Hüsnüzan ve Suizan
Aklın ve kalbin hastalığı suizandır. Suizan aklı şaşırtır, insanı ilişkileri bozar, kin ve öfkeyi besler, kişiyi huysuz, huzursuz, çatışmacı bir ruh haline sokar. Ön yargı her zaman önde gider, denir. Suizandan bir...
Aklın ve kalbin hastalığı suizandır. Suizan aklı şaşırtır, insanı ilişkileri bozar, kin ve öfkeyi besler, kişiyi huysuz, huzursuz, çatışmacı bir ruh haline sokar. Ön yargı her zaman önde gider, denir.
Suizandan bir türlü kendini kurtaramayan bir birey, hayatı kendisine zehir eder, vebal ve günah yükünü omzuna yükler. Suizan, elinizde kesin bir bilgi veya delil olmadan bir kişi veya durum hakkında menfi, olumsuz, kötü veya şüpheli kanaat taşımak, önyargıyla yaklaşmak anlamlarına gelir. Hüsnüzan, bir kişi, olay veya durum hakkında kesin bilgi ve kanıt bulunmadığı durumlarda iyi, güzel ve olumlu düşünmek, iyi niyet beslemek, menfi düşüncelerden uzak kalmak anlamına gelir.
Zan: Sanı, tahmin, görüş veya kanaat demektir. Dinimiz suizan içinde olmayı, suizan beslemeyi hoş görmemiştir. "Ey iman edenler!
Zannın çoğundan kaçının. Zira zannın bir kısmı günahtır." (Hucurât sûresi, 12) Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır." (Buhârî, Edeb 58) Birbirinizin kusurlarını araştırmayın, kimsenin gizli halini gözetlemeyin, birbirinize karşı haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin.
Ey Allah'ın kulları, kardeş olun! (Buhârî, Edeb 57) “Gelinciğin Hikâyesi” bizlere önyargının, suizannın biz insanları yanlış değerlendirmelerde bulunmaya götürdüğüne değinir. Bir zamanlar köyün birinde görkemli bir düğün yapılmış.
Yakışıklı mı yakışıklı bir delikanlı ile dünyalar güzeli bir genç kız evlenmişler. Düğünleri dillere destan olmuş. Erkek her sabah erkenden tarlaya gittiği için hanımın canı sıkılıyormuş.
Ev işlerinden arta kalan zamanını komşuları ile geçiriyormuş. Aradan yıllar geçmiş, çocukları olmuyormuş. Bir gün tarlada çalışken bir gelincik yavrusu bulmuş.
Hemen aklına bunu eve görür ve karısına sevdirebilirse kendisinin tarlada olduğu zamanlarda karısının da gelincik yavrusu ile oyalanacağını düşünmüş. Gelincik yavrusunu alarak akşam eve gelmiş. Karısına “bak sana bugün ne hediye getirdim, bunu çok seveceksin” diyerek gelincik yavrusunu karınsa vermiş.
Karısı gelincik yavrusunu görünce çok sevmiş. Onu hemen eline almış bir çocuk gibi öperek göğsüne yaslamış. Aradan yıllar geçmiş, gelincik yavrusu büyümüş.
Artık yetişkin bir gelincik olmuş. Evde herkes mutlu imiş. Aradan yıllar geçmiş, gelincik yavrusu büyümüş.
Artık yetişkin bir gelincik olmuş. Evde herkes mutlu imiş Gelinciğe eskisinden daha fazla sevgi göstermeye özen gösterirken kendi çocuğuna da tüm sevgisini veriyormuş. Günler böyle geçip giderken komşuları kadının evine gelip “bu gelinciği artık kovalamalısın; çünkü gelincik kıskanç hayvandır senin sevginin bölündüğünü yani çocuğunu sevdiğini görünce kıskanarak çocuğuna zarar verebilir” demeye başlamışlar.
Günlerden bir gün, kadın kocasını tarlaya yolcu ettikten sonra evin eşiğinde otururken komşuları gelmiş ve onlarla konuşmaya dalmış. Bu konuşma sırasında bebek beşiğinde uyuyormuş. Gelincikte evin içinde bebeğin yanında uyuyormuş.
Dış kapı eşiğinde konuşurken evin içinden bir gürültünün geldiğini duymuşlar. Komşuları, kadına “bak biz sana dememiş miydik, gelincik çocuğa zarar verdi, onu öldürdü” diyerek kadını heyecanlandırmışlar. Bir hışımla kadın yerinden kalkmış ve odanın kapısını açmış.
Bir de ne görsün gelinciğin ağzı kanlar içinde açılan kapıdan dışarıya doğru kaçıyormuş. Bunu gören kadın beyninden vurulmuşa dönmüş. Hemen eline aldığı bir sopa ile gelinciğe vurmaya başlamış.
Öyle bir vurmuş ki dakikalarca sürmüş. Artık gelincik orada hayatını kaybetmiş, fakat kadın hırsını hala alamamış. Bir zaman sonra çocuğu aklına geliş.
Elindeki sopayı fırlatıp, koşarak eve girmiş ve çocuğunun yattığı beşiğin yanına varmış. Birde ne görsün ki, beşiğin üzerinde kocaman bir yılan fakat yılanın başı yok, yılan ölmüş. Gelincik yılandan çocuğu kurtarmış.
Kapı açıldığında da yılanın başı ağzında ve her tarafı onun için kanlar içindeymiş. Kadın yavrusunu kurtaran ve uzun zamandır hayat arkadaşı olan gelinciği kendi elleri ile öldürdüğüne çok üzülmüş. Günlerce kendine gelememiş ve sürekli ağlamış.
Şu güzel öğüt bize çok şey söyler aslında: "Aşkın yolculuğunda ilerlemek istiyorsan evlat; herkesi kendinden üstün bileceksin. Gördüğün bir kötülüğü bile hayra yoracak, hüsnü zan kapısından ayrılmayacaksın. İnsan, kendi içi eğri olmadıkça başkasını eğri görmez.
Kalbini suizan zindanından kurtar ki, aşkın kokusunu alabilesin." Bediüzzaman Hazretleri insanın ilk önce güzel bir zanna sahip olması gerektiğini söyler: “İnsan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı, sû-i zan sâikasıyla başkalara teşmil etmesin.
Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden takbih etmesin.” Hayat içinde hayattır hüsn-ü zanda emeli. Suizanla yeistir saadet muharribi hem de hayatın katili. (Hayatın güzelleştiren güzel düşünmek, güzele yormaktır. Kötü düşünce ve ümitsizlik huzur ve mutluluğunu yok eder, hayatını katleder.) Başka bir âlim ne güzel ifade etmiş: “Suizan ederek isabet edeceğine hüsnü zan edip ıskala gitsin.” Acaba bilgisayar başında niçin uzun zaman geçiriyor?
(ya ekmeğini buradan kazanıyorsa)Akıllı telefonda neler izliyor. (ya eğitim amaçlı kullanıyorsa)Orucun ilk gününde niçin ortalık yerde su içiyor? (ya hastaysa yolcuysa)Yanındaki güzel kız kim?
( ya kız kardeşiyse)Kesin kızını işe girdirmek için torpil yaptı. (ya hakkıyla işe girdiyse)Bilerek telefonlarıma bakmıyor, yine ne haltlar çeviriyor. (ya lavabodaysa)Bana selam vermeden geçti, yine bana darıldı galiba!
(ya dalgınsa)Kesin hayatında başkası var, eve geç gelmeye başladı. (ya işleri yetiştiremiyorsa)Bana karşı yine arkadaşımı doldurdu. (ya zannının tam tersi olarak senin hakkında iltifatta bulunduysa) "Kötü , ibadeti bozar ve vebali artırır." der Hz.
Ali. Özetle hüsnü zan, yani güzel düşünmek, güzele yormak biz insanları güzelleştirirken tatlılaştırırken bedenen ve ruhen hafifleştirirken insanlarla Hak’la sağlıklı bir iletişim sağlarken suizan, kötüye yormak, kötü düşünmek bizi çirkinleştiriyor; insanlarla ve Hak’la sağlıksız bir iletişime neden oluyor, bedenen ve ruhen geriyor ve bizi git gide yalnızlaştırıyor.



