06 October 2026, Tuesday
İnsan Olmak ve İnsan Kalmak: İoanna Kuçuradi
Ekonomi

İnsan Olmak ve İnsan Kalmak: İoanna Kuçuradi

Bu yazımda, kalemimin gücü nispetince; felsefeyi etik değerlerle yoğuran, insan ruhuna işleyen bir mütevazılık abidesi, insan hakları savunucusu ve ahlaka farklı pencerelerden bakmamızı sağlayan bir filozofu...

Bu yazımda, kalemimin gücü nispetince; felsefeyi etik değerlerle yoğuran, insan ruhuna işleyen bir mütevazılık abidesi, insan hakları savunucusu ve ahlaka farklı pencerelerden bakmamızı sağlayan bir filozofu anlatacağım. “Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür” derler. Bu söz, İslam’ın bilime ve ilim insanlarına verdiği büyük değerin en güçlü ifadelerinden biridir.

Zira bu sözün bir hadis olduğu ve “Âlimin ölümü, İslam’da açılan bir gediktir” şeklinde ifade edilir. Bunun yanında, ilim insanlarının peygamberlerin varisleri olduğundan söz edilir; İslam medeniyetinin temel taşlarının âlimler olduğu vurgulanır. Bir âlimin ölmesi, binadan bir taşın düşmesi ve bir gediğin açılması olarak yorumlanır.

Bugün sizlere, yakın zamanda kaybettiğim ve benim için bir hayat rehberi olan bir bilim insanından bahsedeceğim. İoanna Kuçuradi, hayatı boyunca birçok sıkıntı çekmiş; “felsefe yapma” diyenlerin ülkesinde felsefe yapan ve felsefeyi bir yaşam biçimi olarak gören bir bilim insanıdır. Bu kişiyi anlatırken nerede doğduğundan, hangi ödülleri aldığından, kaç kitabının veya makalesinin olduğundan bahsetmeyeceğim.

Çünkü o; insanlığa insan olmanın değerini, utancını, yetersizliğini, tartışma adabını ve doğru değerlendirme yapabilmeyi; yumuşacık yüzü, sesi, zarafeti ve bilgeliğiyle öğretti. Kuçuradi için felsefe; kendi düşüncesini sorgulamak, başkasının düşüncesini anlamaya çalışmak, önyargılarından sıyrılmak, bir durum karşısında hazır yargıları yok etmek ve doğru yolu bulabilme çabasıdır. Türkiye’nin de felsefe ile değişeceğini şu cümleleriyle ifade eder: “Okullarda felsefe öğretsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur.

Bilgisizliğin yarattığı sonuçlar yüzünden acı çekiyoruz.” Bu ifadeleriyle felsefe dersinin önemine dikkat çeker ve felsefenin dünyayı cennete çevirmese bile birçok şeyi değiştirebileceğini savunur. Bugünün yetişkinlerinin etik dışı davranışlarının çocuklukla ilişkili olduğunu şu cümleleri ile ne güzel özetler: “Siz çocuklara kendi çıkarlarını öğretirseniz, başkalarının hakkını öğretmezseniz büyüdüklerinde kendi çıkarlarını insan hakları zannederler.” Kuçuradi, insana bakışımızı o kadar hassaslaştırır ki “kendimiz için istediğimiz hakları, öfke duyduğumuz insan için de savunabilmek” diyerek yeniden etik anlayışımızı sorgulamaya çağırır. Kuçuradi, eğitim anlayışında etik değerlerin altını çizer.

Bu konuda şu ifadelere yer verir: “Çocukların eğitimine baktığımızda, genellikle ideal olan nedir? Bilgiyle donatmaktır. Nedir?

Yaratıcı insan yetiştireceğiz, bütün hedef bu. Bilgiyle donatılmış ama bu bilginin nasıl kullanılacağı hiç önemli değil. Başka bir deyişle, sadece bizde değil dünyada da eğitimle çocukların bilgisel yeteneklerini geliştirmeye çalışıyoruz.

Ama etik yeteneklerini geliştirmeyi düşünmüyoruz. Mesleki eğitimden önce insanlaşma eğitimi verilmelidir.” Belki de bugünün karanlığını aşmak, onu daha iyi anlamaktan geçiyor. Bu nedenle konferanslarını saniye saniye izlemek, kitaplarını satır satır okumak ve bizi bıraktığı sorular üzerinde günlerce düşünmek; onun düşünce mirasını devam ettirmek ona saygının en güzel örneği olacaktır.

Bu büyük filozofun, bilim insanının beni en çok etkileyen cümlelerinden birisi şudur: “Ve insanlar, ‘her şeyi’ yapmayanlardan, ‘her şeyi’ yapamayacak olanlardan bile ‘her şeyi’ bekleyerek yaşıyorlar.” Ya şu sözü, eylemlerimizin insaniliğimizi koruma mücadelesini ne güzel anlatır: “Karşımdaki insanı nasıl görüyorum? Onu sadece işime yaradığı sürece mi önemsiyorum, yoksa kendi başına değer taşıyan bir insan olarak mı ele alıyorum?” Kuçuradi, etik ilişkilerin tam da bu noktada başladığını hatırlatır ve insanın, insanla kurduğu ilişkide karşısındakini bir araç haline getirdiği anda etik zeminin kaybolduğunu belirtir. Ve ekler: “Dünyanın en zor şeyi insan ilişkileridir.” Kuçuradi’nin en çok üzerinde durduğu konulardan birisi de insanı yargılarken yapılan yanlışlardır.

O, düşüncelerinde insanı zedeleyen her türlü yaklaşıma karşı gelir ve şu sözleri söyler: “Bir insanı anlamak, onu yargılamadan önce onun koşullarını ve yaptıklarını doğru değerlendirebilmektir.” Kuçuradi’nin cümlelerini daha net irdelediğimizde, sanki Hz. Mevlana’nın, Hz. Yunus’un sevgi dilini yansıtır.

Hz. Mevlana’nın dediği gibi: “Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat.

Benim geçtiğim senelerden geç. Benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git benim gibi.

Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin.” Ne güzel süzmüş değil mi cümleleri? Bize düşen, özellikle bu ülkenin Alev Alatlı, İlber Ortaylı, İoanna Kuçuradi gibi büyük değerlerinin fikirlerini yaşatmak; bu fikirleri bir hayat rehberi haline getirmektir. Kuçuradi; insanların içinde taşıdığı çatışmayı, bir şeyi doğru değerlendirmenin özünü en iyi şekilde ifade eden, ortak bir gerçeği aramaktan vazgeçmememizi öğütleyen, insanın değerini koruma çabasını sürdürmesini söyleyen, insanı, insan haklarını ve etiği felsefenin konusu yapan, unutulmaması gereken bir bilim insanıdır.

Hayatı boyunca etiği pratik bir eyleme çevirdi, tükenmeyecek bir fikir mirası bıraktı.

İlgili Haberler