26 September 2026, Saturday
Görmediğime İnanmam!
Ekonomi

Görmediğime İnanmam!

Adam laf arasında “Ben görmediğim hiçbir şeye inanmam.” dedi. Ben de o adam gittikten sonra bu iddiayı kutsal kitabımıza hem yerin altındakilere hem de yerin üstündekilere sormayı düşündüm. Onlar bu hayati noktada daha...

Adam laf arasında “Ben görmediğim hiçbir şeye inanmam.” dedi. Ben de o adam gittikten sonra bu iddiayı kutsal kitabımıza hem yerin altındakilere hem de yerin üstündekilere sormayı düşündüm. Onlar bu hayati noktada daha çok konuşsun, biz de dinleyelim, tefekkür edelim ve yeniden iman edelim; bir kez daha iman ve İslam nimetinden dolayı elhamdülillah diyelim.

Gerçekten gözümüzle görmediğimiz her şeyi inkâr etmemiz, inanmamamız, benimsememiz, hayatımızın içine dâhil etmememiz mi gerekiyor? Biz insanoğlu ayetin ifadesiyle gerçekten çok zalim, cahil ve nankörüz. Bizi yoktan yaratan Rabbimizi inkâr eder ve ona şaşkın aklımızla meydan okumaya kalkarız.

Az bir kokmuş sıvıya akıl, gönül, göz, kulak, el, ayak giydiren sonsuz güç ve kudret sahibi Rabbimizi bir türlü bulamaz; O’eserlerinde göremez ve hayatımızın içine katmamakta ısrar eder dururuz. Câsiye Sûresi 2- 6. ayetlerde bize Rabbimiz kendi varlığının delillerini bütün insanlara sunar: Bu kitap, Aziz ve Hakîm olan Allah tarafından indirilmiştir.  Şüphesiz göklerde ve yerde müminler için birçok ayetler vardır.  Sizin yaratılışınızda ve çeşitli canlıları yeryüzüne yaymasında kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.  Gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah’ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları yönlendirmesinde aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.   İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir.

Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık Allah´a ve ayetlerine inanmadıktan sonra hangi söze inanacaklar?  Ömer Sevinçgül şöyle bir tespitte bulunur: Akıl: “Her eserin bir ustası her şiirin bir şairi her kitabın bir yazarı her planın bir mühendisi, her resmin bir ressamı vardır. Öyleyse şu kâinat resminin de bir ressamı olmalı,” hükmünü veriyor.

Kur’an: “işte o ressam, Allah’tır.” diyor. Göz ise “hani nerede? Ben niye göremiyorum ya!” diye şaşkınlık içinde sızlanıyor.

Hangisine güveneceğiz? Benzeri hayvanlarda da bulunan göze mi, yoksa insanı diğer varlıklardan üstün kılan mı? “Görmediğime inanmam demek”le “ben gözlerimle düşünürüm,” demek arasında fark yok.

Peki, o halde akıl ne işe yarayacak? “Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun. Nasıl oluyor ki nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?” "Evet, şu perişan dünyada, avare nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hamisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu avare nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, malikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar." "Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder.

O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur." Acaba Rabbimizi gerçekten sayısız eserlerinde göremeyecek kadar düşünme fakiri miyiz? Hayâlî Bey’e ait olan bu beyit bize Rabbimizi yarattığı eserlerin içinde aramak gerektiğini söyler: Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı kâinatın, âlemin içindedir; ancak insanlar O'aramayı bilmezler. Tıpkı suyun, denizin içinde yaşayan balıkların denizin ne olduğunu bilmemesi, farkında olmaması gibi) Recaîzâde Mahmut Ekrem kâinat kitabının manasını tefekkür etmenin bizi Rabbimize götürdüğünü söyler: Bir Kitabullah-ı Âzam'dır serâser kâinat Hangi harfi yoklasan, mânâsı hep Allah çıkar.

(Kâinat baştanbaşa Allah’ın en büyük kitabıdır. Bu büyük kitabın hangi harfini okusan, arka planındaki yaratılış gayesinin, manasının hep Allah olduğunu görürsün. Kâinatın hangi zerresi üzerinde tefekkür etsen, seni Allah’a ulaştırır.) Mevlânâ Hazretleri dünyada büyük kudret olan göremeyenlerin perişan hâlini şu teşbihle anlatır: “Bir öküz, Bağdat’a gitmişti.

Muazzam tabiî güzelliklerle dolu Dicle’nin aktığı, kâşanelerle bağlar ve bahçelerle müzeyyen şehri baştanbaşa dolaştı. Fakat bu mükemmel manzaraların hiçbirini göremedi, onun gözü ancak mezbelelik yerlerdeki kavun, karpuz kabuklarını gördü.” Yunus Emre “Ey Dün Bugün Hak İsteyen”şiirinde gözünün baktığı yerdedir, Çdiyor. Tabi görenedir, görene görebilen gözlere; köre nedir, köre ne?

İy dün ü gün Hak isteyen bilmez misin Hak kandadur Her kandasam anda hâzır kanda bakarsam İstemegil Hak'ı ırak gönüldedür Hakk'a turak Sen senligün elden bırak tenden içerü câGir gönüle bulasın Tûr sen-ben dimek defterin dür Key güher er gönlindedür sanma ki ol ummâOl ummânda yüz bin güher bir katreye benzer tamâm Ol câna yok zamân-zevâl zevâlli cân hayvâHer kanda ki gözin baka Çalap hâzırdur mutlaka Şol cân ki tapmadı Hak'a assısı yok ziyâEyle sûretüni vîrân cân sırrıdur ana iren Bâtın gözidür dost gören zâhir gözi gözüdür dost gören, gözü yabandadır.) Çün sûretün vîrân ola gönlün bâgı cinân ola Cânun genci vîrân ola çünki bu genc vîrâHer kim gaflet içre geçer cânı zevâl suyın içer Derviş sırrı Arş'dan uçar gerçegi yir yüzindedüMiskîn Yûnus gözün aç bak iki cihân toptolu Hak Sıdk odına gümânı yak ol eşkere pinhâ

İlgili Haberler