İbtilânın Mübtelâ Kıldığı İnsan
Ekonomi

İbtilânın Mübtelâ Kıldığı İnsan

İnsan yaşadığı gerçekliğin ibtilasıyla mübtela olmanın hakikatini kavradığı ölçüde varlığını hissettirebilir. Bu, kendisinin dışında ama kendisini de etkileyen her türlü etkenin insan tarafından kavranışı, temyiz...

2 okuma

İnsan yaşadığı gerçekliğin ibtilasıyla mübtela olmanın hakikatini kavradığı ölçüde varlığını hissettirebilir. Bu, kendisinin dışında ama kendisini de etkileyen her türlü etkenin insan tarafından kavranışı, temyiz edilmesi, taayyünü ve de takyidi neticesinde ortaya koyduğu davranışların bütünüyle birebir bağlantılıdır. Bu çaba ortaya konulduğu takdirde de insan nihayetinde bizatihi kendi gerçekliğini oluşturacaktır.

Değinmek istediğimiz konuyu biraz daha vuzuha kavuşturmak istersek şu kanıya varmamız yanlış olmayacaktır: İnsan, kendisine dokunmayan hiçbir hakikatin gerçekliğine bütünüyle inanmaz. Çünkü hakikat, uzaktan seyredilen bir manzara değil; insanın içine düştüğü, ruhuna temas eden ve zamanla karakterlerine sinen bir olgu, bir hadisedir. Dolayısıyla gerçekliğin ta içinde kendi varlığının farkına varan insanın, inancı ve imanı mahiyetine bürünmüş hakikati kavraması onun var olduğu zaman ve zemini doğru anlayıp yorumlaması demek olacaktır ki bu da karşılaşacağı her türlü bela karşısında mücehhez olma sorumluluğunu beraberinde getirecektir.

Zira dünya denilen sahnede Allah’ın insana sunmuş olduğu imkânların yanında ona yüklediği sorumluluk veçhesinden heybesinde meknuz kılınan belalar da her daim var ve canlı olmaya devam etmektedir. Bu insan tekinin ölümüne kadar böyledir. Yıkılmanın ve de ye’se düşmenin önüne geçmek işte yukarıda belirttiğimiz şartlara bağlıdır.

İnsan, kendi dışında kendisine doğru gelen her etkiyi olduğu gibi kabul eden boş bir kap değildir. Ona ulaşan her şey, zihninin ve vicdanının dar geçitlerinden geçer. Bu insanın sorumlu olması gerekliliği ile ilintilidir.

Onun hürriyeti ya da özgürlüğü de işte bu belaların kendisine yüklediği sorumluluk halesini idrak etmesinde saklıdır. Gazali’nin ifadesiyle hürriyete mahkûm edilmiş insanın mahkûmiyetindeki hürriyeti, içinde yaşadığı gerçekliğin farkına varmasıyla doğru orantılıdır. İnsanın varlığının değerini içindeki gerçekliği ve onun getirdiği belaları anlamaktan geçtiğini belirttikten sonra ibtila kavramına eğilmemiz gerekecektir.

İbtila, her insanın birey olarak içine atıldığı şartlardaki durumlar karşısında neyi, nasıl ve ne şekilde yaptığıyla alakalı olduğundan aslında her bela, ferdidir. Her ibtila gökten belki aynı kelimeyle iner ancak aynı manayla düşmez. Zira belanın kalpte yer etme mevkii her ferdin istidadına göre farklılık arz eder.

Aslında bu yönüyle ibtila, bizzat hadisenin kendisi olmaktan ziyade onun fertle karşılaştığı andaki kazandığı muhtevayla alakalıdır. Bu nedenle insanın başına gelenle, insanın içinde şekillenen her zaman aynı olacaktır diye bir kaide mevcut değildir. İbtila, böylece insanı yalnız sınamakla kalmaz onu ifşa da eder.

Kendinde var olanı ama kendinin bile farkında olmadığı şeyi açığa çıkarır. Allah, bu dünyada “bela” kavramına belki de bu görevi vermiştir. Zira Allah, insanları yalnız bela ile müptela kılmakla kalmaz, o belanın ruhta ve maneviyattaki karşılığını görmek içinde imtihan eder.

Birine para dokunur, diğerine fakirlik. Birine hastalık isabet eder, diğerini sıhhat hasta eder. Birinin ekmeği kesilir, diğerinin kapısı kapanır.

Her bir şahsın keyfiyetine ibtilasına karşı koyduğu tavırla anlaşılır. Kulluğun kalitesini gün yüzüne çıkarma amacıyla donatılmış ibtilanın, Yaratıcı tarafından bizzat kontrol edilmesi ve aslında her anın O’nun tarafından kader planında çizilmesi de beşerin yaşam arenasındaki yer kapmasının karşılığıdır. Kendi dışında şekillenen ama kendisiyle de bağlantı içinde olan, hayatına temas edip onun yaşamına etki eden iyi veya kötü ya da daha doğru söylemle muştulayan yahut hüzünlendiren her eylemin, söylemin karşısında insanı konumlandırmaya memur kılan ve mevkiinde en doğru tavrı takınıp takınmayacağını imtihan eden ibtila, insanın var olmasının en kıymetli esasıdır.

FATİH GİLİK – 18.08.2026/ 5 R.EVVEL 1448 – SALI

İlgili Haberler