25 September 2026, Friday
Hekimliğe açılan tazminat davaları: Bireysel olgu değil, sınıfsal bir saldırıdır…
Ekonomi

Hekimliğe açılan tazminat davaları: Bireysel olgu değil, sınıfsal bir saldırıdır…

Dr. Mustafa TORUN "Gerçek her zaman güzel değildir, güzel sözler de her zaman gerçek değildir."Lao Tzu Son dönemde ülkemizde Kadın Doğum, Çocuk ve Cerrahi branşlara açılan astronomik tazminat davaları tesadüf değildir....

Dr. Mustafa TORUN "Gerçek her zaman güzel değildir, güzel sözler de her zaman gerçek değildir."Lao Tzu Son dönemde ülkemizde Kadın Doğum, Çocuk ve Cerrahi branşlara açılan astronomik tazminat davaları tesadüf değildir. 10 milyon, 20 milyon liralık davalar artık haber bile olmuyor.

Bunu “Birkaç hekim hata yaptı” diyerek bireysel malpraktis tartışmasına sıkıştırmak, asıl resmi gizlemektir. Olay sınıfsaldır. SERMAYENİN GÜVENCESİZLEŞTİRMESİ: SAĞLIK ARTIK KAMU HİZMETİ DEĞİL, PİYASADIR… Şehir hastanesinde günde 80 hasta bakmak zorundasınız.

MHRS sistemi 5 dakikaya randevu veriyor. 36 saat nöbetin ardından ameliyata giriyorsunuz. Serum seti yok, anestezi ekibi eksik.

Bu koşullarda komplikasyon, yani istenmeyen tıbbi sonuç ortaya çıktığında ne oluyor? Olayları olgu örnekleriyle anlatalım… Olgu 1: Üçüncü basamak bir hastanede, tek asistanla dört sezaryene giren Kadın Doğum uzmanı… Kanama gelişen hastaya yetişemediği için dava açılıyor. Soruşturmada “Neden ekibiniz yoktu?” diye sorulmuyor.

“Neden 5 dakikada müdahale etmediniz?” diye soruluyor. Fatura hekime, kâr hastaneye… Performans sistemi de aynı. Ne kadar çok ameliyat, o kadar çok puan… Ancak komplikasyon olduğunda puan değil, milyonluk dava geliyor.

Sigorta şirketleri primleri 10 katına çıkardı. Genç hekim, “Ben bu riski alamam” diyerek branş değiştiriyor. Amaç açık: Sorumlu sistemi değil, bireyi göstermek… HEKİMLİĞİ “DÜZ İŞÇİ” HALİNE GETİRMEK: BİLİMSEL ÖZERKLİĞİN TASFİYESİ… Astronomik davaların hedefi hekimin beynini susturmaktır.

Buna “defansif hekimlik” diyoruz. Olgu 2: Çocuk acile ateşli havale ile gelen 2 yaşındaki çocuk… Riskli bir durum. Ancak doktor “Dava olur” korkusuyla çocuğu yatırıyor, 24 saat gözlem, tomografi ve tüm tetkikleri istiyor.

Gerek var mı? Belki yok. Ama “Ya bir şey olursa?” korkusu var.

Sonuç: Devletin kaynakları gereksiz kullanılıyor, ailenin zamanı kayboluyor. Olgu 3: Gebelikte riskli bir durum var. Normal doğum tıbben mümkün.

Ancak doktor “Dava edilirim” korkusuyla doğrudan sezaryene alıyor. Gereksiz ameliyat, gereksiz risk… Böylece hekim, tıp bilimine göre değil, avukatına göre karar verir hâle geliyor. Karar veren bilim insanı olmaktan çıkıp talimata uyan ücretli emekçiye dönüşüyor.

Mesleğin itibarı bilerek aşınıyor. HALK SAĞLIĞININ KALİTESİNİ DÜŞÜRMEK: FATURAYI MAALESEF YOKSUL ÖDÜYOR… En büyük zararı halk görüyor. Olgu 4: Doğu’da bir ilde Kadın Doğum uzmanı kalmadı.

Gebeler 200 kilometre öteye sevk ediliyor. Yolda doğum yapanlar, yolda kaybedilen anne ve bebek vakaları yaşanıyor. Neden?

Çünkü kimse bu riski almak istemiyor. Olgu 5: Çocuk cerrahisi asistanlığı tercih edilmiyor. Beş yıl sonra bu ameliyatları kim yapacak?

Devlet hastanelerinde ameliyat sıraları 6 aya kadar çıkıyor. Parası olan özel hastanelere “güvenli liman” olarak yöneliyor. Parası olmayan ise beklemek zorunda kalıyor.

Yani sistem hem hekimi yıpratıyor hem de halkın nitelikli sağlık hakkını elinden alıyor. SONUÇ OLARAK NE YAPMALI? Sorun birkaç hekim değil.

Sorun; sağlığı metalaştıran, hekimi güvencesizleştiren ve halkı müşteriye çeviren düzendir. GERÇEK ÇÖZÜM: Kâr amacı gütmeyen, koruyucu hekimliği önceleyen kamusal sağlık sistemi. Hekimin bilimsel bağımsızlığının güvence altına alınması.

Malpraktiste kusur varsa bile sorumluluğun yalnızca bireye değil, sisteme de yüklenmesi. Tazminat davalarında üst limit ve devlet güvencesi sağlanması. Bunun yolu hekimler olarak TTB çatısı altında birleşmekten geçer.

Bölünürsek kaybederiz. Birleşirsek hem mesleğimizi hem de halkın sağlığını savunuruz. Sağlık emektir, ticaret değildir.

Koruyucu hekimlik önceliğimizdir…

İlgili Haberler