyre dönüşmüştür. Meseleyi ciddiyetle ele almışlar, önemsemişler ve Türk dünyasının incilerini —fiziki büyüklüklerine bakılmaksızın— derinlikli birer hazine olarak kabul etmişlerdir.
Eskilerin "müktesebât" dediği birikimi merkeze alarak, Kâmil Uğurlu'nun bu kutlu yolculuğundaki durakları birer "kervansaray" olarak kaydetmişlerdir. Yola bu idrakle çıkılmış; sabırla, muhabbetle, en önemlisi de hiç sönmeyen bir heyecanla... Bugün okurlar, bu kervansarayları büyük bir zevk ve zihni bir uyanışla keşfe koyulmaktadır.
Bu yolculuk o kadar muvaffak olmuştur ki, çeyrek asır içinde on beş şehrin öznel keşifleri tamamlanmıştır Kâmil Uğurlu tarafından. O, şehirleri sadece analitik verilerle, yani soğuk rakamlarla ve pozitif-negatif çizgilerle değil; "ruh haritaları ve fotoğraflarıyla" sabitlemiştir kitap sahifelerinin arasına. Kâmil Uğurlu'nun Artvin'e yaptığı bu son ve uzun soluklu ziyaret, daha önceden aşina olduğu o coğrafyayı —özellikle dağları ve Çoruh Irmağı'nı— sanki ilk defa görüyormuş gibi taze bir iklime büründürmüştür.
Dağlar ve nehir sanki urbalarını değiştirmiş; biraz daha büyümüş, durulmuş ve uslanmış gibi görünmüştür gözüne. Fakat o yemyeşil karakterlerini olduğu gibi muhafaza etmiş, Artvin'in asil diliyle saklamışlardır. Çoruh Irmağı, terbiyeli bir delikanlı gibi disiplinli, düzenli ve vakur bir sessizliğe bürünmüştür.
Başları karlarla, sıfatları ormanlarla, bazen de yabani çiçekli çalılarla hülyâlara dalan dağlar; zaman zaman güneşli, ekseriyetle bulutlu huylarından hiç vazgeçmemişlerdir. Bu halleriyle son ziyaretinde Kâmil Uğurlu'ya daha gizemli, daha sığınaklı ve huzurlu, adeta engin bir yaprak denizinde yüzüyormuş hissiyatı vermişlerdir. Devamlı kabaran, taşkın bir denizin ortasında, güvenli bir teknede; dağ gibi dalgaların birinin sırtından inip diğerine biniyormuş gibi ulvi duygular içinde kalmıştır.
Bindiği o mütevazı beyaz otomobil, insanı dinlendiren evlerin önünden sıyrılıp ağaçlı, meşeli, çalılı ve katırtırnaklı yamaçlara vurdukça sanki soluğu tıkanmış, düzlüklere ulaştığında ise derin bir "ah" çekerek ferahlamıştır. Derin uçurumlu vadiler ve bu vadilerin sırtlarında kıvrılan asfalt yollar artık ürkütücü gelmemektedir. Kâmil Uğurlu onları, uzun süredir ayrı kaldığı muhterem akrabaları gibi derin bir hasretle ve muhabbetle selâmlamıştır.Ve şu hakikati duyumsamıştır: Burada hâlâ her gün, her akşam bambaşka bir tiyatro, eşsiz bir oyun sahnelenmektedir.
Ve birçok insan bunun idrakinde olmasa bile, bu sahnede daima sadık bir seyirci vardır. Akşamlar burada hâlâ yavaş, munis, edâlı bir sevgili gibi süzülerek gelmektedir. Kaşıyla, gözüyle öyle şefkatli bir lütufla iner ki şehre, sadece o anın gelişi bile insanlara kifayet eden bir huzur bahşeder.
Akşamın getirdiği bu sükûnetle ruhu yoran ne varsa burayı terk eder ve âdeta anka kuşu gibi küllerinden doğan bambaşka bir âlem başlar...İleri yaşlardaki insanlık hâli, hayatı ekseriyetle yarı rüyâ gibi idrak eder. Şeffaf bir tülün ardındakini süzer gibi... Ve o yarı bulutlu, sisli dünyanın en ücra derinliklerine iner.
Gençlerin ummadıkları, akıllarından bile geçirmedikleri, belki de geçiremeyecekleri hikmetleri sezerler. Yaşadıkları o derinliklerde, birçok şeyi yeniden keşfettiklerini sandıkları anları aslında ilk defa ve hakikatiyle bulur, hayretler içinde kalırlar. O 'hayreť' ne güzeldir, ne muazzamdır!
Çünkü ardından gelen o engin hayranlık, ruhu daha da zenginleştirir. Karadeniz'deki bu uzun misafirlik, Kâmil Uğurlu'ya kendi ruhunun bile farkında olmadığı bazı latif yeteneklerini tanıtmıştır. Gözlerini dış âlemden iç dünyasına, kendi içsel varlığına çevirmesini mümkün kılmıştır.
Orada asıl vatanını, öz evrenini, hatta özgürlüğün ve samimiyetin en saf hâlini bulmuştur. İçindeki hayal çeşmelerinin, dilediği an ne kadar gürül gürül akabileceğini fark etmiştir. Bütün hülyalarının orada, sırasını beklediğini görmüştür.
Asıl şiiri orada, kelimelerin o sessiz tahtında keşfetmiştir. Hayatın ona sunduğu bütün heyecanların, aşkların göz alıcı pırıltıları sanki oradaymış ve gördüğü hakikatlerle bire bir örtüşüyormuş gibidir. Artvin'i kaleme alırken de, ilgilendiği hâdisenin veya temaşa ettiği manzaranın zahiri gerçekliğiyle pek fazla alâkadar olmamıştır.
Başkalarının yanından kayıtsızca geçip gideceği küçük ayrıntıları yakalamaya çalışmış ve onlardan yepyeni, sarsıcı 'gerçekler' inşasına gayret etmiştir. Aslında biz bunu edebiyatta 'masal' diye de okuyabiliriz... Kâmil Uğurlu, Artvin'i uyanıkken gördüğümüz en duru rüyâ haline getirmiştir; bu yüzden zahiri gerçeklik silikleşerek ikinci plana itilmektedir.
Gördüğümüzü değil, görmek istediğimiz o uhrevi manzarayı anlıyoruz. Eşyaya ve tabiata bir 'masal kaftanı' giydirdiği için, Kâmil Uğurlu'nun bu Artvin Şehrengizi kitabını okurken, içinde ebediyen mutlu olabileceğimiz bir rüyâ ikliminde geziniyoruz. Kâmil Uğurlu bundan yaklaşık çeyrek asır evvel, ilk şehrengizi için yola revan olurken, eskilerin yaptığı gibi dualara sığınmıştı: "Ya Rabbi, çıktığımız bu kutlu yolda, kaleme almayı düşündüğümüz kitabı 'hamselemeyi' (yani beşlemeyi) bize lütfeyle..." diye niyaz etmişti.Lütf-u İlahî cömert davranmış; Artvin dokuzuncu şehrengizi olmuştur.
(isimlendirmesinde şehrengiz geçmeyen diğer eserleriyle birlikte bu sayı on beşi bulmuştur). Beşinci kitaptan sonra yazdığı her esere "artık bu son" diyerek başlamıştır. Lakin bir beldeden diğerine seyrederken, bilinmez bir dağın etekliğinde, ikindi vakti bir derenin sularının hüzzâm makamında aktığını işittiğinde bu kararından vazgeçmiştir.
Ve yeni coğrafyaları, yeni dereleri keşfetmek üzere yeniden yola koyulmuştur. Eğer siz de o hüzzam şırıltılarını duysaydınız, şüphe yok ki aynı şeyi yapardınız. İşte bu yüzden bizim ruhumuza bu kadar yakın gelen, kolayca benimsediğimiz o eşsiz kitaplar ortaya çıkmıştır.
Beethoven'ın 6. Senfonisi, müzik tarihinde "Pastoral Senfoni" olarak şöhret bulmuştur. Pastoral; doğal, sâde, huzurlu kırsal hayatı, yeşilin en saf tonlarını anlatan bir kelimedir.
Senfoni ise farklı ama birbirini tamamlayan huzurlu seslerin bir araya gelerek oluşturduğu, uyumlu ve âhenkle akıp giden dinlendirici bir şaheserdir. Bizler de Kâmil Uğurlu sayesinde Doğu Karadeniz'i, Artvin'i adeta bir "pastoral senfoni" gibi dinledik; orada ruhumuzun gürültüsünü dindirdik, huzur bulduk ve dinlendik. Kâmil Uğurlu'nun eline, kalbine ve o okyanuslar kadar derin kültürüne sağlık; varlığı daim olsun.



