27 October 2026, Tuesday
Ekonomi

Haydi biraz keyiflenelim

Hafta sonunda memleketin dört bir yanındaki görkemli gazeteci yürüyüşleriyle keyiflenmiştik, ardından seçim sonuçları geldi. “Seçimlere az kaldı” dediğim köşede, dünyanın başka yerlerinde yapılacak ve hem bizi hem de...

Hafta sonunda memleketin dört bir yanındaki görkemli gazeteci yürüyüşleriyle keyiflenmiştik, ardından seçim sonuçları geldi. “Seçimlere az kaldı” dediğim köşede, dünyanın başka yerlerinde yapılacak ve hem bizi hem de dünyayı etkileyecek seçimleri yazmıştım; bunların biraz da Trump’ın seçimleri olduğunu vurgulayarak! Karşımızda “güçlünün haklı olduğu” bir dünyanın tek sahibi gibi davranan, uluslararası hukuku ve kurallara dayalı bir düzeni hiçe sayarken yanında duracak liderler seçilsin diye her seçime müdahale eden biri var.

İran’ı, Venezuela’yı, Küba’yı, Meksika’yı yok eder, Grönland’a el koyarken kimse ses çıkarmasın diyen ve önümüze “ya benimle anlaşın ya da yok olun” seçeneğini koyan birinin yandaşlarını seçtirme seçimleri bunlar. O seçimlerden ikisi geride kaldı. İlk turda ikinci olan Lula, en yakın destekçilerinin bile karamsar girdikleri ikinci turda yalnızca Bolsonaro’yu değil, Trump’ı da yendi.

Milletvekili Reginaldo Lopes’in ifadesiyle “Brezilya, dünyaya aşırı sağın faşist olduğunu; siyah karşıtı, yoksul karşıtı, devlet karşıtı, eşcinsel karşıtı olduğunu söyledi.” Dün sabah hem kutlayıp hem de bir değerlendirme rica ettiğim Brezilya Büyükelçisi Gilda Motta Santos Neves, “Demokrasinin çok güzel bir örneğiydi. Her oyun önemli olduğunu gösterdi. İlk turda 33 milyon kişi oy kullanmamıştı.

İkinci turda bunların 3 milyonu sandığa gitti. Sanırım seslerini duyurmanın ne kadar önemli olduğunu fark ettiler” dedi. Büyükelçinin şu saptaması Brezilya seçiminin büyük anlamının ifadesi: “Bu sonuç yalnızca Brezilya için değil, Latin Amerika ve hatta cesaretle söyleyebilirim ki dünya için de önemli.

Uluslararası siyasette bir miktar dengeye, daha bağımsız görüşlere sahip olmaya ihtiyacımız var.” Siyasi dengelerin pek lehte olmadığı düşünülürse, Lula için bundan sonrası “imkânsız” seçimi kazanmasından da zor. Ama o “imkânsız”ı başardı ve şimdi dünya solunun keyif zamanı. Varsın Trump düşünsün!

Bir de iktidar için Trump’a güvenenler! Trump desteğinin ilk çarpıcı sonucunu Macaristan’da görmüştük. Sırbistan’da ülkeyi 12 yıldır yöneten otoriter lider Vučić'i ezici bir zaferle iktidardan uzaklaştıran Öğrenci Listesi’ni ilk kutlayan Macaristan’da Orbán’ı yenen Péter Magyar oldu.

Macaristan ve Sırbistan seçimleri arasında otoriter yönetimlerle mücadelede ders alınması gereken benzerlikler var. Her iki ülkedeki muhalefet otoriter rejimlerde seçim kazanmanın sırrına ermişti: Taleplerini mümkün olan en geniş seçmen kesimine ulaşacak şekilde formüle et, farklı siyasi görüşlerden seçmenleri bir araya getir, yolsuzlukla mücadele ve siyasi liderlerin hesap vermesi talebine aralıksız odaklan, kampanyanı kapı kapı dolaşarak yürüt, kampanyanda ulusal halk kültüründen ve sembolizmden yararlan… Kuşkusuz her ülkenin özgün koşulları, farklılıkları var. Sırbistan’da Öğrenci Hareketi Kasım 2024’te Novi Sad’da tren istasyonunda çatının çökmesi sonucu 16 kişinin ölümünü protestolarla başladı.

İktidar talebiyle değil, yolsuzluklara ve otoriterliğine tepkiyle gelişti. Sokaktan ayrılmadan bugüne kadar gelen Öğrenciler, kendilerini öne çıkarmadan topladıkları CV’lerle hazırladıkları bir listeyle seçime katıldılar. Belli bir liderleri, parti benzeri bir yapıları yoktu!

Vučić, NATO’nun vurduğu koruma altındaki Genelkurmay binası yerine Trump Tower dikmek için gizli kapaklı görüşmeler yürütürken, öğrenciler şeffaflık, özgürlük, haklar ve kamuculuk için sokaklardaydı. Ben demeyip kendilerini geri çekerek, ortak talepleri öne çıkardılar. Listelerinde yer alan adayların: -Öğrenci olmaması, -Daha önce hiçbir zaman iktidar koalisyonunda yer almamış olması, -Daha önce hiçbir zaman parlamentodaki muhalefetin bir yetkilisi olmamış olması, -Yürütme veya yasama organlarında görev yapmamış olması gerekiyordu.

Şimdi “Öğrenciler yönetebilir mi?”, “Bu lidersiz hareket birbirine düşer mi?” soruları havada uçuşuyor. Netanyahu’nun yerine gelecek ondan farklı mı olacak? sorusu gibi.

Durun hele, Netanyahu da gitsin bir. Sonra Trump kendi memleketinde yenilgiyi tatsın. Biraz keyiflenelim. 

İlgili Haberler